Cengiz Erdinç tüm boyutlarıyla anlattı: Türkiye'de uyuşturucu neden önlenemiyor?

Gazeteci Cengiz Erdinç, Türkiye'deki uyuşturucu kaçakçılığını ve neden önlemediğini tüm boyutlarıyla anlattı. Erdinç ayrıca, kaçakçılığın yol açtığı bağımlılık sorununa dair de önemli bilgiler verdi.

Yıllarca uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili haberler yapan ve Gangster: İstanbul'da 12 gün ile Overdose Türkiye kitaplarının yazarı Gazeteci Cengiz Erdinç, son zamanlarda kamuoyunda daha çok konuşulmaya başlanan uyuşturucuyu anlattı.

Medyablok'tan Ali Isıyel'e konuk olan Cengiz Erdinç; uyuşturucunun tarihinden kaçakçılığa, devlet ve mafyanın etkisinden uyuşturucu bağımlılığına kadar pek çok konuda önemli bilgiler verdi. Kara para aklama yasasını da hatırlatan Erdinç, "Kara parayı izlerseniz uyuşturucu kaçakçılığı kalmaz. Ancak Türkiye'de bunun mali yönü çok zayıf" dedi ve suçluların bilinmesine rağmen mallarına el konulamadığına dikkat çekti.

Erdinç'in açıklamaları şöyle:

Uyuşturucu kaçakçılığı bir tür birleşik kaplar yasası gibi işliyor. 30'lu yıllarda başlıyor kaçakçılık. Mafya, kürselleşmeden önce küreselleşmeyi icat ediyor. Amerika'daki suç organizasyonları alkol yasağıyla büyük bir güce ulaşıyor ve sonra morfin ve eroine geçiyorlar. Sonra da Türkiye ile ciddi bağlantılar kuruluyor. Türkiye başından beri bir afyon üreticisi. 1926'dan 1933'e kadar İstanbul'da 3 tane legal uyuşturucu fabrikası var. Bundan dolayı bir zemine sahip.

2001 yılında Taliban Afganistan'da haşhaş tarlalarını yaktı. 200 tona kadar düştü yıllık üretim. Bu anormal düşük bir rakam. Ondan önce 1000, 2 bin ton üretilirdi. Sonra Taliban kaybetti, Amerikalılar geldi. 2017 yılında rekor kırıldı. Afyon üretimi 8 bin tona çıktı. Bu da belli miktarda eroin demek. Bu tamamen yasadışı piyasaya giden bir afyon. Morfin ve eroin üretiliyor. Bununla aşağı yukarı 800 ton eroin üretilebilir.

Türkiye 60'lardan beri bu yolun üzerinde. 2001'den sonra giderek artan trafik Türkiye'de kaçakçılık olarak gösteriyor kendini. Bağımlılık da artıyor tabii. Bu dalgalar halinde bir artış. İlk bağımlılık pandemisi 1933'te zirve yapıyor. İkincisi 1982'de, üçüncüsü 1996'da ve sonuncusu 2006'da başlayan bir dalga. 2017 yılında 930 kişi öldü yarısı eroinden öldü.

Kaçakçılık cephesinde ise; 2006 yılından itibaren Türkiye'de yakalanan eroin miktarı 10 tonun üzerine çıktı. Son veriler 2019'da 20 ton yakalandı. Bu görülmemiş bir miktar. 2006 sonrası yakalanan eroin, cumhuriyet tarihi boyunca yakalananın 4-5 katı. Ve eroin geçtiği yerde bağımlılık yaratıyor.

Devletin uyuşturucu raporları var. Düzenli olarak Avrupa Uyuşturucu Gözlem Evi çerçevesinde yayımlanıyor. Bu raporlarda bağımlılık ve kaçakçılıkla ilgili veriler, zaman zaman sansür edilse de var. Türkiye'de 124 kurumda bağımlılık tedavisi yapılıyor. Bu kurumlara 2019 yılında 280 bin kişi bütün uyuşturucu maddeler için başvuruyor. Bunun içinde alkol, sigara yok. Bunun 160 bini opiat yani eroin. Bu çok büyük bir rakam çünkü bu bağımlıların yıllık ortalama tüketimi 77 gram. Buradan hesaplandığında 14 ton sokak eroini gerekiyor. Sadece iç piyasa için. Bu da 5-6 ton saf eroine denk geliyor.

