6’lı Masanın anayasa değişikliği önerisi hürriyetleri geri getirecek mi?

6’lı Masanın anayasa değişikliği önerisi hürriyetleri geri getirecek mi?

DEVA Partisi Genel Merkez Seçim İşleri Başkan Yardımcısı, avukat Esra Poyraz yazdı.

28 Kasım 2022’de CHP, Demokrat Parti, Gelecek Partisi, DEVA Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem'e geçiş için gereken Anayasa değişikliği önerisini, 6 siyasi parti liderinin katıldığı programla kamuoyuna açıkladı.
Herkesin merakla beklediği, 84 madde ve 9 başlıktan oluşan Anayasa değişikliği önerisi “Şimdi Demokrasi Zamanı” sloganıyla kamuoyuna açıklandı.
Tasarıya göre partili cumhurbaşkanlığı dönemi kapanacak. Anayasaya özgürlükçü bir anlayış kazandırılacak. Meclis güçlü, Yargı bağımsız, Yürütme istikrarlı olacağı görülmektedir.
Öneri metninin genel gerekçesinde ön önemli unsur neydi diye düşünürsek, şüphesiz “1982 Anayasasının 84 maddesinde ve 9 bölüm başlığı, alt başlık ve madde başlığında yaptığımız değişiklik önerilerimizle, etkin ve katılımcı bir yasama; istikrarlı, şeffaf ve hesap verebilir bir yürütme; bağımsız ve tarafsız bir yargı; kurumsal kültürün hâkim olduğu bir kamu yönetimi ile kuvvetler ayrılığının tesis edildiği güçlü, özgürlükçü, demokratik, adil bir sistem inşa etme kararlılığı içindeyiz” açıklamasıdır.
Ama önerinin en dikkat çekici tarafı ise; “Hürriyet esas, sınırlama istisnadır” şeklinde tanımlayan metinde, Anayasanın ikinci kısmının başlığını “Temel Hak ve Hürriyetler” olarak değiştirerek otoriter anayasacılık anlayışına karşı demokratik ve özgürlükçü anayasa inşasını” esas alacağı belirtilmesiydi.
Peki altılı masanın Anayasa değişikliği önerisi ile Kuvvetler ayrılığı tesis edileceği bir yapıda 84 maddeden oluşan esaslı düzenlemeler neyi amaçlıyor? Bu değişikliklerle esaslı hürriyete nasıl kavuşulacak? Öneriye bakıldığında, Kuvvetler ayrılığının vurgulandığı yeni sistemde yasamanın etkin ve katılımcı, yürütmenin istikrarlı, şeffaf ve hesap verebilir, yargının ise bağımsız ve tarafsız olması hedefleniyor, yani hukuk devletinin olmazsa olmazları hedefleniyor.
Montesquieu’nün söylediği gibi, yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin tek elde toplandığı bir sistemde hiçbir şekilde hürriyet olmaz.
Önerinin gerekçesinde iddialı bir söylemle “sadece bir hükümet sistemi değişikliğinden ibaret olmadığı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi altında bağımsızlığını kaybederek hukukun üstünlüğünün güvencesi olmaktan uzaklaşan yargı organı, gerçek bir hukuk devletinin gerektirdiği bağımsızlığına kavuşturulacağı, böylece yargı organı, Anayasanın ve hukukun üstünlüğünün teminatı haline gelerek vatandaşların anayasal hürriyetlerinin garantisi olma işlevini yerine getirebileceği, bu sayede vatandaşlar, geleceğe güvenle bakabilecekleri huzurlu bir ortama kavuşacakları” vaat edilmektedir.
Altılı masanın Anayasa değişikliği önerisine en çok getirilen eleştirilen biri de, “vaat edilen demokratik adımlar ve hürriyetler için anayasa değişikliği ile düzenleme getirmenin yeterli olduğu, sistem değişikliğine gerek olmadığı” şeklindeki ifadeler.
Örnek aldığımız batılı toplumların demokratikleşme sürecine baktığımızda 16 Ağustos 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinin 16’ncı maddesindeki “Hakların güvence altına alınmadığı ve kuvvetler ayrılığının olmadığı bir toplumda anayasa da yoktur” ifadesi boşuna yer almamıştır.
Esasen Osmanlı-Türk anayasal gelişmesinde her zaman ‘meclis üstünlüğü’ ilkesi egemendir. Tarihi sürece bakıldığında 1909 anayasa değişiklikleriyle meclisin yetkileri artırılmış ve o tarihten, 16 Nisan 2017 yılına dek, meclisin üstünlüğü ilkesi hep korunmuştur.
