Abdurrahman Dilipak: Sahi insan Tanrı olacaksa, bu Mehdi ve Mesih’e ne gerek var

Abdurrahman Dilipak: Sahi insan Tanrı olacaksa, bu Mehdi ve Mesih’e ne gerek var

“İkinci yüzyıla çağrı Vizyon belgesi”

Kılıçdaroğlu, “Cumhuriyetin yeni yüzyılı”nda “krizi sonsuz’a kadar çözmek” için “Tek yol Devrim” dedi. “Peygamberin dahi sahip olmadığı bir güçle krizi sonsuza kadar çözmek”den söz ediyor. Bu projesi ile dünya liderliğine oynamalı. Buna göre, kimsenin hiçbir şey yapmasına gerek yok. Tek başına Kılıçdaroğlu'nun liderliği yeter! Bu Mehdiyet ve Mesihiyet iddiasından daha büyük bir iddia. “İkinci yüzyıla çağrı Vizyon belgesi” Kılıçdaroğl'unun dilinde “Ülkenin kaderini değiştirme günü” eylemine dönüşüyor. Kader, Kadir-i mutlak ve bir olan Allah’ın iradesini ifade eden bir kavram. GlobalReset’çiler, “insan Tanrı olacak” diyorlardı, Kılıçdaroğlu bu ifadesi, ülkenin kaderini değiştirme sözü verdiğine göre, bu rolü ve misyonu kabullenmiş gözüküyor. Sahi insan Tanrı olacaksa, bu Mehdi ve Mesih’e ne gerek var!?
Yeni devrim “Yeni Dünya Düzeni.” Kılıçdaroğlu 6 Ok’u dönüştürecek gibi. O da “Tek Devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak” demeyecek herhalde. İlk konuşmacı WEF’'in, GlobalReset Projesinin fikir babalarındanmış. Günümüz Çin Komunizmi'nin ekonomi ve sanayi ve sosyal, siyaset politikasını belirleyenlerden biri imiş.

Yeni dünya düzeninde Din yok ki, Laiklik olsun. Herkes tek networke bağlı bir nesne olunca, çoğunluk-azınlık diye de bir şey olmayacak. O zaman Cumhuriyetçilik ya da Demokrasi'nin bir anlamı olmayacak. Halk olmayacağına göre Halkçılık da olmaz. Millet yok ki Milliyetçilik olsun. Globalizmde Milliyetçilik olur mu? Devlet olmayacağı için Devletçilik de olmayacak. Geriye kaldı “Devrimcilik” ya da namı-ı diğer “İnkılabçılık”. CHP kendi tarihinin sonunu getirecek son adımı atıyor ve zamanın her an kendini yenileyeceği bir siber çağa merhaba derken, kendini bu noktaya taşıyan İnkılapçılığı da kapıda bırakmak zorunda.

Evet, böyle devam edemezdi, 19. YY sonunda, savaş yıllarında, Kapitalizmin, Komunizmin, Faşizmin, Siyonizm’in gölgesinde oluşan kurum ve kavramlarla 21. YY’ı açıklamak mümkün değildi.
Evet, Ufuk Coşkun’un dediği gibi “Jeremy Rifkin, WEF’in büyük sıfırlamacı ideologlarından biridir. Böyle bir adamı danışman yapmak büyük basiretsizliktir. CHP açısından siyasi intihardır.” Bu “Kahrolsun ABD” diye yola çıkan CHP’nin  “Devrimci sol” kanadı için “Küçük Amerika” durağında inmek gibi bir şey.

Bakın, McKinsey’i kimler Beştepe'ye taşımak istiyor idi ise,  CHP’ye bu tuzağı kuranlar da onların zihniyet ikizidir. Bakalım bu tezgah 6’lı masada nasıl yankı bulacak!? Sahi “Bay Kemal” göndermesi ile, “Tek Adam” rejimini eleştirirken, Mustafa Kemal'le özdeşleşen “Ebedi Milli şef, Tek Adam” rejimine de “bye bye” demiş olmuyor mu? Canlılar değişir, dinler kendini kabul etmeyeni bağlamazken bile, öldükten sonra da kuralları değişmez olan liderlere, Tanrı üstü bir değer yüklenmiş olmaz mı? Ölülerin hayatı ve fikirlerinin tartışılmazlığı, ilke ve inkılablarının değişmesinin teklif dahi edilemediği bir ülkedeki bu değişim çok büyük bir adım. Hatta bir devrim.

