1980’lerden bugüne hedef TSK

1980’lerden bugüne hedef TSK

Cemaat yurtlarında askeri okul sınavlarının yanıtlarını ezberlettiler, Kuran’a el bastırarak soruları verdiler

Soruların çalındığını’ söyleyenlerin dikkate alınmadığı yılların ardından Türkiye tipi bir aydınlanmayla ardı ardına çalıntı sorularla ilgili soruşturmalar açıldı.

İtiraflar, dijital sisteme geçilmeden önce aslında soruların çalınmaya başladığını da gösteriyordu. 15 Temmuz soruşturmaları sırasında ifade veren verenlerin itirafları, 1985’teki askeri liseye giriş sınavı sorularının cemaate ait yurtlarda öğrencilere ezberletildiğini gösteriyor.

Trabzon Başsavcılığı’nın cemaatin mahrem yapılanmasına ilişkin yürüttüğü soruşturmada gözaltına alınan iki albay ve emekli bir yarbayın ifadeleri de bunu gösterir nitelikte.

Albay K.K., savcılık ifadesinde, 1985’te, Çorum’daki bir cemaat yurdunda askeri okullara hazırlandıklarını anlatırken, aynı dönemde yurtta kalan bazı askerlerin de ismini verdi. Bu isimler de gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan R.A., Türkçe sorularının kendilerine ezberletildiğini ve hepsinin sınavda çıktığını anlattı. R.A.’nın anlattıkları bununla sınırlı değildi. Cemaat sadece soruları vermiyordu, işi garantiye alıyordu. Yurtta sağlık kontrolünden geçirildiklerini, renk körü çıktığını anlatan R.A, bunun üzerine sınavı geçince kendisinin yerine başkasının sağlık kontrolüne sokulduğu ve Kuleli Askeri Lisesi’ne girdiğini de aktardı.

“1999 sonrası Harp Okulu mezunu  kurmay subayların çoğu örgüt üyesi”

1991’deki sınav öncesinde soruların verildiğini anlatan sanık askerlerden M.B. de şunları söylüyor:

“Sınava yakın bir dönemde bu öğrenci evinde bana 200’e yakın soru verildi. Sınava girdiğimde sorulan soruların yaklaşık 80’inin doğru olduğunu gördüm. Bana bu sınavın sorularını gittiğim evin abisi olan ODTÜ öğrencisi olduğunu hatırladığım Serdar veya Ekrem isimli kişi vermişti. Hatırladığım kadarıyla bu kişinin gerçek ismi Ekrem, kod adı ise Serdar’dı. İki ismini de kullanıyordu. ‘Koray’ kod adlı bir ‘abi’ de 2007’de kurmaylık sınavlarına hazırlanmam için yönlendirdi. O dönemde Koray’la sohbetlere gidiyordum. Koray 2007 kurmaylık sınavından 7 ay kadar önce bana bir USB verdi. Bu USB’nin içinde sınavda çıkacak konulara ilişkin geniş bir kaynak vardı. Ben bu USB’deki verilere çalıştım. Sınav zamanı yaklaştıkça bana başka USB’ler de getirdi. Ben bu USB’lerdeki örnek sorulara da çalıştım. Ben eşimle evlenmeden bir süre önce kurmaylık sınavını kazandım. 1998, 1999 ve sonrasındaki Harp Okulu mezunlarından kurmay subayların büyük çoğunluğunun örgüt üyesi olduğunu düşünüyorum.”
 

“Kuran’a el bastırarak yemin ettirip soruları verdiler”

2013’teki Askeri Liselere Giriş Sınavı ile ilgili soruşturmada ifade veren öğrencilerden F.B. de şunları anlatıyor:

