Bir anı...Deniz Gezmiş ile nasıl tanıştım

Bir anı...Deniz Gezmiş ile nasıl tanıştım

Talat Aydemir’in 21 Mayıs 1963’de başarısısz darbe girirşiminden sonra, bütütn Türkiye’de ve bir çok alanda  olduğu gibi Gençlik kitlesi ve çevrelerinde de; oluşan sosyo-politik kültürel iklim oldukça tutucu bir durum...

Talat Aydemir’in 21 Mayıs 1963’de başarısısz darbe girirşiminden sonra, bütütn Türkiye’de ve bir çok alanda  olduğu gibi Gençlik kitlesi ve çevrelerinde de; oluşan sosyo-politik kültürel iklim oldukça tutucu bir durum almıştı

İlerici gençliğin darbe girirşimleri öncesi “Yeni İstanbul'' gazetesi, ve başyazarları ''Kravatsız milletvekili’ Osman Yüksel Serden geçtiği ve diğer  tutcu-gerici kalemşörleri (O zamanlar henüz Kadir Mısırlıoğlu yeni  popüler oluyordu.) hedef alması gençliğin kitlesel eylemlerini 21-22 Mayıs ile “irtibatlandırdı''. Böylece  İlerici gençlik ve “ilişkili olduğu düşünülen'' ''Aydın’ çevreler baskı altına alındı.

Özellikle tutucu-gerici çevreler 21 Mayıs Darbesinin bastırılmış olmasını bu darbe girirşiminin  ikincil hedeflerinden biri kendileri olmasına rağmen; “krızi fırsata'' çevirdiler. Temel hedefleri olan İlerici-Devrimci-Atatürkçü kesimlere saldırmanın bir aracı olarak kullandılar. (Aslen tümü Demokrat Parti yanlısı idi. Bu kavramın özel bir tarihsel anlamı vardır; ABD emperyalizmi yanlısı ve O’nlarla ittifak-işbirliği halindeki çağdışı sosyal güçler demektir.) 

Nitekim 1965’e gelince Seçimi DP nin devamı olan Adalet partisi (AP) kazandı.. Oysa 21 Mayıs Darbesini özellikle İnönü başta olmak üzere Atatürkçü kadrolar bastırmıştı. Darbenin başlıca hedefi de İnönü ve birlikte hareket eden Kadrolardı.

10 Ekim 1965 de yapılan “Seçimi DP nin devamı olan AP'';  hem de “milli bakiye'' gibi bir sisteme rağmen %52,8 gibi önemli bir çoğunlukla kazandı.. Demirel Meclis'te güvenoyu alır almaz ilk işi bürokraside “büyük tasfiye'' diyeceğimiz bir depremin mimarı oldu. Ardından en büyük operasyon yüksek öğrenim gençlik kesimine özellikle de örgütlenmesine yapıldı.

Demirelin, parlemento dışından başbakan yardımcısı olduğu Ürgüplü Hükümeti 14.07.1965 tarihli bir yasa ile “Toplum Polisini'' kurdu… “Fazla hareketli'' ilerici gençlik kitlesi zapt-u rapt altına alınacaktı..

“Sirküler'' denilen ve vilayetten verilen bir belge; derneklerin meşruiyet belgesi yerine geçti ve “hamam kongreleri'' (*) ile oluşturulan yönetimler öğrenci derneklerinin “sirkülerini'' ardı ardına almaya başladılar.

Biz 68’liler üniversiteye geldiğimizde tablo özellikle İ.Üniversitesi’nde böylesine olumsuz bir durumdaydı. İlla da edebiyat fakültesinde bir çok kürsü adeta siyasal iktidara ideolojik klavuzluk ediyordu.

1966 Ekiminde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde (İÜHF) ilk “Boykot'' oldu. Tahmin edeceğiniz gibi “Talebe Cemiyeti'' ortalarda yoktu. Bilindiği üzere “eylem''  I. Anfide “Eyleme Çağrı'' konuşmasıyla başlardı. Konuşmayı ben yapıyordum. Birden İdari açıdan yetkili olan hocamız, Dekan Prof.Dr. Reha Poroy geldi.. Beni gövdesiyle mikrofonun başından sürmeye başladı, fark ettim direndim. Öğrenciler de fark etti. Arkadaşımız Mehmet Ata Tansuğ kürsüye fırladı ve hoca ile benim aramıza girip hocaya engel olmaya çalışıyordu. Oldu da… Reha Poroy Hocamız zayıf, ama  oldukça uzun boylu idi.. Mehmet Ata Tansuğ kısa boylu ve şişman… Manzara da hayli komik.. Mehmet’in direnişi üzerine diğer öğrencilerde kürsüye hücum etti.. (Ama herkes hocaya hep çok saygılı davranıyordu. Ben kimsenin hocaya elini kolunu değdirdiğini görmedim. Ama herkes “Demokratik Üniversite'' diye sloganlar atıyordu ) Hoca içeri geçti. (Kürsünün arkasında hocaların dinlendiği oda vardır)

Biz kalabalık bir halde kürsüdeyiz.. 3-4 dakika ya geçti ya geçmedi; uzun boylu, esmer bir arkadaş yanıma geldi kolumu tutup “Sana bir şeymi yaptılar, kim yaptı v.b. sorular sordu. Tutumu açıkça “boykoytçulara'' arka çıktığını gösteriyordu… Yok bi şey hoca kendiliğinden gitti v.s dedim.. Kocaman ağzıyla gülümsedi..

