Abdurrahman Dilipak: Geleceği yalnız Allah bilir

Abdurrahman Dilipak: Geleceği yalnız Allah bilir

Bu dünya ölümlü bir dünyadır. “Ölümü bu dünya”da anlayanlar “ölümsüzlüğün sırrı”na ermiş olacaklardır.

Ham hayaller kurmayı bırakalım. Geleceğe yön veren akıl ve irade bizim aklımız ve irademiz değil. Biz, iman edelim; iyi, güzel şeyler yapalım; sabredelim ve sabrı tavsiye edelim; aklımızı kullanalım. 

İşi ehline verelim; istişare ve şûra yapalım, şirkten ve masiyetten uzaklaşalım, kazanan biz olacağız, sonuç ne olursa olsun.

Dünya hayatı geçicidir. Bu dünyanın bir de öteki dünyası vardır ve asıl, kalıcı olan dünya odur. Aslında bu dünya “öteki”dir.

Bu dünya ölümlü bir dünyadır. “Ölümü bu dünya”da anlayanlar “ölümsüzlüğün sırrı”na ermiş olacaklardır. 

Acı”yı tadanlar acısızlığı, “hastalığı” bilenler sağlığın değeri anlayacaklar. “Karanlığı” bilenler aydınlığı anlayacaklar. 

Zaten değil mi ki, “karanlık aydınlığın yokluğudur”. Bu dünyanın gerçekliği hakikatin şahidliği sadedinde, bu “artırılmış bir sanal gerçeklik”ten başka bir şey değildir. 

Biz bu dünyada gerçeklerin basamaklarına basarak hakikata yükseleceğiz. Daha doğrusu sonsuz hakikat yolculuğunda tekamül edecek ve herkes ulaştığı basamaktan kendi cennetinin katına geçecektir. “Yerebatan”lar ise o gerçekler dünyasının tereddi basamaklarından yerin dibine doğru, cehennemin katlarından cehennemin dibine, zirvesine doğru ineceklerdir.

Bu dünya imtihan yeri. 

Sadece ve sadece imtihan yeri. 

Oyun ve eğlence yeri değil. 

Ah şunu bir bilebilsek. O servet ve iktidar eğer size rıza istikametinde bir hız, etkinlik, genişlik vermiyorsa vay halinize.

Unutmayalım ki, her şey Allah’ın iradesi içindedir.. 

Hayır da şer de! O, Kadir-i mutlaktır. Mutlak iktidar sahibidir. İktidarı zalimlere vermesinde de bir imtihan vesilesi ve bir hikmet vardır. Tıpkı Şeytan’ın yaratılışı ve ona mühlet verilmesinde bir hikmet, derin bir gerçek olduğu gibi. 

Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın, gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın”.

Bir mü’min bir musibetle karşılaştığında, eğer Allah bir zalimi onların başına musallat etmişse, Allah onların eli ile o zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek içindir. 

Biz buna CİHAD diyoruz. Eğer cihaddan kaçarsa, Allah o zalimler eliyle, o cihad kaçkınlarını cezalandırır. O iman ettik diyenler, o zalim karşısında korku ve menfaat hesabı ile sessiz kalır, ona yanaşırsa, Allah hem o yanaşanları birbirine musallat eder, hem de o zalimi o yanaşanların başına musallat eder. 

Müslümanlar eğer, toplumun çok büyük bir kısmı onlarla beraberse, kendileri çok az, zayıf kalmışsa, Allah o şehrin altını üstüne getirir. Arada kalanlar müminleri kendileri için tehdit görmeye başlamışsa, başlarına gelenlerden, ötekileri değil, itiraz ve eleştirileri sebebi ile Müslümanları suçluyorlarsa, o zaman Hicret etmek gerekir. 

Eğer Müminler kendileri savunacak kadar güçlüyseler, o zaman da “Yarab bize güç ve kuvvet ver, bize yardım et, üstümüze sabır yağdır ve bizi zalimler topluluğunun eline bırakma” diye savunma için hazırlık yaparlar. Kendilerine güç, servet ve iktidar verildiğinde de bugünlerini unutmazlar, şımarmazlar, kendilerine yapılanları rakiplerine ve düşmanlarına bile yapmazlar. Yoksa dün kınadıklarının hali ile hallenirler ve Allah’ın gazabı onlar için daha da çabuk ve şiddetli olur.

Geleceği yalnız Allah bilir. Şunu unutmayalım ki, ihtirasla istediğiniz her şey imtihanınız olacaktır. 

Bu anlamda kaçtığınızı sandığınız şeye doğru koşacaksınız. 

Allah (cc) bizi, mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. 

Bu, kişiler, topluluklar, ülkeler ve halklar, coğrafyalar için böyledir. Allah servet ve iktidarı, halklar ve ülkeler arasında evirir, çevirir! Akletmez misiniz! Görmez misiniz! 

Göklerin hazinesi’nin anahtarı” Allah’tan başka kimsenin elinde değil. “Göklerin ordusunun komuta’sı” da öyle. Saltanatın itibarı halkın yanında, Hakk’ın yanında değilse, bu zaaf helak sebebidir.

Ne olur, dini Allah’a has kılalım. Din ve devlet büyüklerini İlah ve Rab edinmeyelim. Bu ayetin emridir. Şeytan bizi Allah’la aldatmasın. Şeytan insanları Allah’la bile aldatıyorsa, lider, örgüt, parti, şeyh, servet, iktidar, şöhret, her şey aldatır. Bakın, bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir. 

Biz bilmeyiz Allah bilir. 

Biz hayırlısını isteyelim.

Mesela, bir parti için seçimi kaybetmek, hayra vesile olmayabilir mi? Yoksa birileri geleceği biliyor da, dua ile Allah’ı kendilerince doğru olduğunu zannettikleri bir işe ikna etmeye mi çalışıyorlar. İşte bu tam da dua ile istenen beladır aslında. Biz ne olursa olsun, hayırlısını isteyelim, eş de olsa iş de!

Bizim, iman edenler olarak, “yeniden iman etmemiz” gerekiyor. Allah’ın dini yeri, göğü, ölümü ve hayatı açıklar; hep söylüyorum bizim yaşadığımız din, karı-koca, gelin-kaynana, işçi-patron, memur-amir arasındaki ihtilafı bile çözmüyor. 

İman ettik” demekle yakamızın bırakılmayacağını bilelim, falan tarikatın, falan koluna bağlı olmakla da otomatikman kurtulamayacağımızı da bilmemiz gerek.

Herkes aklı kadar iman edecek, aklı kadar iş yapacak. 

Toplumun zeka yaşı ortada. Din “güzel ahlakı tamamlamak üzere” gönderildiğine göre, ahlaki seviyemiz de ortada. 

Ehliyet- liyakat, istişare-şûra, rüşvet-torpil, adalet konusunda halimiz de ortada. Bu durumda herkes kendi şahsının, ailesinin, toplumun, ülkesinin, notunu kendisi versin. 

Bu konuda bir formül vereyim, Allah’ın sizin hakkınızdaki hükmünü, ya da kim kimdir merak ediyorsanız, Allah’ın onları neyle meşgul ettiğine bakın, onların sözlerine, işlerine, çevrelerine bakın, eğer sözleri ve işleri birbirine uymuyorsa, söylerine değil, ellerine ve ayaklarına bakın, ne söylediklerine değil, ne yapıyor ve nereye gidiyorlar. Parmakları ile işaretledikleri yöne değil, önünde durup arkalarına sakladıklarına bakın. Selâm ve dua ile.

Etiketler :