Afganistan'da ne kadar üretim, Avrupa'da o kadar tüketim, Türkiye'de o kadar kaçakçılık demek. Birleşik kap dediğim bu. Sadece Avrupa da değil. Afganistan'ı çevreleyen ülkeler, orada üretim arttıkça bağımlılık sorunu yaşıyor. Mesela İran'da bu ciddi bir sorun. İdam cezasına rağmen bunu önleyemediler. İran eski bir afyon üreticisidir. Afyon bağımlılığı da -teryak lafı mesela, teryaki Farsça'dır-, çok eski köklere sahiptir. Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Rusya... Rusya en çok eroin bağımlılığı sorunu yaşayan ülkelerden biri. Veriler gizleniyor ama orada da. Putin yönetimi açıklamıyor. İngiltere çok ağır yaşıyor. Amerika'da 2008'de başlayan bir trend var. Fentanil deniliyor, eroinden daha güçlü afyon bazlı bir uyuşturucu. Ruslar Moskova'da Çeçen baskınında kullanmıştı. Salondakileri uyuşturup ele geçirmek için. Amerika'da uyuşturucuya bağlı her yıl 70 bin kişi ölüyor. Bunun aşağı yukarı 40-50 bini klasik eroinden. Kalan 20-30 bini bir kısmı ilaç şirketleri eliyle ağrı kesici olarak dağıtılan fentanil türevlerinden kaynaklanıyor. Reçeteli bunlar ama 2008'de bir ilaç şirketine milyarlarca dolar ceza kesildi.

Zaten eroin de kokain de 1926'ya kadar ilaç olarak piyasada görünmüştü. Bütün dünya böyle bir sorunu yaşıyor. Kokain de buna ekleniyor. Bu trendler birtakım çatışma ve değişimlere dayanıyor. Buna legal bir iş gibi bakarsanız, bir girişim gibi bakmaya çalışırsanız eğer daha net anlaşılabiliyor bazı şeyler. Kokain meselesi 90'ların sonunda baş edilemeyen Güney Amerika kokaini ile Türk eroinini Avrupa'da çakıştırmak, takas edilmesini sağlamak ve belayı Amerika'dan uzak tutmak istediler. Böyle olmadı ama. Özellikle Pablo Escobar bunu bir iş haline getirdi ve Meksikalı karteller eliyle Amerika'daki pazarını genişletti. Kokainin kaynağı ağırlıkla Kolombiya, Bolivya ve Peru. Bunun asıl dağıtıcısı, mafyası, Meksikalı karteller. Orada 17 tane kartel var. Kolombiya'da belli başlı iki kartel vardı. Medellin ve Cali kartelleri vardı. Bunlar da parçalandı şu anda. Onlar dışlanmıştı Amerikan pazarından ama ellerinde ürün vardı. Avrupa'ya yöneldi onlar. Böylece Avrupa'da ciddi bir kokain artışı oldu. Bütün dünyada 1700 ton kadar kokain üretilir. Bunun 1300 tonu yakalanır. 400 tonu dağıtıma girer. Ancak yakalanan 1300 tonun maliyeti 1,5 milyar dolardır kaçakçılara. 400 tonun getirisi 60 milyar dolar civarıdır. Bu pek çok orta boy ülkenin GSYH'si kadar bir para. Mesela bu 4,9 ton kokain meselesi. Orası Pasifik tarafına bakan bir liman Buena Ventura Limanı. Oradan 1 milyona yakın konteyner geçiyor ancak 70 bini denetlenebiliyor.

Bu konteyner meselesi yeni bir sistem. 2000'lerde trend oldu. Bütün kaçakçılıkta, sadece uyuşturucu değil, bir şeyi yüklediğiniz vakit konteynere onu bir daha bulmak çok kolay değil. Uluslararası dolaşıma girdiği anda bunu çok tesadüf eseri bulabilirsiniz. 