Hep derler ya, “Siyasi yelpazede hangi fikri-ideolojiyi dönüştürmek istiyorsan oraya ait birilerini başa getireceksin. Dindarları dönüştürmek için dindarların içinden birilerini, solu dönüştürmek için solcuların içinden birilerini, Kemalistleri dönüştürmek için Kemalistlerin içinden birini iktidara taşıyacaksın.” Demek ki Globalistler bu şekilde Kemalizm’i dönüştürmeyi kafaya koydular. Böylece sağı da, solu da, liberali de sağlam kazığa bağlanmış olur.
İlk konuşma Washington DC’den katılan Rifkin’dendi. Adam CHP ve Türkiye’den hemen hemen hiç söz etmedi, WEF’in programı için Türkiye’nin önemini anlattı. Çin’de iklim değişikliği programında aktif görev alan bu “sıfır karboncu” Z kuşağına (!?) çağrı yaparak “Dünya 5 defa resetlendi, yeni bir yokoluş tehdidi ile karşı karşıyayız. 6. Dönemin başındayız ve Akdeniz havzasındaki 22 ülke bu büyük tehditten en çok etkilenecek ülkelerin en başında yer alıyor. İnsan bu Eko-Sistemin bir parçası. Bu tehdide karşı birlikte hareket etmeliyiz. Türkiye bu hareketin merkezi olmalıdır” diyor.

Bu fikirler de ona ait: "İnsan nüfusuyla gezegenimizin biyolojik kapasitesini uyumlu hale getirmek ve kıtlıktan bolluğa doğru bir sıçrama yapmak için, zenginle yoksul arasındaki ekolojik ayak izinde yaşanan orantısızlığı ortadan kaldırmalı, bunu yaparken de insan nüfusunu azaltmalıyız” Kılıçdaroğlu'nun Amerikalı yeni danışmanı Jeremy Rifkin, Nesnelerin İnterneti ve İşbirliği Çağı kitabında şöyle diyor: "Kıtlıktan kurtulmak için insan nüfusunu azaltmalıyız."

CHP'li Faik Öztrak’a sormalı "Bizim bürokratlarımızın neyi eksik de yabancı danışman tuttunuz?" sözleri akıllara geldi. Bu Global çete ile ortaklık Şeytanla ortaklıktan çok da farklı bir şey değil, bugün dünyada bir çok kişiye göre. Keşke CHP bunun farkına varabilse.
Yılmaz Özdil, CHP ve Kılıçdaroğlu’nu bir eleştirecek oldular, CHP’tin trolleri demediklerini bırakmadılar Özdil’e, Özdil de bu hakaretleri köşesine taşıdı. Medianın hali pür melali bu. Kendilerini eleştirdin mi, ellerinden gelse, infaz kararı verirler, dünyayı onların başına yıkarlar. Bunun sağcısı solcu’su, Kemalist’i, muhafazakar’ı yok. Kime ne dersen de, onların liderine örgütüne laf söyleme.
CHP içindeki FETÖ’nün zihniyet ikizi CHP-F’liler ve CHP-F’nin Nilüferleri, Mor salkımları, Laleleri şimdi çok mutlu olmalılar. Bir takım holdingler, Türkiye’yi uluslararası sisteme pazarlamak, din, ahlak, gelenek tanımayan, biyolojik cinsiyetten azade Fahişe ve türevleri bu işlerle meşgulken, CHP’nin, akıl ve vicdan sahibi, Kuva-ı milliye’ci, Müdafa-i Hukuk’çu insanları ne yapıyor dersiniz. (Şimdi CHP’liler de ister misiniz hakkımda 81 il’de dava açsınlar) diye yazmıştım geçen gün. Henüz dava açan yok. AK Partililer daha alıngan çıktı!
Aslında İslamcılıkta, liberallik de, sağcılık ta, solculukta muhalefette iken daha kolay.  Nasıl olsa atış serbest. Bakalım 6’lı masa CHP’nin bu çıkışına nasıl tepki verecek. Şimdilik CHP cephesinde sessizlik hakim. Bir de tam zamanında  LGBT bombası ellerinde patladı.  Adaylık için Hikmet Çetin adı da telaffuz edilmeye başladı. Okyanus ötesinin de süreçte aktif olmaya başladığı söyleniyor. Kimine göre, bu iş 2. Tura kalacak, kimine göre, bu iş ikinci tura kalırsa hır çıkar.
Trol takılarının yok aslında birbirlerinden pek farkları. Dün IMF’nin kurucusu olmakla övünüyoruz, bugün IMF’yi kovduk diye övünüyoruz. Ama değişen bir şey yok aslında. FED ve LIBOR yerinde duruyor. Dünya bankası ve IMF bu sistemin ülkeleri yola getirmek için kullandığı bir aparat. NATO ile savunmayı, FAO’ile gıdayı kontrol ediyorlar. UNESCO kültür-sanat, Fulbright eğitim kontrol ediliyor. CE, TUV bir standart oluşturuyor. Dünya bir takım kavram ve kurumlarla aslında bir Labirente sokuluyor. Çıkışta da bir ödül ve diğer yolların hepsi çıkmaz. Birinden çıkınca karşınızda öbür labirenti buluyorsunuz.
AK Parti BM’nin 11 örgütüne diplomatik dokunulmazlık yanında, imtiyazlı bir statü tanımlamıştı. Danışman Kılıçdaroğlu’ndan bu konuda daha ileri gidip Türkiye’yi merkez karargah haline getirmesini istiyor. O zaman Davos, Bursa’ya Keşiş Dağına taşınabilir, bu Keşişleme sonunda ve tabi bu gerçekleşirse, bu iş bununla da kalmaz, sadece Prof. Daron Acemoğlu Nobel almakla kalmaz, Kılıçdaroğlu da Çevre ve Barış Nobel’i alır.
Rifkin iyi uçmuştu telekonferansında. Akdeniz’de 22 ülke çok hızla ısınıyormuş. Yağmur azalı mı sözkonusu imiş. Dramatik değişime karşı tedbir almak gerekiyormuş. Birlikte çalışırsak başarabilirmişiz. Türk halkı ile dayanışma içinde olmaları gerekiyormuş. Bu söyledikleri bir bilimsel gerçekmiş. Kuraklık, seller, kıtlıklar, fırtına ve tayfunlar eko sistemi altüst ediyormuş. İnsan da eko sistemin bir parçası olduğu için topyekun yokoluşa karşı, herhalde hiç olmazsa bir kısmını demeye getiriyor açıkça TransHumanizm’den söz edemeyince. Sahi Mor elbiseli bir sunucu ile ne mesaj verilmek istendi?

