Demirtaş: Savcının hazırladığı fezleke 7 Haziran'la bağlantılı!

Demirtaş: Savcının hazırladığı fezleke 7 Haziran'la bağlantılı!

HDP'nin önceki dönem tutuklu Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu yargılandığı davanın duruşmasında konuşuyor. Demirtaş'ın tutuklu yargılandığı

HDP'nin önceki dönem tutuklu Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu yargılandığı davanın duruşmasında konuştu.

HDP'nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın tutuklu yargılandığı davanın duruşması Sincan Cezaevi Kampüsü'nde başladı. Demirtaş duruşmaya tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevi'nden SEGBİS aracalığıyla katılıyor.

Demirtaş hakkında, tutuklu yargılandığı dava kapsamında 'örgüt kurma ve yönetme', 'örgüt propagandası' ve 'suç ve suçluyu övme' iddialarıyla, 142 yıla kadar varan hapis cezası isteniyor.

Davanın bugünkü duruşmasında sözlerine açlık grevindeki milletvekilleri ve tutukluları selamlayarak başlayan Demirtaş, "Kızılay meydanında darp edilerek gözaltına alınan avukat arkadaşlarıma geçmiş olsun dileklerimi iletmek isterim" dedi.

Demirtaş, tutuklu ailelerine dönük polisin tutumunun onur kırıcı olduğunu belirterek, annelere yönelik saldırıları kınadı.

AÇLIK GREVLERİ İÇİN ÇAĞRI

Demirtaş sözlerine şöyle devam etti:

"Barış ve demokrasinin güçlenmesi için; sağduyunun, diyaloğun hakim olabilmesi için yapılan açlık grevleri devam ediyor. Hem arkadaşlarıma selamlarımı gönderiyorum hem de kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyorum.

'ANNELERİMİZE YÖNELİK ONUR KIRICI TUTUMU KINIYORUM'

Gebze Cezaevi önünde çocukları için oturma eylemi yapan annelerimize yönelik onur kırıcı muameleleri asla kabul etmeyeceğimizi, annelerin gözyaşlarının rengi olmayacağını hatırlatarak kınıyorum.

Aralarında dosyamı takip eden avukatların da olduğu bir grup avukat arkadaşıma Kızılay Meydanında sert bir müdahalede bulunulmuş, işkenceye varan uygulamalar yapılmıştır. Avukat arkadaşlarımı selamlıyor, kendilerine reva görülen bu muameleyi kınıyorum."

'SAVCININ HAZIRLADIĞI FEZLEKE 7 HAZİRAN'LA DOĞRUDAN BAĞLANTILI'

Demirtaş savunmasının devamında 15 No'lu fezleke üzerine konuşuyor:

"Bu fezlekede, 8 Nisan 2011 tarihinde, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek ve toplantı, gösteri, yürüyüşleri yasasına muhalefet etmek suçlaması yöneltiliyor. Savcı 15 no'lu fezlekede, 8 Nisan 2011'de suç işlediğimi iddia ediyor. Bir yürüyüş. Peki bu fezleke yürüyüşten hemen sonra mı hazırlanmış? Hayır. 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, 6 Ekim 2015'te hazırlanmış. Bu fezleke, 7 Haziran ile doğrudan bağlantılıdır. Ne hikmetse bu savcı tam 4 buçuk yıl beklemiş, 7 Haziran seçimlerinden sonra da fezleke düzenleyip Meclise göndermiş.

'FEZLEKE KELİMESİ KELİMESİNE İDDİANAMEYE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ'

Bu fezleke Meclis'te tartışılmadan, Anayasa'ya aykırı bir şekilde dokunulmazlıklarımız kaldırıldı. Fezleke, aradan geçen 4 buçuk yıla rağmen kelimesi kelimesine iddianameye dönüştürüldü.

'EVLERİMİZ BASILARAK KAÇIRILIRCASINA ALINMAMIZ AHLAKSIZ BİR KOMPLO'

Ben ve milletvekili arkadaşlarımın, evlerimiz basılarak kaçırılırcasına alınmamızın, birçok fezleke ve iddianamenin tamamında olduğu gibi, hukuk ve yargı alet edilerek yapılan ahlaksızca bir komplodan başka bir şey olmadığı, bu fezlekeyle de anlaşılmaktadır.

