Erdoğan seçim sürecinde bunu yapacak

Erdoğan seçim sürecinde bunu yapacak

ABC Haber MerkeziPopülist siyasetçilerle mücadelenin nasıl yapılması gerektiği sorusuna yanıt arayan kitap, 24 Haziran seçimlerine giderken akıllara gelen çok sayıda soruya da yanıt buluyor. Erdem kitabında; “dış düşman yaratmanın...

ABC Haber Merkezi

Popülist siyasetçilerle mücadelenin nasıl yapılması gerektiği sorusuna yanıt arayan kitap, 24 Haziran seçimlerine giderken akıllara gelen çok sayıda soruya da yanıt buluyor. Erdem kitabında; “dış düşman yaratmanın sıkışmış popülistlerin en önemli silahı'' olduğunu söylüyor. Kitabın ilgili bölümünde şu ifadeler yer alıyor;

“Bugün tarihi geçmiş bir soru olarak tanımlayabileceğimiz bu soru yerine, Popülizm nasıl yenilecek sorusunu sormak gereklidir.

Halihazırda, her yeni ulusal bağımsızlık; bir ortak amaç yaratma çabasına giriştiği an zorunlu olarak popülizme müracat etmektedir.

Çünkü her ulusal amaç, kendisini hak eden asil bir kimliğe, bir millete ihtiyaç duyar. Ve bu, son derece doğal olarak bir “öteki'' yaratır. Çünkü amaç “ulusaldır.'' Bir kimliğe özeldir. Ya da bir inanç mensubiyetine. Şu halde, amacını gerçekleştirmesini bir “ötekine'' bağımlı kılan her görüş Popülisttir diyebiliriz.

Mesela; “büyük devlet olacağız ama, içimizdeki hainler müsaade etmiyor.'' Kim bu hainler? Popülistlerin cevabı basittir; benim “gerçek millet'' dediğim kategoride olmayan herkes.

Elbette Popülist hareketliliğin gözlemlendiği alanlar sadece yeni ulus inşası süreçleriyle sınırlı değildir. Sol dünyada da yaşayan güçlü akımların neredeyse tamamı popülizmi bir yöntem olarak kullanmaktadır.

Yunanistan’da Syriza’nın Türkiye’yle yürüttüğü “ege adaları'' tartışması; bir dış düşman ihtiyacına dayanmaktadır. Sürdürülemez hale gelen Yunan ekonominin tartışılmasını engellemek için, Syriza gibi “sol'' bir hareket; bu polemiğin parçası olmak suretiyle varlığını koruma çabasına girişmiştir.

Bu tartışma; “alçak Yunan'' diyenin de, “pis Türk'' diyenin de alkışlandığı ve iktidarını koruduğu bir tartışmadır. Ve hiçbir zaman Türkiye ve Yunanistan hükümetleri savaşmayacaktır. Buna ihtiyaç yoktur. İktidarları korunaklı kılan polemiğin zemini yeterlidir.

ds-001.jpg

RESİM ALTI: Çipras’ın silahlanma politikasını Türkiye üzerinden açıkladığı demecine yönelik atılan bir manşet. Özetleyici ve yeterli.

Çünkü savaş, bir “iktidarı koruma'' aracıdır. Bugün için artık bu aracın yerini “Popülizm'' almıştır.

Unutmayalım, Avrupa’daki köklü siyasal değişiklikler 1. Ve 2. Dünya savaşları sonrası oluşan yenilgilere dayalı düşen hükümetlerin, yerlerini devrettiği sosyal demokrat ya da merkez siyasetlerce gerçekleştirilmiştir.

Bir bir “iktidarı koruma'' aracı olarak savaş, yerini polemik ve demagojiye bırakmıştır. İllaki bir savaş yapılacaksa, bunu “birilerine yaptırmak'' yeterlidir. Ama mesele siyasal tutunma ve varlığı sürdürme ise, Popülizm biçilmiş kaftandır.

Popülizm çağının bu gerçekliğini kavrayamamış aydınlar sık sık; “nasıl olur da Erdoğan böyle konuşur'' ya da “nasıl olur da Çipras böyle konuşur'' hayretiyle meseleri irdelerler.

Fakat, neopopülizmin domine ettiği küresel siyaset açısından tüm bu çatışmalar, çatışanların tamamının iktidarda kalma gücünü arttıran süreçlerdir. Alan razıdır, veren razıdır.

Aşağıda ise “portakal bıçaklayıp bayrak yakan, ve bu kurgunun iliklerine kadar sömürdüğü'' geniş halk kitleleri vardır. Sadece siyasi alan değil, varlık ve beka krizleri yaşayan kişi, kurum, şirket, her ne ise; popülizme müracaat eder.

Bir motivasyon olarak bu durumu hayatın her alanında görmeniz mümkün. Hatta çoğu kez, hepimiz bu yola başvurmuşuzdur. İş yerinde bir kriz yaşadığımızda; “bize kumpas kurulduğunu'' ifade ederek bir “öteki, kumpasçı'' yaratırız.

