Banu Güven: Yukarı bakmaktan korkma

Banu Güven: Yukarı bakmaktan korkma

Kafayı kaldırıp bakmazsak ve üzerimize gelen tehlikenin farkına varamazsak, sadece ekonomi ya da hak ve özgürlükler konusunda değil, yaşam hakkımızla, çevre hakkımızla ilgili de geri dönüşü olmayan kayıplar yaşayacağız.

Sizce insanlığın istisnasız en büyük ortak hatası nedir? Bu soruya benim cevabım net: Üzerine gelen felaketi görmemek, görmek istememek. Akıl dışı tutumlar, rasyonaliteden uzak, olan biteni işine geldiği gibi gören, acı hakikatlerden kaçan insanların anlaşılmaz siyasi tercihleri, dünyanın neresine bakarsanız bakın, geri dönüşü olmayan sonuçlar yaratıyor.

Korona salgınını ele alalım: Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, 31 Aralık 2021 itibarıyla kayıtlara geçirilebilmiş 5 milyon 411 binden fazla ölümlü vaka var. Yaklaşık 282 milyon insan hastalığa yakalanmış.  Varyantlardan Omicron'a kadar gelmişiz, hala Covid'in bir yalan olduğunu savunanlar var. İnsanlar üçüncü dördüncü aşılarını olmuşlar, sapasağlamlar, hala dünyanın dört bir yanında "bilinmeyen uzun süreli etkilerden" bahsedenlerle karşılaşıyoruz. Her milletten aşı karşıtı var. Almanya'da tanıştığım bir Rus, beni aşı olanlara çip takıldığı konusunda ikna etmeye çalıştı. Bluetooth eşleştirmesi için telefonda beliren numaralarının, aşı olan insanların çip numaraları olduğuna inanıyordu. Bunu muhtemelen Facebook'un Rus muadili olan VKontakte'de önüne düşen bir paylaşımda okumuştu. Sonra ailece semptomları ağırca olan bir Kovid geçirdiler. Kalp hastası olmasına rağmen aşı olmayan, ileri yaştaki bir komşumuzu da maalesef geçenlerde kaybettik. Onun ölümünden önceki geceydi, Almanya'da yaşadığım şehirdeki Korona ve aşı karşıtları gösteri yapıyorlardı. Maskelerini atmış, Tarkan'ın "Kuzu Kuzu" şarkısı eşliğinde "Bize bir şey olmaz" havasında ilerlerken, maskeli ölümlüler caddenin iki tarafına dizilmiş, onları şaşkınlıkla izliyorlardı. Bu resim, insanların irrasyonel davranış eğilimini ve yarattığı ayrılıkları, karşıtlıkları çok iyi canlandıran bir kare olarak hafızamda yer etti.

Daha sonra izlediğim Netflix yapımı "Don't Look Up" (Yukarı Bakma) filmi, bu resmi daha da netleştirdi. İzlemeyen varsa, özetleyeyim: Dünyanın sonunu getirecek bir göktaşı hızla yaklaşıyor. Bir tarafta bilim - akıl var, diğer taraftaysa siyasi ve ekonomik iktidar hırsı. Jennifer Lawrence hakkı teslim edilmeyen bilim kadınını, Leonardo DiCaprio özgüveni eksik, o yüzden "fırsatlara" sırtını pek dönemeyen bilim adamını, Meryl Streep bir nevi Donald Trump'ı, Cate Blanchett iktidarı işinden çok seven TV sunucusunu, Mark Rylance ise uzayı bile sömürmenin fırsatını kollayan, Elon Musk, Jeff Bezos, Steve Jobs karışımı bir karakteri canlandırıyor. Bir tarafta "Hop millet, yukarı bakın! Sonunuz yaklaşıyor. Bir önlem almazsak her şey bitecek" diyenler, diğer tarafta "Bize güvenin, yukarı bakmayın! Durmak yok, yola devam" mesajı verenler.

Film haliyle insanın zihninde birçok çağrışım yaratıyor. Mesela benim aklıma, TL döviz karşısında saniye saniye değer kaybederken, "Dolar dünyanın her yerinde 14 TL" diyen adam geldi. Sokak röportajlarında "Almanya bizi kıskanıyor" diyen kadın, geçinememesine rağmen kendisine vadedilen, güya düşük faizli borç batağına koşarak giden AKP'li… 2021 bütçesi 4 milyar TL olarak belirlenen Beştepe'den ülkeyi yöneten Erdoğan da onlara ve tüm memlekete sürekli  "Yukarı bakmayın" demiyor mu?

Filme adını veren "Yukarı Bakma" emir kipi, bana 2021'de Boğaziçi Üniversitesi'nde yaşananları da hatırlattı. Okullarının önünde gösteri yapan öğrencileri dağıtmaya çalışan bir polisin "Aşağıdan, toplu gitmek yok" lafı, sosyal medyadaki videolarda "Aşağı bak" olarak algılanmış, ardından #AşağıBakmayacağız ve #YukarıBakacağız Twitter'da en çok paylaşılan etiketler arasında girmişti. Bu algıya neden olan iktidarın ve polisinin öğrencilerin kafasını, hem fiziksel hem de mecazi anlamda aşağı bastıran tutumuydu.

Kafayı kaldırıp bakmazsak ve üzerimize gelen tehlikenin farkına varamazsak, sadece ekonomi ya da hak ve özgürlükler konusunda değil, yaşam hakkımızla, çevre hakkımızla ilgili de geri dönüşü olmayan kayıplar yaşayacağız. En yakın örnek: Sanayi atık sularının aktığı denizleri 2021'de acayip mikroorganizmalar kapladı; "müsilaj - deniz salyası" kavramı hayatımıza girdi. Erdoğan'ın Kanal İstanbul denen "çılgın projesi" gerçekleşecek olursa, çok değil, birkaç yıl sonra Marmara Denizi'nde oksijen bitecek. Bilim insanlarının "Marmara Denizi ölecek" şeklinde özetlenebilecek çok somut uyarılarına rağmen, birileri hala daha bu cinayetten rant devşirme telaşında. Kanal İstanbul hayali kuranlar, ileride oksijen yerine Marmara Denizi'nden yükselecek hidrojen sülfür gazını teneffüs edeceklerini duymak, duysalar da algılamak istemiyorlar.

Türkiye, ekonomide, siyasette, çevrede, kadın haklarında, üniversitede ve sokakta her gün üzerine doğru gelen meteorlarla karşı karşıya. 2022'nin "Yukarı Bakma" diyenlerin 83 milyonun kaderini belirleyemeyeceği bir yıl olması dileğiyle.

Önceki ve Sonraki Haberler
Gündem