Soru: Yakalanan ürünü kimin yüklediği ve bu ürünü kimin alacağı belli mi?

Her zaman belli olmayabilir. Dış ticaret şirketi olabilir, lojistik şirketinde kaybedebilirsiniz. Bu işleri yapanlar çok sayıda paravan oluşturmayı biliyor. Mesela bir konteyner 20 tondur. Siz orada 5 tonu arada başka bir eşyayla yan yana koyabilirsiniz. O 20 tonu birkaç lojistik şirketi veya dış ticaret şirketi kullanabilir. Eğer bu 4,9 ton kokaini sorarsanız, İzmir lafını sadece Sedat Peker söyledi. Ben Mersin diye biliyordum. O taraftan bir açıklama yok. Türkiye dediler sadece. İzmir biliniyorsa ve soruşturulmuyorsa demek ki orada açıkta ulaşılabilecek birtakım şirketler var. Bunu bir seziyle söylüyorum tabii.

Pek çok lojistikçi ne taşıdığını bilmeden taşıyabilir. Hatta tanıdığım bir arkadaşım yaşadı bunu. Lojistik işi yaşarken kamyonla başka bir mal adı altında taşımış oldu. Siz bilmeyebilirsiniz ne taşıdığınızı. Bueno Ventura'da dediğim gibi 1 milyonda 70 bin denetlenebiliyor yani yüzde 7. Birtakım algoritmalar geliştiriliyor gümrük yönetimlerince. Daha önce yakalanan istatistiklere bakıyorlar. Bunu Güney Amerikalılar keşfetti, bizde de var. Kocaeli'ndeki vakada böyle yakalandı. Böyle bir daha bakıyorlar ve ikinci aramada yakalıyorlar. Bu şu demek; belli bir ülkeden, belli bir mal, belli saatte ve belli rotadan geliyorsa elektronik olarak alarm bayrakları kalkıyor. O kaçakçılık biçimini gösteriyor. Ama kaçakçılar da biliyor ve devamlı değiştiriyor bunu. Hep bir yenilikçi yakalama-kovalama ilişkisi vardır burada. Mesela x-rayle TIR'ları denetliyorlardı Kapıkule'de, kaçakçılar şunu öğrendi; eroini Romanya'ya geçirip TIR'ı buradan geçirip Romanya'da TIR'a yükleyip Avrupa'ya geçiriyorlar. Bunu keşfettiler. Başka bir yol dikkatlerden kaçan Yunanistan'da bir operasyon yapıldı 2006'da. Yelken operasyonuydu bu. Marmaris'ten Yunanistan'a teknelerle eroin kaçırılırken yakalandı. Avrupa'da eroinin ucuz olduğu 3-4 ülke var. Hollanda, Belçika, İspanya. Bu üçü makul, Avrupa'nın liman kapıları çünkü. Rotterdam en büyük limanıdır Avrupa'nın ikincisi Antwerp'tir Belçika'da. Yunanistan'da böyle bir taşımacılık faaliyeti olmamasına rağmen uyuşturucu Avrupa'nın en ucuzları arasında. Bu şu demek; Yunanistan'da bir yol var ve o yol da muhtemelen Türkiye'den geçen bir yol. Noor One gemisi yakalanmıştı. O da mesela Yunanistan'ın deniz kapısı olduğunu gösteriyordu. Ama orada Türk mafyası vardı. Türk mafyası organize etmişti. Buradan başlayan klasik bir yol var.

Kokaine dönecek olursak, böyle bir yapıda bir parça pandemide sıkıştı, bir parça da Sinaloa'nın baskısı (Meksika'da bir kartel). Şu anda Kolombiya'da bir savaş var. Ciddi bir ayaklanma var. Bu savaşın da bir parçası karteller. Meksikalıların Kolombiya'ya çöktüğü ve kaynağı ele geçirdiği söyleniyor.

Soru: Türkiye kokainde yeni bir rota mı oldu?

