Abdurrahman Dilipak: Hiçbir ibadeti hakkı ile yapmıyoruz

Abdurrahman Dilipak: Hiçbir ibadeti hakkı ile yapmıyoruz

Bu “Bayram”, diğer dünyevi bayramlara benzemez. Oyun ya da eğlence ile kutlanmaz.

Ve bugün bayram.. 

Bugünlerin insanlığın uyanışına vesile olması duası ile bayramımızı tebrik ediyorum.

Bu “Bayram”, diğer dünyevi bayramlara benzemez. Oyun ya da eğlence ile kutlanmaz.

Mesela başkaları için “ölüm” korkutucu, insanın ağzının tadını kaçıran bir şeydir. 

Ama kimileri için “asude bir bahar ülkesi”dir. Ya da “Şeb-i arus” yani “Hasretin, sürgünün” sona erdiği, ölümlü dünyada ölümsüzlük yurduna göçün adıdır.

Mesela “Şehid” için başkasının “ölüm” dediği şey “ruh’un neşesi” ve “ölümsüzlüğün” adıdır.

Her şey çok kötü görünebilir. Düşünün ki, Allah sizin ellerinizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istiyor! Bundan daha büyük mutluluk olabilir mi! Düşünün ki, karanlığın en koyu anındasınız ve Allah (cc) sizin elinizle insanlığa bir aydınlık sunmaktadır ve sizin yaptığınız her işte Allah size sağlık, sıhhat, ömrünüze bereket vermekte, dahası katlandığınız her zahmetin karşılığını size on katı, yüz katı, hatta 700 katı ile ikram olarak vermektedir. Bundan daha büyük bir saadet mi olur.

Bayramlar ve kutsal geceler bu dünyaya açılan kapılardır. Yeter ki, bunun manasını idrak edelim ve sorumluluklarının farkına varalım. 

Bu bir şahidlik ve adanıştır.

Bayramlar bizler için “Tatil” değil, sıla-i rahim vesilesidir mesela. Helalleşme vesilesidir. Günahlarımızdan arınmak için tevbe vesilesidir.

HacAh-i evran / evrensel kardeşlik için bir vesiledir. Kurban Allah yolunda can sunma, kefaret vesilesidir. Nefsinizi Allah yolunda malınızı, canınızı, sevdiklerinizi, ailenizi, yurdunuzu feda etmeye hazır mısınız. Özellikle bu bayramın böyle bir anlamı var. Anne ve baba; çocuklarını feda etmeyi göze alabilir mi? Mesela birileri hemen “bu nasıl din” diyecektir. “Anne-baba-çocukların ölümü” üzerine plan yapılıyor diyebilir. 

Tabii onlar Kurbanın ve Şeytan taşlamanın manasının farkında olmadıkları için bu hükümlerin de anlamını bilmeyeceklerdir. 

Ama biz de suçluyuz, bunları yeteri kadar, anlaşılır bir şekilde anlatmadık. Allah’a sunduğunuz her şeye Allah’ın ikramının ne yönde olduğunu, İsmail (as)’ın nasıl kurtulduğunu bilmek gerekiyor. Ecel, Kader, Rızık nedir bilmeden bunları anlamak mümkün değil.

Hz. İhrahim, Hz. Haacer ve Hz. İsmail’i anlamadan Haccı da Kurbanı da anlayamayız.

İlginçtir. Hac da Kurban da Hz. Adem’le başlar. Kâbe’yi ilk inşa eden Hz. Adem’di. İlk Kurban Hz. Habil ve Kabil için bağışlanma umudu ile teklif edilmişti. 

Hz. Musa’nın kavmine teklif edilen Kurban da yine kefaret içindi. 

O günkü sapmayı örnek veren Allah kitabında Peygamberimiz üzerinden “Kestiğiniz hayvanın eti, kanı, derisi Allah’a ulaşacak değildir. Allaha ulaşacak olan sizin takvanızdır” der mealen.

Aslında biz bugün hiçbir ibadeti, tam, eksiksiz, hakkı ile yap(a)mıyoruz. Cami hayatımızın merkezinde yer almıyor. Sadece bir farzı ayn ibadetler için kullanıyoruz. Oysa farzı kifaye ibadetlerin de pay edildiği mekanlar olması gerekirdi. Bu mekanların aynı zamanda kefalet merkezi olması gerekir ki. Cami olan mahalde cami, yetimlerin, dulların, yolda kalmışların, hatta o mahaldeki bitki ya da hayvan olsun her canlının kefilidir. 

Cami bir mekteptir.

Hac da öyle aslında. Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere, Cidde ayrı ayrı düşünülmesi gereken mekanlar. Arafat, müzdelife, Cemarat, Akabe, Harem, Safa ile Merve’nin, Zemzemin hepsinin ayrı anlamları var. Mesela Hac öncesi ve sonrası İslam dünyasından gelenlerin buluşma yeri yine Arafat olmalı. Orada Müslümanların evrensel sorumlulukları planlanmalı. 

Hatta orada okunacak hutbe, daha önce yapılacak istişarelerle belirlenmeli, belki daha önceden bazı istişarelerle birtakım kararlar alınmalı. Müzdelife’de, herkes, her topluluk kendi hatalarından tevbe etmeli ve bu hatalara sebeb olan Şeytan’ı taşlamak için hazırlık yapmalı. Şeytan taşlarken, Hz. İbrahimHz. Hacer’in, Hz. İsmail’in yaptığı gibi, herkes kendi Şeytanını taşlamalı. Sonra Safa ile Merve arasında Haacer annemizin ayak izlerinde konuşmalıyız. Sonra Tavaf. İhramlı iken kazandığımız bir disiplini hayatımız boyunca korumaya çalışmalıyız mesela.

Bana kalırsa sanatsal, fikri, maarif ilgili çalışmalar, istişareler, ilke kararları Medine’de alınmalı.

 Sınai, ticari, iktisadi ürünler, Cidde’de sergilenmeli.

Hac da, Kurban da paylaşmanın adıdır bir yönü ile de. Müslümanlar için kederler paylaşıldıkça azalır ve mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır.

Bakın bizim geleneğimizde vererek kazanılır. Allah rızası için harcarsanız, infak ederseniz, Allah size daha fazlasını verecek. 

Sizi yeryüzünün varisi kılacak, yeryüzünü size mescid kılacak.

Allah bize muhtaç değil, Allah bizim malımız, canımız, namusumuza muhtaç değil. Allah bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek isterken, aslında bize ikramda bulunuyor. O bu süreçte önümüzdeki engelleri kaldıracak ve arkamızdan bizi destekleyecek. Düşmanlarımızın ise işlerini sarp dağlara sardıracak, onların üstlerine pislik yağdıracak.

Bu anlamda bir bakış açısına sahip olmamız gerekiyor. Ancak bu bayramların anlamını o zaman anlarız. Bayram ille de kahkahalarla gülmek anlamına gelmez, bu anlayışla. Peygamberimiz “Bildiğimi bilseydiniz, çok ağlar az gülerdiniz” diyor. Biz hüzünlü bir bayram da yapabiliriz. Hatta ağlayabiliriz de. Kudüs’ü, Kâbe’nin bugünkü halini düşünüp hüzünlenebiliriz. Müslümanların halinde, dünyanın, insanlığın haline bakıp, Allah korkusu ile gözyaşı da dökebiliriz.

Allah ölümüze de dirimize de rahmet etsin. Allah’ın rızasının tecellisinin vesilesi olalım. Bu duygu ve düşüncelerle bayramımızın bizlere mübarek bir hayata hicret için vesile olması için selâm ve dua ile.

Etiketler :