• Ali Haydar Nergis | Güzel gözlü merkepler…

    Ali Haydar Nergis ABC Gazetesi için yazdı…

    Fatih Altaylı üstadımız, Korona salgınına aldırmadan caddelerde, sokaklarda pervasızca dolaşanlara kızmış ve ‘’eşekler!’’ demiş; sonra da güzel gözlü, insanlığın yükünü çeken çilekeş merkeplerimize haksızlık yaptığını düşünerek onlardan özür dilemiş…

    Altaylı’nın naifliğine bir diyeceğim yok. Kullandığı ifade pek haksız sayılmaz. Çünkü, Halk arasında, ‘eşek’ sözcüğü daha çok kızgınlık duyulan insanlara karşı kullanılır. Dört ayaklı evcil hayvanımızı onlardan ayırmak için de onun saygınlığına yaraşır biçimde ‘merkep’ sözcüğüne başvurulur. İnsan nesli gibi, köpeğin de, eşeğin de iyisi, kötüsü, akıllısı, ahmağı var. Önce eşeğin olumlu yanlarından başlayayım: Öncelikle belirteyim; ben, hayvanlar aleminin en güzel gözlü yaratıklarından biri olan merkeplerimizi, kedilerden, köpeklerden daha çok severim. İnsanlığın onca ağır yükünü taşımalarına karşın, bir gün olsun yakınmazlar; yaptıkları iyilikleri başa kakmazlar. Çok da gururlular. Köpek gibi ayağınıza dolaşıp yaranmaya çalışmaz, kedi gibi sırnaşmazlar. Of! bile demeden yükünü taşır, ‘’balık bilmezse Halik bilir’’ diyerek bir kenara çekilir. Ancak, her canlı gibi onların da bazı ahmak yanları var…

    Çocukluğumun geçtiği Toroslar’ın Binboğa kolunda, geceleri köye kurt sürüleri inerdi. Karanlıkta evlerin yakınlarına kadar sokulur; köpekleri peşlerine taktıktan sonra dereye aşağı kaçarlardı. Akıllı köpekler hileyi sezer, havlamalarına karşın evleri terk etmezlerdi. Kurtları kovaladıklarını sanan bazı köpekler ise dereye kadar gider, kurnaz kurtlar ani bir dönüşüyle yem olurlardı. Sabahleyin gittiğimizde, derede cengaver köpeklerden geriye  kalan kemik yığınlarıyla karşılaşırdık.

    Eşekler ise kurdu kovaladığını sanan köpeklerden daha da saftı. Geceleri ahıra, ağıla girememişlerse,  kurtlara yem olma olasılıkları çok yüksekti. Benim çok sevdiğim emektar bir boz eşeğimiz vardı. Evin ufak tefek yüklerini taşımaktan yaşlandıktan sonra gözden çıkarılmış, kırlara terk edilmişti. Eve bağlı bir eşekti. İçeriye alınmasa da geceleri sabaha dek kapının önünden ayrılmazdı.

    Bir kış günü yine kurtlar indi köye. Köpekler havlıyor, eşek zırlıyor. Her saldırıda birkaç arkadaşını kaybeden köpekler tehlikeyi fark etmiş, kapıdan ayrılmıyorlardı. Kurt sürülerini gören bizim emektar Boz Eşek ise eve doğru geleceğine, zırlayarak kurda karşı gidiyordu. Gerçekten de eşeklerin böyle bir genetik özelliği var. Kurtlar dereye doğru gidiyor, eşek zırlayarak onları izliyordu. Karanlıktı, zırlayarak gözden kaybolup gitti. O gecenin güneşli bir sabahında havada kartallar dönmeye başladığında anladık Boz Eşeğin işinin bittiğini… Koşarak gittiğimizde, arkeolojik kazılarda  bulunmuş iskeletler gibi boylu boyunca yatıyordu karların üzerinde . O yüzden, bir deyimdir bizim yörede; kendisine zarar verecek bir girişimde bulunanlara, ‘’ Zırlayarak kurda karşı gidiyor!’’ derler.

    Demem o ki, Fatih Altaylı üstadımız gamlanmasın;  bazı köpeklerimizin ve eşeklerimizin fıtratında var böyle ahmaklıklar…