Eskiden kokain yoktu. Türkiye her zaman rotaydı. Eroin kaçıran kişi "Bu kokain, bunu kaçırmam" demez. Pazarınız varsa kaçırırsınız. 2006 yılında kokain Türkiye'ye geldi. 2006 yılı, birçok açıdan bir kritik bir nokta. Kolombiyalı mafyanın kokaininin Avrupa'ya gelişi 2006'dır. Eroin pazarına hakim olan Türklerin, kokain pazarına da hakim olmaya başlamasının miladı da 2006'dır. 74'te Çinliler vardı eroin pazarında. Türkler geldi, Çinlileri kovup pazarı ele geçirdi. 90'larda başlayan ama 2006'da başlayan süreçte Avrupa'daki kokain pazarını da Türkler ele geçirdi. Pazar kiminse yol da onundur. Türkiye'ye gelen kokain, 2006 yılından itibaren artmaya başladı. 300-400 kilogramdan 1,5 tonlara kadar çıktı son 4 yılda. Kokain için küçük ama Türkiye için büyük rakam. Kokainin Türkiye'de sokak değeri bir gramı 100 dolar. Avrupa'da 30 euro ile 160 euro arasında değişiyor. Kaçakçılığın serbestliğine göre değişiyor. Finlandiya'da 160 euro. Yunanistan 30 euro mesela. Almanya'da, Belçika'da, Hollanda'da ucuz. İngiltere'de 50 euro civarı. Bu rakamlar yolları da gösteriyor aşağı yukarı. Bir faktör daha var; demiştim ya 1300 ton yakalanıyor diye, bunun yarısı zaten Güney Amerika'da kalanı ise Avrupa ve Kuzey Amerika'da yakalanıyor. Avrupa'da yakalanan miktar, Kuzey Amerika'yı geçmeye başladı. Avrupa'daki ticaret arttı. Yakalamak başarı değil, yolu ve miktarın arttığını gösterir ve en iyimser rakamla beş katı kadar kaçırılır. Sadece Rotterdam'da 63 ton kokain yakalandı. Tek parti var 23 ton.

Yakalamalar yol değiştirmeye yol açtı diye düşünüyorum. Zaten Türkler pazara hakimdi. EncroChat diye bir olay var. Bu 4,9 ton kokainin yakalanma tarihi 9 Haziran 2020. 30 Haziran'da Türkiye'de bataklık operasyonu yapıldı ve Nejat Daş ile Çetin Gören yakalandı. Nejat Daş Avrupa'nın eroin kralıydı, Gören'e de kokain kralı denildi o zaman. Bundan 2 gün sonra İngiltere, Fransa, İspanya ve Hollanda'da EuroPol operasyon yaptı. EncroChat, 2015'te Hollandalı kriminallerin geliştirdiği çok yüksek güvenlikli bir haberleşme sistemiydi. Bir panik butonuyla mesajları gönderdiğiniz kişiden de silebiliyordunuz. 3 bin euro kontratla satılıyor yıllık. Muhteşem bir şey vaadediyorlardı. Bütün uyuşturucu kaçakçıları bunu kullanıyordu. 2018'de 1,5 tonluk bir eroin partisi var Erzurum'da yakalanan ve oradakiler EncroChat kullanıyordu. Hatta orada biri kendi girdi şifresini de polis öyle açabildi. Yoksa açamıyorlardı. Bir de sadece yazılım değil hardware şifrelemesi de var. Fazladan bir çiple de şifreliyorsunuz yani.

