Etyen Mahçupyan’dan başkanlık yazısı: İdeolojik mobilizasyona ihtiyaç var

Etyen Mahçupyan’dan başkanlık yazısı: İdeolojik mobilizasyona ihtiyaç var

2014-2015 yılları arasında Başbakan olan Ahmet Davutoğlu’nun Başdanışmanlığını yapan Etyen Mahçupyan, AKP’nin Anayasa değişikliği oylamasında moral üstünlüğünü kaybettiğini yazdı.Karar Gazetesindeki köşesinde konuya...

2014-2015 yılları arasında Başbakan olan Ahmet Davutoğlu’nun Başdanışmanlığını yapan Etyen Mahçupyan, AKP’nin Anayasa değişikliği oylamasında moral üstünlüğünü kaybettiğini yazdı.

Karar Gazetesindeki köşesinde konuya değinen Mahçupyan, AKP’nin geçmişte bugünküne benzer durumlarda asla kırılgan bir pozisyonda olmadığına dikkat çekerek  “Şimdi pek öyle değil'' değerlendirmesinde bulundu.

Yazısında bunun nedeninin ''cumhurbaşkanlığı sistemine’ geçiş için önerilen anayasa değişikliğinin içerik açısından kolay savunulabilir olmamasına bağlayan Mahçupyan, önerilen sistemin istismara açık olduğunu ifade etti ve “Karşımızda iyi hazırlanmamış gözüken ve halkın fazla titizlik göstermeyeceği varsayımına dayandırılmış bir teklif var. O nedenle savunulması zor… Ve o nedenle ideolojik mobilizasyona muhtaç'' dedi.

'İSTİSMAR KORKUSU'

Etyen Mahçupyan’ın “Yeni sistemde istismar korkusu'' başlıklı yazısının tamamı şu şekilde:

"AK Parti bugüne dek halkın karşısına hiçbir zaman kırılgan bir pozisyonda çıkmadı. Moral üstünlük hep AK Parti’den yanaydı… Vatandaşların bu partiye kredi açma hevesi yüksek olduğu gibi, olayları bu partiyi kayırarak değerlendirmek de adil bir tutuma karşılık geliyordu… Şimdi pek öyle değil. Geçmişte karşımızda mağdur, rasyonel ve başarılı bir siyasi hareket vardı. Şimdi giderek artan sayıda kişinin zihninde bu özellikler de adım adım geride kalıyor. Yine geçmişte bir istikrar unsuru olarak görülen yönetim için bugün soru işaretleri üretiliyor…

Bunun nedeni ''cumhurbaşkanlığı sistemine’ geçiş için önerilen anayasa değişikliğinin içerik açısından kolay savunulabilir olmaması. Nitekim ''Evet’ kampanyası yürütenler ya PKK/FETÖ üzerinden korku üreterek ''Hayır’ı şeytanlaştırma, ya da ''Evet’i 15 Temmuz direnişine bağlama gayreti içindeler. Kimse taslağın içeriği ile ilgili konuşmak istemiyor. Meseleyi ''zorunlu bir devrimsel adım’ kıvamına getirip, sistemi kimliksel desteğe dayanarak değiştirmek çok daha uygun bulunuyor.

***

Haklılar… Tasarı her maddesi için olumlu ya da olumsuz koşullar hayal edilerek, ''nötr’ bir sistem değişikliği olarak öne sürülebilir. Ancak maddeler bir araya geldiğinde istismar edilmeye açık durumların sayısı ve ihtimali artıyor. Hele Türkiye’de var olan yönetim zihniyetini, kültürü ve uygulamaları dikkate aldığınızda, olumsuz sonuçlarla karşılaşma ihtimali neredeyse kaçınılmaz hale geliyor.

Örneğin cumhurbaşkanının partili olmasında sorun görmeyebiliriz. Parlamento ve cumhurbaşkanı seçimlerinin aynı gün olmasında da… Ancak bizim siyasi kültürümüzde ikisini bir araya getirdiğinizde ve cumhurbaşkanının kendi partisinde yönetici olmasına engel koymadığınızda ne olacağı açıktır: Cumhurbaşkanı parlamento üyelerinin hepsini seçecek ve aynı gün seçim olması sayesinde kendi parti grubunun Meclis’te çoğunluk, ya da en azından birinci parti olmasını garantileyecektir. Gerçekçi olacaksak, böyle bir parlamentonun hiçbir konuda cumhurbaşkanından farklı pozisyon alması beklenemez.

***

Yargıya bakalım… Eğer tasarı geçerse HSK için 2019 seçimleri beklenmeyecek, değişiklik hemen yapılacak. Buna göre 13 üyenin dördünü cumhurbaşkanı seçiyor. Adalet Bakanı ve Müsteşarı da üye… Geri kalan 7 kişi ise Meclis’te beşte üç oyla seçilebiliyor. Bunun için iki büyük partinin anlaşması asgari koşul… Bu olamazsa birisi iktidarın (cumhurbaşkanının) adayı olan en fazla oy almış iki aday arasında kura çekiliyor. Düşünün ki cumhurbaşkanının Kurul’a ''hakim’ olması için bir kişi daha lazım. Acaba bunun ihtimali ne? İktidar adaylarının tüm kuraları kaybetme ihtimali 1/128, yani yüzde 0,78. Kısacası yüzde 99,22 ihtimalle HSK’nın çoğunluğu cumhurbaşkanı tarafından seçilmiş olacak. Bu durumda idari yargının nasıl bir tutum alacağını tahmin edebiliriz.

Başka bir örnek cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu… Yürürlükteki sistemde sadece vatana ihanetten, ama şimdi bütün suçlardan ötürü Yüce Divan’a gönderilebiliyor. İlk bakışta çok olumlu… Ne var ki şu anki sistemde partiler üstü bir konum söz konusuyken, yenisinde cumhurbaşkanı yürütmenin bizzat kendisi ve her türlü idari konuda yetkili… Taslak ise suç ne olursa olsun, ancak Yüce Divan’da yargılanma kuralını getiriyor ve beşte üç şartıyla pratikte bunu büyük ölçüde imkansız kılıyor.

Mesele sistemin istismara açık olması ve bunun engellenmesi için herhangi bir tedbir alınmamasıdır. Dolayısıyla karşımızda iyi hazırlanmamış gözüken ve halkın fazla titizlik göstermeyeceği varsayımına dayandırılmış bir teklif var. O nedenle savunulması zor… Ve o nedenle ideolojik mobilizasyona muhtaç."

Önceki ve Sonraki Haberler
Otomotiv