'ERDOĞAN VE DAVUTOĞLU'NUN YARGIYI BASKI ALTINA ALMASI SONUCU SAVCILAR HAREKETE GEÇTİ'

Erdoğan ve Davutoğlu tarafından, bugün olduğu gibi, kamuoyuna açık bir şekilde yargının baskı altına alınması ve Hükümete yakın medya tarafından 24 saat bunun propagandasının yapılması sonucu savcılar harekete geçmiştir.

'KEŞKE PARTİM ERDOĞAN'DAN BU KADAR HIZLI ORGANİZE OLABİLSE'

Savcı '8 Nisan 2011'de KCK bir çağrı yapmış, BDP de bu çağrının yayınlandığı gün 2 bin 600 kişiyi toplamış, sivil Cuma namazı kılmışlar' diyor. Keşke partim Erdoğan'dan bu kadar hızlı organize olabilse. Ama o kadar zorlama ki. O kadar uyduruk ki. Haftalar öncesinden medyaya da yansıyacak şekilde partimin Diyarbakır il teşkilatı çalışma yapıyor, hazırlık yapıyor. Emniyet ile Valilik ile görüşmeler yapıyor. Alana malzemeler, günler öncesinden getirilmiş. Fakat savcı, şansını denemek için bir haber sitesinde çıkan haber üzerine ‘BDP aynı gün bu etkinliği planladı’ diyerek aleni bir komplo kurmaya çalışıyor.

'BU SAVCININ CEMAAT İLİŞKİSİ KONUSUNDA AKP'LİLERİN AÇIKLAMASI VAR'

Fezleke bir ciddiyetsizlik, bunu iddianameye dönüştürmek başlı başına suç. Zaten bu iddianameyi düzenleyen savcı hakkında HSK'ye yaptığımız suç duyuruları var. Cemaat ile ne kadar ilişkili olduğuna dair AKP'lilerin açıklaması var.

'DİYECEKSİNİZ Kİ; NE VAR CANIM ANA MUHALEFET PARTİSİNİN GENEL BAŞKANI DA DÖVÜLÜYOR'

O gün benim grup başkanvekilim Bengi Yıldız dövüldü. Diyeceksiniz ki 'Ne var canım, ana muhalefet partisinin genel başkanı da dövülüyor, bu gayet hoş karşılanıyor', doğru. Kendi hukuk ve ahlak anlayışlarıdır.

'Aynı gün yapılan çağrı üzerine koşup toplandılar, Cuma namazı kıldılar' diye uydurmaya çalışan savcı, suçlama konusu olaydan bir hafta önce yaptığım açıklamayı da dosyaya koymuş.

'BİLİRKİŞİYE GÖRE KENDİ KENDİME KONUŞMUŞUM, YA DA SES KAYDI AYIKLANMIŞ, DELİL KARARTILMIŞ'

CD çözümü yapan bilirkişi raporunda eksiklikler var. Bu haliyle de suç oluşturan bir şey yok da, CD çözümlerine göre sanki orada ben tek başıma konuşmuşum. Herkes susmuş da sanki ben tek konuşmuşum. Polis müdürleri ne demiş, en küçük bir bilgi göremiyorsunuz. Emniyet Müdür Yardımcısıyla konuşuyorum ama bilirkişiye göre ben tek başıma konuşmuşum. Bilirkişiye göre kendi kendime konuşmuşum. Ya da CD'de ses kaydı ayıklanmış, sadece benim sesim bırakılmışsa delil karartma var demektir, CD'yi görmedim ben.

Emniyet Müdür Yardımcısı 'Biz burayı ablukaya aldık çünkü polislerimizden biri telsizini düşürdü. Telsizi bulana kadar bırakmayacağız buradakileri.' Aynen bunu söyledi. Milletvekillerine Dağkapı Meydanı’nda fiili gözaltı yapmış. ‘Olur mu öyle şey’ dedim. Yani arkadaşlarımı hırsızlıkla suçluyor. Polis memuru da Allah bilir, telsizini nerede düşürmüş. Ben de kendisine bu hukuksuzluğu anlatmaya çalışıyorum. Bakın bunlar raporda yok.