Yakalama ve operasyondan birkaç ay geri gelelim. Nisan ayında, Fransız jandarması sızdı EncroChat'e. NSA'in desteğiyle yapılan bir operasyondu. 25 milyon kadar mesaj sunucudan alınarak polisin eline geçiyor. Bunu çözmeye başlıyorlar. Çözdükçe Hollanda, Fransa ve İngiltere'de çok sayıda ön operasyon yapılıyor. Nisan ve temmuz arası çok önemlidir. Hollanda'da çok darbe aldı mafya ve 63 ton kokain yakalandı o yıl sadece Hollanda'da. Avrupa'da 130 ton gibi bir rakam. Dolayısıyla bu operasyon da onun bir uzantısıydı muhtemelen. Bataklık operasyonu 9 ülkede yapıldı. Bizde gazetecilik olmadığı için kimse sormuyor ama kim var bu 9 ülkede? Kimi buldunuz, ne yaptınız... Bir de uyuşturucu yok maalesef. Cumhuriyet tarihinin en büyük operasyonu deniliyor ama kokain yok. Para, mal, şirketler var. Hala da iddianamesi hazırlanmadı. Oradan büyük ihtimalle bu gemiyle ilgili de bir şeyler çıkacak gibi düşünüyorum.

Soru: Uyuşturucu kaçakçılığında limanların işlevi nedir? Örneğin Yılport'un Bolivar Limanı'nda yakalandı, İskenderun'da Limakport'un limanında yakalandı. Bu şirketlerin denetleme yetkileri yok mu?

Ömer Lütfi Topal, kumarhaneciler kralı, 1,5-2 milyar liralık bir serveti vardı ve HAVAŞ'a talip olmuştu. HAVAŞ'ta da birtakım kuryeler yakalandı. Hatta İçişleri Bakanı'nı suçlamıştı o dönem yakalananlardan biri ama soruşturulmadı o iş ve kapandı. HAVAŞ karlı bir şirketti belki ama neden özelleştirmede almak istedi? Çünkü çok kolay hava taşımacılığına nüfuz edebiliyorsunuz. Bu söylenebilir ama liman işi biraz farklı. Bu tesadüf de olmayabilir ama bunu kanıtlamak imkansız gibi bir şey. Diyelim ki liman şirketi yapıyor bu işi, 1 milyon konteyner geçiyor. Bunu denetlemek de kanıtlamak da mümkün değil. Güney Amerika ile ticaret hacmimiz ciddi olarak genişledi. İşte silah satıyoruz, meyve-sebze ve hammadde alıyoruz. Kokainler granül kauçuk içinde gelmişti mesela. Özelleştirme kaçakçılığa, güvenlik riskine yol açar zaten. Bunu kanıtlamak imkansız bir şey.