Ülkemizin 150 yıl önce başlayan siyasal sistem adımlarında kuvvetler ayrılığına doğru yol alınmışken, 2017 yılı değişikliği ile mevcut Anayasamız tüm yürütme yetkilerini Cumhurbaşkanına veriyor. Nasıl mı? Cumhurbaşkanının yasama alanına dahil olarak tek başına kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmiştir. Cumhurbaşkanı Meclis’i dilediği zaman feshedebilir. 
Mevcut Anayasamıza göre “seçimlerin yenilenmesi” demek, hem TBMM seçimlerinin, hem de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yenilenmesi demektir. TBMM ise, kendisinin ve Cumhurbaşkanının seçiminin yenilenmesine ancak üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla karar verebilir. Yani TBMM’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yenilemesi, Anayasa değişikliği yapması ile eş değer derece zordur. 
TBMM ve Cumhurbaşkanının seçimin yenilenmesi ilişkin sahip olduğu yetkilerin eş değer olduğu söylenemez. Bu durumsa silahların eşitliği ilkesine şüphe düşürüyor.
Öte yandan Cumhurbaşkanı tarafsız değil partili olabilir. Yasal olarak Cumhurbaşkanının hem yürütmenin başı hem de partisinin başında miting yapma hak ve yetkisi var. 
Ayrıca 2017 yılı değişikliği ile mevcut Anayasamıza göre, milletvekillerinin seçildiği genel seçim ile Cumhurbaşkanın seçimleri de birlikte yenileniyor. Buna hem Cumhurbaşkanının parlamentoyu fesih hem de meclisin seçimleri yenileme kararı alması dahil. 
Altılı masanın Anayasa değişikliği önerisi KUVVETLER AYRILIĞI için neler getiriyor?

  • Cumhurbaşkanını halk seçecek, bir defa seçilebilecek.
  • TBMM ve cumhurbaşkanlığı seçim döneminin belirlendiği Anayasa’nın 77. maddesinden, cumhurbaşkanlığı seçimleri ayrılacak. Anayasa’nın 101. maddesinde yapılacak değişiklikle Cumhurbaşkanı’nın görev süresi yedi yıl olacak ve yalnızca bir kez seçilebilecek.
  • Cumhurbaşkanının, seçimle beraber partisiyle ilişkisi sona erecek. Görevi sona eren bir cumhurbaşkanı, seçimle gelinen siyasi bir görev üstlenemeyecek.
  • Yürütme organı Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulundan oluşacak. Yürütme alanındaki asıl yetkiler, erkler ayrılığına uygun olarak Bakanlar Kuruluna ait olacak.
  • Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin etkisiz kıldığı yasama organının yetkilerini iade edilecek, cumhurbaşkanının veto yetkisi sona erecek. Cumhurbaşkanına geri gönderme hakkı verilecek.
  • Gensoru mekanizması, hükümet istikrarını korumak amacıyla yapıcı güvensizlik oyuyla birleştirilecek. Böylece hükümeti gensoru yoluyla düşürmekte birleşen parlamento çoğunluğu, yeni hükümetin kurulmasını sağlamadıkça görevdeki hükümetin hukukî varlığını sona erdiremeyecek.
  • Cumhurbaşkanına, TBMM Başkanı vekalet edecek. 
  • 104. madde ile cumhurbaşkanının tek başına kullanacağı yetkileri düzenlenirken, bu yetkileri erkler ayrılığına uygun olarak sembolik konularla sınırlandırılacak.

Gelelim Anayasa hukukçularından en çok duyduğumuz KUVVETLER AYRILIĞI ve KUVVETLER BİRLİĞİ müesseseleri demokrasi ve hürriyetler için neden önemlidir?
Hukukun üstünlüğünü istiyorsak öncelikle hukuk devletinin esaslı organı YARGInın bağımsız olması, yürütmeden ve yasamadan ayrılmasıdır. İşte kuvvetler ayrılığı da tam burada anlamını karşılıyor. Demokratik bir yönetimde, bağımsız bir Yargıda yol alacak isek, Yürütmenin kaptan olduğu gemide toplanmamalıyız.
Altılı masanın Anayasa değişikliği önerisinde YASAMA yani TBMM halkın tamamını temsil eden yegâne organ haline gelecektir.