Biz tartışırken haber geliyor, 'telsizi kaç yüz metre ileride bulduk' diye. Ablukayı kaldırıyorlar, bu defa çadır tartışması başlıyor. Ben de diyorum ki, meydanın kenarında bir park var, ne trafiği etkiliyor ne bir şeyi. Bu kez de diyorlar 'toplayın çadır malzemelerini.'

'HİÇBİR MERCİ HAKİKATİN PEŞİNDE OLMADI'

Bugüne kadar hiçbir merci hakikatin peşinde olmadı. Ne emniyet, ne savcı, ne bizi 1,5 yıldır yargılayan hakimler, ne itirazlarımızı yaptığımız AYM hakikatin ve adaletin peşinde oldu.

'TWEET ATAN PROESÖR TUTUKLANIRKEN, KILIÇDAROĞLUNU YUMRUKLAYAN SERBEST'

Bir tweet attı diye cumhurbaşkanına hakaret ettiği iddiasıyla tutuklanan hukuk profesörleri varken, ana muhalefet partisi liderine yumruk atanlar adli kontrolle serbest bırakılıyor. Bunun amacı muhalefeti sindirmek ve korkutmaktır ama bunun işe yaramadığı son seçimde görülmüştür.

'TÜM KOMPLOLARA RAĞMEN MİLYONLARCA İNSAN ARKAMIZDA DURDU'

Bize yapılan bütün komplolara rağmen milyonlarca insan bizim arkamızda durdu, ‘size inanmıyoruz’ dedi ve iktidara kaybettirdi.

'ÖCALAN'IN HEYKELİ DİKİLECEK' DEDİĞİMDE ERDOĞAN'ıN ELİNDE ÖCALAN'DAN GELEN İKİ MEKTUP VARDI'

Seçim sürecinde meydanlardakini çokça 'Öcalan’ın heykelini dikeceğiz' sözlerim olduğunu gösterdi. Hatta 24 saat yayınladılar. Ben 'Öcalan'ın heykelini dikeceğiz' dediğim günde Erdoğan'ın elinde İmralı'dan gelen Öcalan'ın iki mektubu vardı. Bu mektuplar çözüm sürecini başlatacak olan mektuplardı ve bu mektuplar üzerine çözüm süreci başladı. O dönemde AKP cenahında 'bu sefer kesinlikle barış olacak ve barışı yapanların heykeli dikilecek' şeklinde bize güvence veriyorlardı. Benim de buna atıf yaparak yapmış olduğum bir sözdür. O fezlekenin sırası geldiğinde söyleyeceklerime siz de şaşıracaksınız. Üstelik bu hususu elinde Öcalan'ın mektuplarını elinde bulunduran Erdoğan da biliyordu.Erdoğan’ın seçim sürecine eş başkanlarımız ve milletvekili arkadaşım Tayyip Temel’in ‘Kürdistan’ söylemine ilişkin söylemlerine; Kürdistan vardır biz de bu vatanın eşit ve özgür yurttaşlarıyız ve kimsenin haddine olmadığı gibi gidin buradan demeye hakkı da yoktur.

'NE POLİS, NE SAVCI, NE HAKİM HAKİKATİN DERDİNDEYDİ'

Ne evimizi basan polisler, ne savcılar hakikatin derdindeydi. Ne de hakimin umurundaydı hakikat. Ne de bir buçuk yıldır bizi yargılayan mahkeme heyetinin. Ne AYM'nin böyle bir derdi vardı. Kimse hakikatin, adaletin peşinde koşmadı.

Polis yasa dışı bir şekilde çadır malzemelerini götürdü. Biz de alandan ayrıldık. Ne yürüyüş var ne slogan var. Hiçbir şey yok ama 15 sene hapis cezası isteniyor.

Havuz medyasının bir gazetecisi TV'de ‘Demirtaş, örgütün kongresinin 21 no'lu elemanı’ diyor. Avukatım programın yapımcısına ulaşmak istiyor ama bağlamıyorlar. Gece gündüz algı oluşturmaya çalışıyorlar.