Bir şeyi kanıtlamak istiyorsanız zaten parayı takip edersiniz. Kara parayı izlerseniz kaçakçılık kalmaz zaten ortada. Türkiye'de en büyük problem, bağımlılık da kaçakçılık da polisin sırtına yüklenmiştir. Az önce söylediğim 1,5 tonluk partide gümrük kayıtlarına bakıldığında, aynı şirket 6 kez daha İran'dan getirmiş aynı şeyi. 1 tondan deseniz 6 ton daha önce kaçırmış zaten. Böyle olunca sadece yakalanan, kaçırılanın 4'te 1'i civarıdır. 80 ton eroin geçiyor demektir en az bu hesapla. Burada asıl sıkıntı mali yanının zayıf olması. Mali yanının soruşturulmaması. Uyuşturucu geliriyle bir sürü insan gözüküyor piyasada. Biliniyor bu işi yaptıkları ama malvarlıklarına el konulamıyor. Çünkü yasalar öyle bir ayarlanmış ki... Bakın iki cümle. Çok karmaşık bir hukuk tartışması gibi görünür. Bu iki cümle, Türkiye'de eskiden yürürlükte olan Suç Gelirinin Aklanmasının Önlenmesi Yasasından çıkarıldı taslaktan. Aklama suçunda, suçun oluşabilmesi için kasıtla işlenmesi gerekiyor. Kaçakçılık da aklama da kasıtla işlenir, taksirle işlenmez. Aklama işinde de kaçakçılık işinde de bir öncül suç olması lazım. Eroin, silah vs. gibi. Aklayanın, paranın suçtan geldiğini bilmesi gerekiyor. Siz "Aklayanın suçu bilmesi gerektiği" cümlesini çıkardığınızda yasadan, devletin bildiğini kanıtlaması gerekiyor. Bir kişinin akladığı paranın suçtan geldiğini bildiğini kanıtlamak imkansızdır. Dolayısıyla Türkiye'de belli başlı uyuşturucu davalarında, gazeteler yazar çizer işte mallara el konulur, müsadere edilir, Ferrariler sergilenir falan. Sonra hepsi sessizce sahiplerine iade edilir. Çünkü yasalardaki bu boşluk, işin mali yanının sonuna kadar incelenmesini engelliyor. Türkiye'de birinin kara paradan mahkum olması için iş üstünde yakalanması, eroinin, paranın orada durması ve adamın da "Evet, tam ben bu parayı kazanıyordum bu kara para" diyecek. Bir de işin Varlık Barışı kısmı var. Yurtdışında paranız varsa mali olarak soruşturmanın zamanaşımı 5 yıldır, onun dışında da devlet önce yüzde 5 vergi alıyordu. Sonra yüzde 2'ye düşürdü, sonra yüzde 1'e. Şimdi de vergiyi sıfırladı ve "Getir, ben bunun nereden geldiğini sormayacağım" diyor. Burada en önemli kısım mali yer aslında. Bir partide yakalandığında malvarlığına el konulursa ikinci bir partiye kalkışamaz. Neden geçtiği yollarda dağılır uyuşturucu? Eroin, kokain geçiyorsa orada bağımlılık da oluşur. Bu işi yapanlar anaparayı mümkün olduğu kadar büyük koyarlar ki çok kazansınlar. Villalarını rehin ederler, tefecilerden borçlanırlar, bu yüzden bir sürü cinayet de işlenir mal yakalanınca. Bu iş çok organize bir iştir. İran'dan alıp Türkiye'ye getiren ayrıdır, İstanbul'a getiren ayrıdır, İstanbul'dan dışarı götüren ayrıdır, paketleyen, saklayan ayrıdır. Bunlara ödeme malla yapılır. Diyelim paket yaptınız 1 ton eroini, size verdiler 1 kilogram ücret olarak. Bunu iç piyasada satarsınız. Nakit değildir çünkü oraları. Böyle böyle geçtiği yerlerde bağımlılar bırakır. Sadece Türkiye için değil. İran da korkunç bir bağımlılık sorunu yaşanıyor. İstatistikler orada da bir süredir yok. 80'li yıllarda İran'da milyonlarca afyon ve eroin bağımlısında söz ediliyordu.

Morfin ve eroin afyonun türevleridir. Bunlar, birkaç defa kullanımda bağımlılık yapar. Filmlerde vardır ya polis parmağını atar ağzına götürür "Ha, mal iyi" diye. Yok öyle bir şey. Bağımlı olur adam. Üç operasyonda gider. Bırakın polisleri; üretenler, taşıyanlar tozundan bile bağımlı olur. Bağımlılık bir kez kazanıldığında bunun bilinen, kesin bir tedavisi yok. Tedavi sendromların yok edilmesi olarak var sadece. 10 yıl 15 yıl kullanmayanlar var. Bu ciddi bir tedavi, destek ve terapiyle mümkün. Bağımlılar bu işin en masum halkası. Kişisel iradeye atılıyor, onların kabahati gibi görülüyor ama hayır eroin bağımlılığının zengini, fakiri yoktur. Herkes olabilir. Klasik bir laf gibi ama kapitalizm mutsuzluk üretir ve insanlar bu mutsuzluğa karşı kullanır. Marx'ın o 'afyon' lafı vardır meşhur mesela. İngiltere'de 1840'ların sonundaki ağır çalışma koşullarında halkın tek eğlencesi "bir pennylik uçuş" derler o zaman, afyon kullanıyorlar. Hafta sonu bu maddeyi kullanarak eğlenirler. Bağımlılıktır aslında. Halkın afyonu sözü de oradan geliyor.

Soru: Vietnam'dan dönen Amerikan askerlerinin çoğu morfin bağımlısı olarak döndü. Ancak hiçbir tedavi veya rehabilitasyon olmadan birçoğu bıraktı. Toplumsal olarak kabullenildi bu insanlar çünkü. Dışlanan bağımlının bağımlılığı sürekli yeniden yaratılıyor. Bundan mı bahsediyorsunuz 'bağımlıların' kabahati değil derken?