“Ücretsiz matematik kursu için gittiğim dershanede ismini Osman olarak bildiğim ağabeyle tanıştım. Meslek seçimimizi bile ağabeyler yapıyordu. Sınav yaklaştığında beni başka bir eve götürdüler. Son bir hafta bizi bu evden hiç çıkarmadılar. Bize yemin ettirerek soruları ezberlettiler. Soruları ezberlettiren ağabey bize ‘Kitapçıklarda işlem yapın, soruların altını çizin. Soruları açtığınızda şaşırdığınızı belli etmeyin, salonda kamera var. Sınavın sonuna kadar bekleyin, erken çıkmayın, dışarı çıktığınızda da çok iyi geçti filan demeyin’ diye tembihledi. Israrla bu soruların sınavdaki sorularla aynı olup olmadığını sordum lakin ‘aynısı olmadığını, benzeri olduğunu’ söylediler. Ancak 2013 Nisan ayında girdiğim sınavda soruların bize ezberletilen sorular olduğunu ancak şıkların yerinin değiştirildiğini fark ettim. Sınavdan sonra da bu konulardan kimseye bahsetmememiz konusunda sıkı sıkı tembihlediler. Sorular verilince Kur’an-ı Kerim’e el bastırarak, bu evde olup bitenleri kimseye anlatmayacağıma dair yemin verdirdi. Sınavda, ezberlediğim soruların 60 tanesi aynen, geri kalan 20 sorunun da şıklarının yerlerinin değiştirilmiş olarak çıktığını gördüm.”

968843-2-t.jpg


Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın emir subayı Levent Türkkan (sağda)

Genelkurmay Başkanı’nın emir subayı

Darbe girişimi sırasında rehin alınan, eski Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın emir subayı Levent Türkkan da savcılık aşamasında çalıntı sorulardan açıkça söz ediyor. Türkkan, sonradan bu ifadelerini yalanladı. Ancak anlatımları diğer anlatımlarla uyumlu:

“O tarihlerde Bursa Cumhuriyet Lisesi ortaokul kısmında okuyordum. İyi ve geleceği parlak bir öğrenciydim. Ortaokulda cemaatin abileriyle tanışmıştım. O tarihte Serdar, Musa kod adlı üniversite öğrencisi abiler vardı. Ben lisenin resmi pansiyonunda kalıyordum. Bu abiler pansiyona gidip geliyorlardı. Ben ve benim gibilere namaz kıldırıyorlardı. Sonra beni kendi cemaat evlerine götürmeye başladılar. Ben 5 yaşından beri subay olmayı hayal ediyordum. Ailem de beni bu şekilde kanalize ediyordu. Benim bu idealim cemaatin ekmeğine tuz biber oldu. Benim subay olmak istememe çok memnun oldular. 1989 yılında Işıklar Askeri Lisesi’nin sınavlarına girdim. Sınavı kendi bilgilerimle kazanacağımdan emindim, cemaatteki abilerim de emindi. Fakat yine de bana sınav olmadan önceki gece yarısı getirip soruları verdiler. Soruları Serdar abi getirmişti. Elinde bilgisayar çıktısı şeklinde sorular vardı. Şıkların üzerine cevaplar işaretlenmişti. Zaten bildiğim şeylerdi. Okudum, ezberledim.”

TSK’da ‘altın nesil’ planı ve Bylock ağında tedbir talimatları

Cemaatin TSK’ye ilgisi sır değil. Fethullah Gülen’in, mülkiye, adliye ve emniyetle birlikte hedef gösterdiği TSK’da ‘altın nesil’ yetiştirmek cemaatin uzun yıllara dayanan en önemli stratejisi oldu.

Soruşturmalar gösteriyor ki, cemaat bunun için askeri okulların sınav sorularının sızdırılmasına büyük önem vermiş, 1970’lerde önceki yılların sorularının yanıtlarını ezberleterek çıktığı yolda, TSK içinde ve ÖSYM’de güçlendikçe soruların elde edilmesi yöntemine geçmiş. Dijitale geçişle birlikte işler daha da kolaylaşmış. Gelinen noktada sadece sorular çalınmıyor, soruların dağıtıldığı kişilere, nasıl tedbir alacakları da anlatılıyor. Soruşturma dosyalarına giren Bylock yazışmalarında tedbirler şöyle sıralanıyor.