'İNSANIN İÇİ ACIYOR, YARGI NASIL BU HALE GELEBİLİR'

Benim bu yargılamlarda ki savunmalarım bir adalet ve umut beklentisi değildir. Bir adalet mücadelesidir. Tarihsel sorumluluğum gereğidir. Ben hiç tahliye talep etmedim, etmeyeceğim de. Ama mahkeme heyeti olarak tutukluluğuma devam kararı verirken işte bu fezlekelere, bu CD çözümlerine atıf yaptınız. Yalan, iftira, komplo. Başka bir şey yok. İnsanın içi acıyor, yargı nasıl bu hale gelebilir diye.

'DAVUTOĞLU BİZİ MİLLETVEKİLİ KİMLİĞİMİZLE CEZAEVİNE GÖNDEREN BAŞBAKANDIR'

'Büyük ve ünlü akademisyen ve siyasetçi, Ortadoğu'da barışın mimarı kişi'nin sözlerinden alıntı yaparak devam edeyim, Ahmet Davutoğlu ki, kendisi Türkiye'nin bu hale gelmesinden de sorumludur. Tutuklandığımızda başbakandı, bütün bu kararların altında da imzası vardı. Bugün de kendince muhteşem tespitler yapan Davutoğlu'ndan dinleyelim, yargı ne haldeymiş. Bu hale getirenlerden biri de kendisi değilmiş gibi: 'Hukuk güç biriktirme arası değil, gücü denetleme alanıdır.'

Bunları söyleyen, siyasi tarihimizin en büyük hukuksuzluğuna imza atan başbakanlardan biri. 'Milletvekillerinin yasama süreci içindeki etkinliği güçlendirilmelidir' diyen Davutoğlu, bizi milletvekili kimliğimizle cezaevine gönderen başbakan olarak tarihe geçmiştir.

'ERDOĞAN O VİDEOLARA RAĞMEN KAYBETTİ'

İnsanlar arkamızda durdu ve Erdoğan'a kaybettirdi. O videolara rağmen kaybettirdi. Çünkü insanlar, bizim adaletin, barışın ve demokrasinin ilkeleri etrafında mücadele ettiğimizi ta yüreklerinde hissediyorlardı.

'KÜRDİSTAN, COĞRAFİ BİR GERÇEKLİKTİR'

Sezai Bey ve Pervin Hanım üzerinden, sözleri çarpıtılarak provokasyonlar yapılmaya çalışıldı. Bu fezlekedeki, bu iddianamedekiyle aynı komplo anlayışı. Eş Başkanımız Sezai Temelli 'Kürdistan' demiş, 'Defolsun gitsin' diyor. 2 bin yıl önceki belgelerde de Kürdistan ismi geçer, coğrafi bir gerçektir. Ve bu coğrafyanın büyük bir kısmı da bugün Türkiye sınırları içindedir. Kürdistan ayrı bir devlet olarak tariflenmemiştir. Ama bir coğrafyanın ismidir. Mezopotamya gibi, Kilikya gibi, Trakya gibi bir coğrafya ismidir.

'ERDOĞAN 'DEFOLUN' DEDİ DİYE KİMSE ANAVATANINDAN SÜRÜLEMEZ'

Erdoğan, 'Defolun gidin' dedi diye kimse kendi anavatanından sürülmez. İş o noktalara geldi mi, bu tartışmalar ülkeyi parçalar. Kürdistan vardır ve biz de bu ülkenin öz evlatları olarak, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı Kürtler olarak ülkenin tamamını kendimizin görürüz. Kimsenin de 'defol' deme haddi yoktur. Biz bu ülkede özgürlük ve demokrasi mücadelemizi sürdüreceğiz.

'BENİ EKRANLARDAN YARGILAYAN YORUMCULAR DURUŞMALARI İZLEMİYOR'

Beni TV ekranlarından gece gündüz yargılayan yorumcular, beni katil ilan eden gazeteciler gelip duruşmaları izlemiyorlar. Bu savunmamın bir kanalda alt yazı olarak bile geçmesi bile engelleniyor. 'Demirtaş'ın duruşması var, Yüksekdağ'ın duruşması var' diye haber yapmaya bile korkuyorlar. 'Duruşma var' haberi yapmaya bile. Ama akşam olunca HDP'ye hakaret etmeye başlıyor, program bitene kadar da sürdürebiliyorlar. İşte mahkeme üzerindeki algı baskısı budur.