Evet. Eroin bağımlısı olarak döndüler hatta. Morfinin Amerika'da yayılması iç savaş zamanında olmuştur. Ağır savaş yaraları ve travmada kullanıyorlar. Eve dönünce yayıyorlar etrafa da. Türkiye'ye gelişi de Kırım savaşı zamanında. Türkiye'ye eroinin ilk gelişi 1922'de savaş dönemindedir. Hani kokain bizde yok deniliyor ama Göksu çayırında parmağını şıklatıyorsun kokain getiriyorlar. Beş lira o zaman. Ama çok büyük para 1000 liraya ev alıyorsun, beş liraya Göksu çayırında kokain var. Ruslarla birlikte geliyor. Vrangel'in ordusuyla, Beyaz Ruslarla. Onlar kokaini getiriyorlar. Şimdi kalkıp Türkiye'de kokain yoktu demek doğru değil. Bu ilginç bir biçimde nesilden nesile aktarılan bir kültürdür. Bir yerde yerleşince öyle kolay kolay yok olmaz. Tekrarlar kendini ve dalgalar halinde yükselir. Benim saydığım dördüncü bağımlılık dalgası bu. 1933, 1982, 1996 ve 2016 zirve noktaları. Bizde hala gizlenmeye çalışıyor bu. Opiat diyorlar mesela, eroin demiyorlar. Fentanil falan yok Türkiye'de. Morfin kalmadı zaten. Ama eroin dememek için çoklu madde diyorlar. Böyle bir anlamsız çaba var. Kuma gömüyorlar. Bu ağır bir sorun, ağır bir travma. Bunu söylemekten, anlatmaktan hoşlanmıyorum ama başka kimse de görmüyor. Medyada sağcısı, solcusu bununla yüzleşmiyor. Size tüm anlattıklarım açık kaynaklardan. Son 10-20 yılı izleyin. Ben 1800'lere kadar izledim. Hepsi açık kaynaklar, hepsi internette var.

Bir dönem reality programlarında çalışıyordum. Oralarda bir tabudur, girilmez uyuşturucu konularına. Tesadüfen girdik bir gün. Bir çocuk eroin kullanıyordu. Telefonlar kilitlendi. Türkiye'nin her yanından "Bizim de çocuğumuz var, kardeşimiz var. Nasıl tedavi olur, nasıl kurtulur?" diye telefon yağdı. Ben izlememe, bilmeme rağmen böyle bir şey olduğunu fark etmemiştim. Şimdi de belki pandemi nedeniyle rakamlar düşecek ama alttan alta gelen ciddi bir dalga var. 160 bin bağımlı var başvuran dedim ya, bunun en az 50-60 bini ilk başvuru. Yani 2019 yılında 60 bin yeni eroin bağımlısı gelmiş. Sağlık Bakanlığının 2019 verileri var. Kamuya açılmıyor ama bu rakamlar. Sağlık Bakanlığından değil polis raporlarından bulabiliyorsunuz. Yani iyimser bir rakamla Türkiye'de 200 bin eroin bağımlısı var.

Soru: Türkiye'de en yaygın uyuşturucu esrar. Esrar kullanımı ve kaçakçılığında durum nedir?

Kültürel olarak bir yaygınlığı var esrarın. Esrarda sentetik cannabis denilen bonzai ve çeşitleri var. Bu kimyasal bir şey ve ota emdiriliyor. Saf ya da doğal esrar yok gibi bir şey. Polis ciddi biçimde onun önünü aldı. Burada şöyle bir hata var; ilk Hollanda'da serbest bırakıldı, 1980'lerin başı olması lazım, çok eleştirildi ve ilk yıl acayip eroin ölümleri oldu orada. Sonra ciddi biçimde düştü. Yine var, bitmiş değil eroin Hollanda'da. Bu bir de mafya derdi açtı Hollanda'nın başına. İngiltere'de, Amerika'da "Bu yumuşak uyuşturucu, biz bunu takip etmeyelim. Sert uyuşturucularla -kokain, eroin, metamfetamin gibi- uğraşalım" dediler. Amerika'da bir de tıbbi gerekçelerle bazı eyaletlerde serbest bırakıldı. Buna rağmen eroin yükseldi ama bu olmadan daha farklı bir tablo olurdu. Önünü kesti bu ülkelerde. Önü kesilmiş hali bu çünkü Afganistan'da patlamış durumda.