Başvuru kılavuzunu önce biz, sonra adayın okuması Sosyal medya temizliğinin yapılması, hesabın kapatılması Kuruma verilen telefon numarası ve elektronik postanın temiz olması Aboneliklerin iptal edilmesi Adres bilgisinin değiştirilmesi İnternet kafeden başvurulması  
Fethullah Gülen hakkknda dava açan ve gizlice yapılmış kaset kayıtlarının ardından tasfiye edilen dönemin Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel

1980’li yıllardan bu yana, farklı kurumlar tarafından cemaatin TSK’ya sızması konusunda soruşturmalar da açılmış. Ancak soruşturmalardan esaslı bir sonuç çıkmamış. 1999’da Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’in açtığı davanın bir bölümü de kamu kurumlarına ve TSK’ya sızılması ile ilgiliydi ancak o dava da beraatle sonuçlandı. Yıllardır herkesin bildiği ‘sırların’ şimdi konjonktürel olarak soruşturulması süreci bugün yaşanan.

Vahim tablo: Cemaat kura torbalarına bile girdi

Cemaatle ilgili açılan davalardan en önemlileri çatı davaları. Ankara’da görülen, “FETÖ çatı davası”nın iddianamesine göre, sadece son 10 yılda, bine yakın Işık Evi’nde, 30 bin öğrenci sınavlara hazırlandı. Bunlardan kaçı çalıntı sorularla kamuya yerleşti, bilinmiyor.

Emniyete ve adliyeye sızma girişimleri de 80’lerden itibaren başladı ve 90’larda hız kazanarak bugüne kadar devam etti. 90’larda göreve yeni başlayacak emniyet mensuplarının kura çekim töreninde, kuranın çekildiği torbanın iki bölümden oluştuğu, bunlardan birinde sadece cemaat mensuplarının isimlerinin bulunduğu bile saptandı lakin sızmalar yine engellenemedi. Defalarca soruşturma raporları hazırlandı ancak bir süre sonra raporları hazırlayanlar skandallarla karşı karşıya kaldı. Polis Akademisi sınavları, hâkim ve savcılık sınavları, KPSS, KPDS, hiçbirinin birbirinden farkı yok.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na, ÖSYM’ye, TÜBİTAK’a aynı anda hakim olabilen, bu usulsüzlükleri soruşturmakla görevli emniyet ve savcılık makamlarını ele geçiren bir yapıdan söz ediyoruz.

Nasıl bu duruma gelindi?

Sınav sorularının ele geçirilmesi, kurumlara sızılması denildiğinde tabloyu anlamak çok kolay değil. Bir de cemaatin yetiştirdiği kişilerin yetkili makamlara getirilmesinden bahsetmek gerekiyor. 2006’dan itibaren, Ergenekon soruşturmasının da başlamasından önce Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti, cemaat kadrolarını, devletin en önemli makamlarına getirmeye başladı. Ülke genelindeki özel yetkili savcılıklar, emniyetin terör, istihbarat ve kaçakçılık şubeleri, daire başkanlıkları ağırlıklı olarak cemaat mensuplarına emanet edildi. Zaten soruları çalabilen, kurumların alt mevkilerini dolduran cemaat için bundan sonrası kolaydı. Engel olarak gördükleri isimler tasfiye edildi, daha altta kalmış cemaat mensuplarının önü açıldı.

TSK’da, emniyette, adliyede artık kritik bütün kadrolara cemaat mensupları yerleştirilmişti. Bu dönemde uyarılara kulak asmayan Adalet ve Kalkınma Partisi ve destekçileri -ki dönemin Adalet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ bu durumu, muhalefete “17/25 Aralık’a kadar biz size inanmadık, 17/25 Aralık’tan sonra da siz bize” diyerek itiraf etmişti-, cemaate neden ‘hizmet’ denilmediğini sorguluyor, ‘hizmet’ demeyenleri fişliyor, cemaat tarafından sızdırılan haberleri yapmayanları Ergenekoncu olarak yaftalıyordu.

Bu kesime göre 17/25 Aralık’a kadar cemaatin gerçek yüzünü görmek mümkün değildi. Bütün açıklığına rağmen görmüyorlardı, zira herkes aynı kaynaklardan besleniyordu. Gazeteler, televizyonlar, devlet kadroları, danışmanlıklar, ajanslar vb. ile oluşturulmuş büyük bir sermaye havuzu vardı ve herkes payını alıyordu. Bu sistem içinde yer alan hiç kimse bu düzenin böyle sonlanacağını, 17/25 Aralık 2013 sürecini, sonrasında 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimini tahmin etmemişti. Ancak 15 Temmuz sonrasında da yine ekranlara çıkan, gazetelerde yazan kişiler aynıydı. Bu kez, “Biz gerçeği gördükten sonra tavır aldık, siz ne yaptınız?” diyebiliyorlardı. Gerçeğin görülmesi için kendilerine de uzanan cemaat soruşturmalarının açılması gerekmişti.