İşte 1966 Ekiminde İÜHF ne yeni girmiş olan ölümsüz arkadaşım Deniz GEZMİŞ ile tanışmam böyle oldu.. Uzun boylu esmer delikanlı Deniz’di.

Ben anfiyi boşaltalım falan diyordum ki.. Deniz “dur bak bir arkadaş konuşuyor'' dedi. Baktık ki  Mehmet Ata TANSUĞ kürsüden boykot çağrısını yineliyor. Bir özellikten söz etmek istiyorum hepimiz ceketli kravatlı idik.. Mehmet zaten her zaman ki gibi “Mehmet Bey'' olarak kürsüde konuşurken bile ceketinin düğmelerini açmıyordu…

Neyse, Deniz dahil hep beraber I. Anfiden çıktık.. 2. Anfiye, oradan 3. Anfiye ve nihayet üstkata 4. Anfiye çıktık (Bu anfi numaraları aynı zamanda 1.,2.,3.,4. sınıflardır.)

Boykot başarı ile başlamıştı. Üst sınıflardaki ve İktisattaki ağabeylerimizin tavsiyesi ile akşam üstü Türkiye Milli Talebe Federasyonu'nun (TMTF) Cağaloğlu'ndaki binasında buluşmak üzere okuldan ayrıldık.

Orada oldukça (mecburen altaki giriş katında) geniş bir toplantı yapıldı. Çok önem veriyorum. Çünkü Devrimci Gençlik Hareketinin, kaynaşma ve  sıçrama noktasıdır. Deniz’in liderliğindeki  “68 gençliği önder kadroları'' kendinden önceki öğrenci kuşağı ile bir araya geldiler, ilişkiye geçtiler, diyalog kurdular.

Çok günler geçmedi ki; üniversitede karşımıza bile çıkamayanlar, “Profesyonel Talebe Cemiyeti Yöneticileri'' iktidar ve “Toplum Polisi'' desteğinde TMTF Cağaloğlu binasını işgal ettiler. Ancak Öğrenci Gençlik tamamen meşru bir biçimde kararlı ve sürekli bir mücadele ile “Profesyonel Cemiyetçileri'' TMTF binasından çıkardı. Ve meşru seçimlerle TMTF İstanbul Başkanlığına seçilen (Ki Bu sıfat resmen “2. Başkanlıktı'') Faruk YALNIZ ve Yönetimi Mahkeme kararıyla binaya yeniden yerleşti.

Dikkatinizi çekerim; o zaman Toplum Polisi''  işgalcilari değil bizi yakalıyor, Otobüslerine alıyor, bütün şehri gezdiriyor ve bu gezi bir dayak faslı olarak gerçekleşiyordu. Ama hiç kimse bundan yılmadı. Düşünün ki; “İktidar gençliği'' TMTF binasının pençelerinden bize silah gösteriyor..'' Gelin hele bir içeri girin…'' diyordu. Biz ise çıplak ellerimizle göz altına alınıp arabalara dolduruluyorduk. Görevlilere “adam tabanca gösteriyor" dediğimizde ise; “Onlar oyuncak tabanca'' cevabını alıyorduk..

68 Gençlik Hareketi; İstanbul’da 1966-67'lerde böyle açık ve ağır haksızlık, açık bir vahşet ve saldırganlık karşısında direnerek doğmuştur.

Temel İlkesi “Haklı Olmak Yetmez Haklı Kalmak Gerekir'' vecizesidir.

Onun bütün üstünlüğü ve kitleselliği böyle bir meşruiyetin rahminde evrilmiş olmasıdır.

Sevgilerim ve Saygılarımla...

(*) Hamam Kongresi; O zaman kullanılan bir deyimdi. Kongreler Öğrenci Gençlikten kaçırılıyor, üniversite dışından meçhul yerlerde yapılıyordu. Kaç kişi gelir ne konuşulur aday kim olur..hiç bir bilgi olmaz, olamazdı. Butür sözde kongrelere “Hamam Kongresi'' denirdi.

Oysa öğrenci Dernekleri (Talebe Cemiyetleri) kongrelerinin en azından seçimleri Üniversitede yapılırdı. Seçimden önce 3 hafta kampanya ile guruplar kurulur üniversite şenlik yerine dönerdi. Kimse kimsenin afişine dokunmazdı. 1968’den sonra Öğrenci Dernekleri Seçimleri fakültelerde yapıldı. Ve bütün seçimleri “Devrimci-Toplumcu Gurup'' her fakültede kazandı. Bir de fakültelerin Yönetim Kurul’larında yer alacak öğrenci temsilcileri seçimi vardı. Derneklerde de  işlemler aynı şekilde gerçekleşirdi. Oylama Hakim gözetiminde 09.00-17.00 saatleri arasında Üniversitede yapılır. Herkes Öğrenci Kimlik Kartı (Şebeke) ile oy kullanırdı. Tekerrür olmasın diye kimlikler zımba ile zarar görmeyecek biçimde delinirdi ve oy kullanan kişi hangi kimlikle oy kullandığını yazdırır, Numarasının karşısını  imzalar ve sonra kimlik delinerek kendisine verilirdi. Öğrenci olduklarına dair listeler Hakimlikçe Fakülte yönetiminden alınır ve adli personelin başkan olduğu sandık kuruluna verilirdi. Bu listelerde aday olmasında yasal engel olanlar ayrıca belirlenir ve işaretlenirdi. Örneğin; Üniversite/Fakülte disiplin Kurulunca haklarında dosya açılanlar, tedbirli ise, karar verilenler ise mutlak aday olamazlardı.