Cumhurbaşkanının tek sefer seçilmesi, tekrar siyasi görev yapamayacak olması ve partisiz olması ise; otoriter yapıdan uzak, halka kendini seçtirme ve sevdirme gayesi gütmeden, tarafsız görevini yapacak bir devlet adamı modelini güçlendiriyor.
Parlamentarizm, yürütme organının, yasama organının denetiminde olduğu demokratik bir yönetim sistemi olduğuna göre; Cumhurbaşkanının da yeniden seçilme kaygısı olmadan, tarafsız, partisiz, birleştirici ve dengeleyici unsurlara hizmet eden yetkiler ile donatılması öneriliyor. 
Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda tek başına yapabileceği belirtilen işlemlerde, Devletin başı sıfatıyla yetkilendiriliyor. Diğer taraftan da Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlara göre ancak, Başbakan ve ilgili bakanın imzalarıyla yapabileceği işlemlerin çerçevesi çiziliyor.
Yürütme ise yeniden Başbakan ve Bakanlar Kurulu’na bırakılarak icracı organ halinde geliyor. Bu öneri ile getirilen sistemde yasama ve yürütme organları birbirinden kesin çizgilerle ayrıdır.
İşte bugün gelinen noktada ise bu yetkilerin kimin elinde olması gerektiğinin önemini hürriyetlerimizin sınırlanması ile daha net öğreniyoruz. Atatürk’ün bu hususta kulaklara küpe olacak bir söylemini hatırlatmak istiyorum “Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felaketler kendi talih ve geleceklerini başka birisinin eline terk etmesinden kaynaklanmıştır. Milletler egemenliklerini geçici olarak da olsa verecekleri meclislere dahi lüzumundan fazla güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile istibdat edebilirler. Ve bu istibdat şahsi istibdattan daha öldürücü olabilir.” Atatürk’ün 1923 yılında Cumhuriyeti kurarken dile getirdiği söylemleri 100 yıl öncesinden bize ışık tutmuşken yeni bir yüzyıl açılımına ihtiyaç var mı? 
Hatırlayanlarınız vardır, 2017 Anayasa değişikliğinde 1924 Anayasası’na atıfla partili Cumhurbaşkanlığı sistemini savunanlar olmuştu. Aslında 1924 Anayasası’nda cumhurbaşkanının yetkileri ve konumu hakkında bilgi sahibi olmak, bugün açısından önem taşıyor. 
1924 Anayasasını yapan birinci TBMM, Cumhurbaşkanı Atatürk’e olağanüstü yetkileri üç aylık süre sınırı ve denetim kıstasları ile vermiştir. 1924 Anayasası’nı yapan İkinci TBMM ise, Cumhurbaşkanı’na verilmesi için Komisyonun önerdiği; cumhurbaşkanının ‘seçim kararı’ (fesih yetkisi), yasaları geri çevirme yetkisinin nitelikli çoğunlukla aşılabilmesi, güvenoyuna gerek olmaması gibi üstün yetkilerin hiçbirini kabul etmemiştir.
Yani Anayasa tarihimize baktığımızda da; Cumhuriyet’in kurucusu da dahil ve sonraki devlet başkanları, mevcut Anayasa ile karşılaştırılamayacak ölçüde ‘sınırlı’ yetki sahibiydi. 
1924 Anayasası yürürlükte kaldığı 36 yıl boyunca sadece yedi değişiklik geçirmiştir. Yapılan değişiklikler ise demokratikleşme için esaslı olan ilkelerle birlikte laiklik ilkesi ile kadınlara seçme ve seçilme hakkının Anayasa’ya eklenmesidir.
1924 Anayasanın en büyük özelliği de Anayasa tek partili dönemde uygulandığı gibi, herhangi bir anayasa değişikliği gerektirmeden çok partili dönemde de uygulanmış olmasıdır. Buna sağlayan en esaslı faktör ise Anayasa’nın demokratik karakterini güçlü olması ve temel hak ve özgürlükleri üstün tutmasıdır.

Altılı masanın Anaysa değişikliği önerisinde ayrıca, Hâkimlik ve savcılık teminatını düzenleyen 139. maddeye coğrafî teminat eklenmiştir. Böylece hâkim ve savcıların bireysel bağımsızlıkları güçlendirilmiştir. Yargı mensuplarının bireysel bağımsızlıklarını güçlendirmek amacıyla ayrıca Hâkimler Kurulu ve Savcılar Kurulu şeklinde iki organ düzenlenmiştir.