‘Çalıntı soru’ memurları 500 binin üzerinde

Tahminler, devlet kadrolarına çalıntı sorularla yerleşen 500 bini aşkın kişinin olduğu yönünde. Onlarca dava ve soruşturma söz konusu, ancak soruşturulanların sayısı bu sayının yanına bile yaklaşamıyor. KHK ile ihraç edilen kamu görevlilerinden ne kadarı çalıntı sorularla devlete yerleşmişti, bu da bilinmiyor. Zira yürütülen soruşturmalardan yakın tarihli bir bölümü dışında bu konuda bir sonuç almak çok da mümkün değil.

Cemaatin doldurduğu kadrolar nedeniyle hakları gasp edilen, kamuya giremeyen, yıllarca bekleyen yüz binlerce insan var. Bu insanların hak kaybının bir telafisi de yok.

Peki, ders alındı mı, öyle görünmüyor. Bugün de farklı cemaatler, tarikatlar, gruplar devlet kadroları için mücadele içinde. Mülakat sisteminden hâlâ vazgeçilmiş değil. Yetkili makamlara sorarsanız artık mükemmel sınavlar yapılıyor ve soruların sızma ihtimali yok. Ancak kimsenin adil ve liyakata dayalı bir sistem kurulduğuna yönelik inancı da yok.

Devlet hâlâ çalıntı sorularla kadrolara yerleşen ve sessizce çalışmaya devam edenlerin belirlenmesine çalışıyor. Ancak kimi zaman ‘iltisak’ gerekçesiyle, suçsuzluğu kanıtlanmış olanlara bile kapılarını yeniden açmayan devlet, bir dönem tutukladığı, görevden aldığı bazı üst düzey bürokratları, akademisyenleri üst düzey kadrolara yerleştiriyor. Bir standart da yok. Ve iktidara yakın ya da uzak herkes biliyor ki devlet kadrolarına yerleşebilmek her zaman zor olsa da gelinen noktada bunun için yine ilişkiler etkili. Onlarca tarikat ve cemaatin devlet içinde örgütlenme çabaları sürüyor ve devlet kadroları tarafından hoş bakıldıkları da ortada.

FETÖ’yle ilgili eleştirileri o dönem duymazdan gelen iktidar, bugün de eleştirilere tepkiyle karşılık veriyor.

Ama yine 2016’ya dönerek, darbe girişiminden sonra yapılmaya çalışılan özeleştiriyle, “Aldatıldık” diyen Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sözleriyle bitirmek, geçmişi ve bugünü yorumlamayı kolaylaştırıyor:

Yurtdışında yürüttükleri eğitim faaliyetlerinin hatırına bunlara müsamaha gösterdik. Hatta ve hatta Allah dedikleri için müsamaha gösterdik. Ortak bir yanımız var, dedik. Ama aynı menzile giden farklı yollardan bir yapı gördüğümüz yapının sinsi emellerin örtüsü olduğunu uzun süre göremedik. 2010 yılından itibaren bu tespiti paylaştığım üst kademe yöneticisi oldu. O yıldan itibaren tavrımız değişti. 2012 yılından itibaren bu yapıyla ilgili rezervlerimizi ortaya koyduk… Şayet, 17-25 Aralık sonrasında aldığımız önlemler olmasaydı, özellikle yargıda aldığımız önlemler olmasaydı bu darbe girişimi muhtemelen sadece Silahlı Kuvveler içindeki bir grup silahlı teröristin değil, polisiyle, yargısıyla, bürokrasinin diğer unsurlarının katılımıyla çok daha büyük bir tehdit olarak karşımıza çıkacaktı. Her şeye rağmen, bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsü içerisindeyim. Bundan dolayı hem Rabbimize hem de milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de milletim de bizi affetsin.

GENEL