Barış Terkoğlu yazdı: ‘Korkut Dede’, ‘Çatlak Ali’, ‘Sağlam Hulusi’

Barış Terkoğlu yazdı: ‘Korkut Dede’, ‘Çatlak Ali’, ‘Sağlam Hulusi’

''Akar’ı anlatmak için size “Korkut Dede”den bahsetmeliyim. Yani çalınmış Genelkurmay Başkanlığı’nın olağan sahibinden''

Gözünün önünde pencere. Uzaklaşınca binayı görüyorsun. Daha da gidince, şehrin ortasında binayı seçemiyorsun.

Bayram, Balyoz kumpasıyla yıllarca hapis yatan Mustafa Önsel’in Silivri’de Firavun Töreni kitabını okumak için fırsat oldu. Geçen yıl kaybettiği oğlu Manas’ın, yaşanan hikâyelerin içinde, çocukluktan gençliğe değişen fotoğrafları olmasa, her şeyin o zaman bittiğini söyleyebilirdim. Ama geçmişin sonuçlarını ancak bugün görebiliyorduk.

Kitapta bugünü aradım. Bugünü derken tabii ki Hulusi Akar’ı kastediyorum. Türk ordusu o gün içinden dışından ateş altında kalmıştı. Önsel de cepheden alınıp hapse konmuştu. Akar ise Türk ordusunu şekillendireceği koltuğa doğru zahmetsiz bir yol yürümüştü. Peki Önsel, bugün değil o gün, Akar’ı nasıl anlatmıştı?

Akar’ı anlatmak için size “Korkut Dede”den bahsetmeliyim. Yani çalınmış Genelkurmay Başkanlığı’nın olağan sahibinden:

“Hedef edilme gerekçeleri üst rütbelere çıktıkça daha çetrefilli hale geliyordu. Sırf birilerinin önünü açmak için içeri alındığı söylenen o kadar çok general vardı ki... Bir örnek vermek gerekirse, 2010 yılında, Elazığ’da meydana gelen depremde yaptığı kurtarma çalışmaları nedeniyle başbakan tarafından özellikle tebrik edilen Korgeneral Korkut Özarslan’ın, 2017 yılında Genelkurmay Başkanı olması kesindi. Hiçbir aşırı tutum ve davranışı olmayan, tipik bir halk adamı görüntüsü veren, cezaevinde bile herkesin derdiyle ilgilenen bu alçakgönüllü komutanın kim, niçin önünü kesmeye kalkmıştı? Böylece kimlerin önü açılmıştı?”

Mustafa Önsel’in “Korkut Dede” diye tanıttığı Özarslan tutuklanınca, yerine Hulusi Akar, orgeneral rütbesiyle, Genelkurmay İkinci Başkanlığı’na getirildi. Akar ve Özarslan devre arkadaşıydı. 2013 yılında, ordu komutanlığı yapmadan kuvvet komutanı olan Hulusi Akar, Balyoz sayesinde, tahminden iki yıl önce, yani 2015’te Genelkurmay Başkanı, 2018’de Milli Savunma Bakanı oldu.

AKAR’IN BALYOZ KARARI

Tesadüf demeyin. Balyoz’da, Hulusi Akar’ın rolünü, Mustafa Önsel şöyle anlatıyor:

“Hulusi Paşa, ‘Balyoz’ ile ilgili askeri bilirkişi olarak atanan ve faraziye kullanarak sanıkların aleyhine rapor hazırlayan icra subayı Binbaşı Ahmet Hakan Erdoğan’ı, bilirkişilik yapması için askeri savcılığa gönderen komutandır. Erdoğan, komutanın evrak yönünden eli ayağı durumunda, bu anlamda da işi en yoğun olanlardandı. Ama ne hikmetse bilirkişilik için askeri savcılığa o gönderildi.”

Askeri savcı, komutanlığını Akar’ın yaptığı 3. Kolordu’dan, tecrübeli birini istemişti. Gelgelelim Erdoğan, bu kariyere sahip değildi. Yıllarca helikopter pilotluğu yapmış, Harp Akademisi’nin ardından, TSK’de evrak işiyle meşgul cari işlem şube müdürü atanmıştı. Öte yandan, sonuçlarını bugün daha net gördüğümüz gibi, yaptığı iş Fethullahçılara yaradı. Akar’ın tuhaf kararı, Binbaşı Erdoğan’ı, Balyoz kumpasının kritik halkası haline getirdi. 

1986 yılında, Kuleli Askeri Lisesi’ne giriş sınavında, FETÖ’nün Türkçe sorularını çaldığını hatırlatan Önsel, imam hatip çıkışlı Erdoğan’ın, Türkçe sorularını tam yaptığını not düşmüş.

‘AFOROZ EDİLDİ’ YALANI

Peki Erdoğan’a ne oldu?

Önsel yanıt veriyor:

“Verdiği rapordan dolayı ‘sürüldü, aforoz edildi’ haberlerinin tamamı, yandaş medyaca uydurulmuştur. Erdoğan, Hulusi Akar Paşa tarafından yurtdışına seçkin bir göreve gönderilmiştir (İngiltere).”

Aslında söylemeye dilimizin varmadığını, o gün, “Çatlak Ali” lakaplı Albay Ali Değirmenci’ye atfedilen rivayet söylemiş:

“Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, yanında ikinci başkan Orgeneral Hulusi Akar olduğu halde, Albayların öğlen yemek yediği yemekhaneye gelir. ‘Moraliniz nasıl?’ der. 

‘Çatlak Ali’ söz alır: ‘Komutanım bakın, ben resmi elbisenin üzerine eşofman giyerek mesaiye geliyorum, neden biliyor musunuz?’ 

Necdet Paşa hayretle sorar: ‘Neden?’ 

Çatlak Ali: ‘Çünkü halkın içine üniformayla çıkacak yüzümüz kalmadı da ondan. Pek çok arkadaşımız, hukuk katledilerek cezaevine atıldı. Onları sahipsiz bıraktık. Bu davalarla onların üzerinden bizleri de itibarsızlaştırdılar. Ben, silah arkadaşlarımıza yapılan bunca haksızlığa gerekli tepkiyi vermediğimizi düşünüyorum!’”

“Çatlak Ali”nin söylediğini “Sağlam Hulusi Akar” duymamış olabilir mi?

Mustafa Önsel’in kitabı, yıllar önce “Korkut Dede”ye bakarken onun gölgesinden yürüyenleri kaçırdığımızı gösteriyor.

Bir oluş ve ilerleyiş halindeki geçmiş, belki de sadece geleceğin tepelerinden okunabiliyor.