Erdoğan, Mc Kinsey’in Beştepe’ye yerleşmesini reddetmişti. Kılıçdaroğlu o kadroları kendi partisine davet ederek, “ben size daha sadığım” mesajı mı vermek istiyordu? Politikacı ne yapıp, ne söylediği kadar söz ve işinin nasıl anlaşılacağına dikkat etmesi gerekmez mi? O toplantı düzeni, barış ve refah vaadi, yurt içi ve dışı gezileri, bilim ve teknolojiye yapılan atıflar, istatistikli verilerle yapılan kıyaslamalar yüzyıl vizyonu toplumda “Kılıçdaroğlu AK Partiyi taklit ediyor” yorumuna sebeb oldu. Evet, bundan sonra CHP eski CHP olmayacak. Bunu trollerin de anlaması gerek. CHP kronik muhalefetten iktidara ısınmaya çalışıyor ama CHP kendi içinde en iyi bildiğini zannettiği şeyi yapıyor: Yani kendi içlerinde birbirine muhalefet ediyorlar.. Ama gözardı ettikleri bir şey var: “Tek Adam”a karşı olmak önce “tek adam rejimi”ni reddetmeleri gerek. Bu klasik CHP’nin bitmesidir. Çünkü “ebedi şef”, “tek adam” söylemi teşkilatlarda hala hakim.

Doğrusu ben o 70 kişilik beyin takımını görmedim. Her bakanlık için gölge bir bakan ve her bakanlıkla ilgili alternatif bilim ve politika kurulları oluşturacaklarını sandım ama tabi işin içinde 6’lı masa yoktu. Bakalım “Kasımpaşalı” benzetmesine “Bay Kemal” ile cevap veren Kılıçdaroğlu çıktığı yoldan geri adım atacak mı, atmayacak mı?
Yeni bir Atilla Karaosmanoğlu vakası ile mi karşı karşıyayız? Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer. Kılıçdaroğlu yeni kadrosunu açıkladı ama o heyecan oluşmadı. Jeremy Rifkin ile artık yola devam etmeleri zor. Prof. Dr. Daron Acemoğlu, Faik Öztrak, Prof. Dr. Refet Gürkaynak, Hakan Kara, Hacer Foggo ile zaten ilişkiler bir şekilde vardı. Böke, Siber CHP’in Dijital dönüşüm ofisinin başında olacak. Foggo’nun, ABD ve batılı fonlarla ortak çalışmaları, parti içinde Hablemitoğlu konusundaki duyarlı çevrelerde çok da sempatik karşılanmamış olmalı.
Kılıçdaroğlu’nun “Ey Dünya! Gözlerimize bak. İyice bak. Seninle rekabet etmeye geliyoruz. Teknolojide, sanayide, eğitimde, insan haklarında, kadın haklarında, özgürlüklerde, demokraside, hayvan haklarında, çevrecilikte, iyi olan her şeyde seninle rekabet etmeye geliyoruz” diye çıktığı yolculuk sonrası parti tabanında, teşkilatlarda ve merkezinde derin bir sessizlik hakim..
Bundan sonra ne olacak, onu hepbirlikte göreceğiz.
Selam ve dua ile.

 

Etiketler :