Ve bundan böyle o kumpasçının ne kadar “hain, alçak'' olduğunu anlatmak yoluyla var olabileceğimizi anlatırız.

Varlığımız, bağlı olduklarımızı ikna ettiğimiz “kötü ötekilere'' bağımlıdır.

Sol, sosyalist örgütlerde de, “ihanetçi'' kavramı üzerinden yaratılan kişilik; mevcut iktidarın gücünü koruma aracıdır.

“İçimizdeki ihanetçiler'' ifadesi ile başlayan her cümle, bir koruyucu irade imajı yaratır.

Evet “içimizde ihanetçiler'' vardır. Dolayısı ile, önderlik kurumu güçlendiği ölçüde bunları yok edebilir.

Oysa sol içi demokrasi kültürü burjuvaziden çok daha demokrat olmak zorundayken, sol örgütlerin içinde dahi popülizm adına “ötekileştirme'' süregelmiştir.

Sol içinde bu kadar “yılgın, dönek, hain, ajan, yalancı, kirli insan'' olabilir mi gerçekten?

Elbette hayır. Mesele biraz da, büyük örgüt olacağız ama içimizdeki hainler müsaade etmiyor mantığındaki işleyişin yansımasıdır.

İlkokul sıralarından Üniversite’ye, hayatın her alanında Popülizm hayaleti mutlaka bedenlerimize tasallut ederek kendisini gösterir.

Çünkü modern çağ, dayattığı üretim ilişkileri nedeniyle yaşamın tümünü bir “iktidar savaşına dönüştürmüştür.''

Tüm yaşam bir iktidar savaşına dönüştüğünden, bu savaşın en güçlü silahı olan popülizmi mutlaka defalarca elimize almamızı sağlamıştır.

İnsan, öncelikle doğa karşısında iktidar olmanın ve akabinde yarattığı kentlerde birbiri üzerinde iktidar olmanın sınırsız ve sonsuz ihtirasıyla sürüklenmektedir.

Daha da ileri gitmek gerekirse insan, kendi üzerinde dahi mutlak hegemon olma arzusunu, yarattığı “ilke, prensip'' ve benzer kavramlarla gösterir. 

Popülizm kuramına dönecek olursak, Gellner ve Ionescu’nun girişte alıntıladığım hayalet ironisinin gerçeği ıskalayan bir boyutu da vardır.

Bu ifadeye göre; “yaşayan bir popülizm yoktur.''

Büyük ölçüde, 18 ve 19. Yüzyıl Amerikan Çiftçi hareketleri ve Narodnik’lere atfen kullanılan bu ifade, popülizmin ölü ve yaşam arayan bir ruh olduğu görüşü içerir.

55-004.jpg

Bu anlamda, Popülizmin neopopülizme evrilme sürecinde, kendini revize ederek “elitlerle mücadele'' temelindeki zeminin yavaş yavaş kaybetmeye başladığını söylemek mümkündür. Ölmüş olan, “sol hareketlerin de önünü açan,'' ilk Popülizmdir.

Gelinen noktada, seçkinler ve elitlerle mücadele şiarından yola çıkarak sınıf mücadelesine zemin yaratma noktasından, halkı; halkla çatıştırmaya ve iktidarı bu çatışma üzerine kurmaya dönüşen neopopülizm; bir hayaletten çok, zombi niteliği taşır.

Rus Narodniklerin zemini hazırladığı Sovyet Devrimi’nden, Çiftçi hareketlerine dayanarak yükselen ABD Başkanları eliyle yürütülen neoliberal siyaset, tümüyle farklı versiyonlarda olsa da popülizmi esas alarak güçlenmişlerdir. Hatta şunu da söylemek gerekir; “soğuk savaş, ABD liberalizmi ile Sovyet Sosyalizmi arasındaki bir savaş değildir.'' Birbirine muhtaç, bağımlı iki popülist güç merkezinin; birbiri üzerinden kendi güç hattını sağlamlaştırdığı bir kitlesel konsolidasyon sürecidir.

Birbirlerinin varlığına duacı bu iki güç merkezinin kitlelere yönelik söylemlerini irdelediğimizde; “öteki ve dış düşman'' odaklı söylemler üzerinden “bir iktidarı koruma zemini olarak sıcak savaşlar dönemine son veren, yeni popülist çağın temellerini atmıştır.''

99-002.jpg

Şu halde Popülizm, “sıcak savaşın'' yerini alan bir korunaklı alana dönüşmüştür. Bu yeni yöntemde, çok fazla kan dökülmeyecek, fakat; örgütlü nefret, kan dökmeksizin tüm insani değerleri yok edecekti.''

Erdem, seçim süreci ile ilgili değerlendirmesinde; ''Erdoğan mutlaka bir dış düşmanla kavga ederek seçimlere gidecek. Bunu bilmek ve bunu bilerek, doğru adımlar atmak zorundayız’ dedi.

''Diktatör Devirme Sanatı’ tüm kitapçılarda.


 

Kültür Sanat