Türkiye'de belli gerekçelerle önlendi. Mesela PKK yapıyor bu işi diye önlediler. Ama Balkanlardan gelen, Rusya'dan, Çin'den gelen MDMA, sentetik cannabis, bonzai vs. çok yaygın. Onun önü kesilmedi nedense. Abdurrahman Dilipak'la dalga geçiliyor mesela ama cidden onun dediği gibi ekonomik yönü de var. Bu özgürce tartışılamıyor Türkiye'de maalesef. Ben bile rahatça ifade edemiyorum. 

Soru: Şimdi bütün bunları anlatıp "Esrar yasallaşsa belki de kullanımı azalacak, mafyalaşmanın ve kaçakçılığın önüne geçilecek" desek direkt 'müptezel' sıfatı yapıştırılır. Böyle bir şey mi?

Ben bu işin ekonomi-politiğiyle ilgileniyorum. Ayrıca tırnak içinde bir "müptezel" de bunu savunabilir. 1975'te bir yasa var Hollanda'da yapılan. O yasa enteresan biçimde yasalarda tanımlanmasa bile bir ülke bir maddeye uyuşturucu diyebilir, o da uyuşturucudur diyor. Burada ceza yasalarının sınırı, hukukun mantığıyla ilgili ciddi bir sorun var. Eroin bağımlılığı hiç söylenmez. Tam tersine bu bağımlılığı belirleyen Amerikalıların DSM diye bir psikiyatri el kitabı vardır. Tüm dünyada o geçerlidir. Mesela esrarı bağımlılıktan çok uzun süre önce çıkardılar. Kokainin de fiziksel bağımlılığı yoktur overdose'u (aşırı doz) vardır. Ama opium türevlerinin ciddi fiziksel bağımlılığı da vardır. Bunu söyleyince yanlış da anlaşılmasın, bunlar ciddi psikolojik bozuluklara yol açabiliyor. Mesela esrar şizofreniyi tetikleyebiliyor. Tabii esrar denilince bu karışıyor iş. Burada üretilen o saf esrar mı yoksa Çin'den vs. gelen sentetik esrar mı bilemiyoruz. Bağımlılığa başvuranlar içinde ikinci en yüksek sırada 50 binle esrar var. Ama sentetikler olduğu için öyle. Bonzai için de öyle. Esrarın yasadışı olması 1926'dır. Ondan önce kahveleri vardı bunun. İçki gibi bir şeydi o dönemin kültürü içinde. Daha sonra böyle kötülenen bir kültüre dönüştü. Zaten yasanın adı o zaman Keyif Verici Maddelere İlişkin Yasa idi. Sonradan uyuşturucu oldu. Doğrusu aslında psikoaktif madde demek. Yani bir madde alıyorsunuz ve ruh haliniz değişiyor. Bağımlılığı ayrı, overdose'u ayrı bir sorun, doz aşımı ayrı bir sorun. Hepsi teknik kategorilerdir bunlar.

Bu işler özgürce konuşulmadıkça hep mafyanın veya devlet bağlantılı birtakım şeylerin arasında kalacak. Meclis'te iki defa konuşuldu. Planlar var uyuşturucu eylem planları var. Bütün bu belgelerde her şey katlanarak artıyor. Devlet ne yapıyor? İşte vaaz veriyor, okullarda eğitim veriliyor. Bir tek şey söylenmiyor; eroinin bağımlılığı ağırdır. Her şey söyleniyor bir tek bu söylenmiyor. Umarım verilerin gösterdiği kabus tablosu olmaz ama maalesef Avrupa'da ikinci sırada Türkiye bu alanda.

Önceki ve Sonraki Haberler
Gündem