Altılı masanın Anaysa değişikliği önerisi ile HSYK’nın yapısının değiştirilmesi; mevcut Anayasa’ya göre yarısı doğrudan Cumhurbaşkanınca seçilen, diğer yarısı ise TBMM tarafından seçilen HSYK üyelerinin bağımsızlığına dair olumlu bir gelişme olarak görünüyor.
Bir avukat olarak değinmeden geçemeyeceğim önemli bir değişiklik önerisi de; “Yargılama sürecinin önemli unsurlarından biri olan savunma makamını ilk kez bir anayasa hükmüyle düzenlemiş; böylece savunmaya anayasal bir statü kazandırılması, bunun doğal sonucu olarak savunma, iddia makamıyla eşit bir statüye kavuşturulması, hukuk devletinin temel unsurlarından olan adil yargılanma hakkını ve bu hakkın asli unsurlarından olan savunma hakkını güçlendirilmesi, bu yenilikle adil yargılanma hakkının bir başka unsuru olan silahların eşitliği ilkesi garanti edilmesidir.” Yargı yönünden silahların eşitliği demokratik bir hukuk devleti vazgeçilemez bir unsurdur.
Altılı masanın önerisinde; Anayasa’nın 13’üncü maddesine “Hürriyet esas sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılır” hükmü eklenecek.
Ayrıca öneride ifade özgürlüğüne anayasal güvence getirilecek. Anayasa taslağı hayata geçirilirse, ifade özgürlüğü ilk kez anayasal güvenceye alınacak,
Bilindiği gibi, mevcut Anayasa’da, ifade özgürlüğüne dair herhangi ibare yer almıyor. Anayasanın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı maddenin kapsamı genişletilecek. Düşünce ve kanaat hürriyetini düzenleyen ilgili maddeye, “ifade hürriyeti” ile eklenecek. 
Altılı masanın öngördüğü düzenleme, son dönemde dezenformasyon yasası olarak bilinen Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile eleştirilen düzenlemelere karşı ifade özgürlüğüne anayasal güvenceye almayı ve idarenin takdiri olarak düşünce hürriyetini sınırlaması yapmasını engellemeyi hedefleyen pozitif bir değişiklik olmuş.
Altılı masanın öneri metin gerekçesinde, “Bu yaptığımız, ‘toplumsal sözleşme taslağıdır” deniliyor. Rousseau’nun bizim kısaca Toplum Sözleşmesi diye bildiğimiz eserinden mi ilham alınmalı bilmem ama, tarihe bakıldığında daha özgür bir anayasa için insanoğlunun emeklerinden ders çıkarılmalıdır. Demokrasi, sadece Anayasacılığın bugün asıl vurgulanan boyutu olan insan hakları ve hukuk devleti kavramlarıyla sınırlanabilmelidir.
Sonuç olarak ne dersek diyelim, bu değişiklikler altılı masanın ancak seçimde yeterli oyu almalarıyla gerçekleşebilecek.
Mevcut Anayasanın 175. maddesine göre, anayasa değişiklikleri, 600 sandalyeli parlamentoda, en az üçte bir yani 200 milletvekili imzasıyla teklif edilebiliyor. Anayasa değişiklik teklifleri, Meclis genel kurulunda iki defa görüşülüyor. Bu tekliflerin kabulü, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu yani 360 milletvekilinin gizli oyuyla gerçekleşiyor. Anayasa değişikliğinin referanduma gitmeden olabilmesi için ise üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu olan 400 milletvekilinin desteği gerekiyor.
Buna göre, altılı masanın cumhurbaşkanı adayının, yüzde 50 artı 1 oyla seçilmesinin ötesinde, altılı masa partilerinin, parlamentoda da en az 360 oy desteğini sağlayacak bir çoğunluğunun olması gerekiyor.
Türkiye’nin hukuk devleti olmaktan hızla uzaklaştığını görmek bizi endişeye sürüklerken, “Hürriyet esas sınırlama istisnadır.” düzenlemesi başta olmak üzere hakların anayasal güvence altına alındığı Anayasa değişikliği önerileri umut verici. Anayasamızın 2. maddesinde hükme bağlandığı gibi insan haklarına saygılı, demokratik, lâik, sosyal bir hukuk devletinde yaşamak her Türk vatandaşının hakkı. AMA GÖRÜNEN O Kİ SONUÇ GENE SEÇİM SONUÇLARINA BAĞLI OLACAK.