Fehmi Koru yazdı: AK Parti’nin övünebileceği önemli bir yasa, yine AK Parti eliyle bozuluyor

Fehmi Koru yazdı: AK Parti’nin övünebileceği önemli bir yasa, yine AK Parti eliyle bozuluyor

''Yeni yasa ile özellikle sosyal medya üzerinden görüş açıklamanın kısıtlanması amaçlanıyor''

Ne zaman fırsat düşse, Türkiye’de halen yürürlükte olan ‘basın yasası’nın gerçekten özgürlükçü bir anlayışı yansıttığını ve bunun şerefinin de AK Parti’ye ait olduğunu çekinmeden söylerim.

Geçenlerde de böyle bir fırsat düştü ve görüşümü bir TV programında yine tekrarladım.

Ancak galiba bundan sonra istesem de tekrarlayamayacağım.

Meclis’in adalet komisyonu ‘basın kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun’ teklifini görüştü ve kabul etti. Teklif Meclis genel kuruluna gelince muhtemelen iktidar cephesinin oylarıyla yasalaşacak ve böylece AK Parti iktidara geldikten kısa süre sonra kapsamlı bir çalışmayla hazırlayıp geçmesini sağladığı ‘basın yasası’nı özgürlükçü olmaktan yine kendisi uzaklaştıracak.

Uluslararası kuruluşlar Türkiye’yi özgürlükçü bir yasaya sahip olmasına rağmen basın özgürlüğü konusunda yetersiz buluyordu; ileri sürdükleri gerekçelere pek yakında yasanın yeni maddeleri de eklenecek.

Yeni yasa ile özellikle sosyal medya üzerinden görüş açıklamanın kısıtlanması amaçlanıyor. 

Örnek olması için ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ başlığı altındaki 29. maddeyi aktarayım:

“Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.”

Maddeyi nereye çekersen çek: Korku ve panik yaratmak… Ülkenin iç ve dış güvenliği… Kamu düzeni… Genel sağlık… Gerçeğe aykırı bilgi… Kamu barışını bozmak… Elverişli şekil… 

Bunların hepsi sübjektif ve istenildiği gibi kullanılabilecek ifadeler…

Özgürlükçü bir yasadan bile gözaltılar, tutuklamalar ve mahkumiyetler çıkabilirken, bu madde ve benzerlerinin içinde yer aldığı metin yasalaştığı takdirde olabilecekleri düşünmek bile istemiyorum.

Yasa teklifi gündeme geldiği ilk günden başlayarak eleştirilere muhatap. Yasayı Meclis içinde ve dışında savunanlar benzeri hükümleri içeren türden değişikliklerin başka ‘demokratik’ ülkelerde de söz konusu edildiğini ileri sürüyorlar.

En bilinen gerekçe “Başka ülkelerde de kısıtlamalara gidiliyor” oluyor.

Çok yanlış değil bu gerekçe; gerçekten de ‘çakma haber’ bütün dünyada kaygı konusu. Sosyal medya kullanılarak yayılan haberlerle seçimlere müdahaleler edildiği, kişiliklere hakarete yeltenildiği biliniyor. 

İngiltere böyle bir deneyimi ‘Brexit’ adı verilen Avrupa Birliği’nden ayrılmayı getiren referandum sürecinde Cambridge Analytica adlı şirketin müdahalesiyle yaşadı. 

ABD’de Donald Trump’ın başkan seçilmesiyle sonuçlanan süreç içerisinde de Cambridge Analytica şirketi devredeydi; ayrıca bir yabancı devletin -Rusya’nın- troller eliyle aynı sonuç için çaba gösterdiği de biliniyor.

Sosyal medya pek çok ülkede kaygı konusu, ancak demokrasiler yanlışlıkları ortadan kaldırma amaçlı yasal düzenlemelerle basın özgürlüğünün zedelenmesi ihtimalinde dikkatli.

Demokrasinin temelinde özgür basın da yer alıyor çünkü.

Mahkemeler de bu konuda hassas.

Bu hassasiyeti en çarpıcı biçimde dışa vuran bir mahkeme kararı önceki gün İngiltere’de çıktı.

Hem de Cambridge Analytica şirketinin adının da geçtiği bir davayla ilgili olarak…

Cambridge Analytica (CA) Facebook adlı sosyal medya platformundan satın aldığı verileri kullanarak yine sosyal medya üzerinden kamuoyunu seçimde-referandumda yönlendirecek kampanyalar yürütmekteydi. ABD seçimlerinde ve Brexit’te onun bu çalışmalarının sonucu etkilediği ortaya çıktı.

Ortaya çıkmasını İngiliz Guardian ve Amerikan New York Times gazetelerinin ısrarlı ve kapsamlı yayınları sağladı.   

Guardian gazetesinin konuya ilişkin haberlerinde hep aynı araştırmacı gazetecinin adı vardı: Carole Cadwalladr’ın…

Yayınlar sonrasında açılan davalarda hem Facebook hem de CA şirketi cezalandırıldı. CA iflas ilan etti ve kapılarını kapatmak zorunda kaldı.

Bütün bunlar 2018 yılında yaşandı.

İngiliz Guardian gazetesi muhabiri Carole Cadwalladr 2019 yılında dünyanın en itibarlı gazetecilik ödülü Pulitzer’e aday gösterildi.

Cadwalladr gazetesinde yayımlanan geniş haberlerini duyurmak için kendisi de sosyal medyayı kullanmakta, ayrıca kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla Youtube üzerinden yayın yapan ‘TED Talks’ türü kanallarda da görüşlerini açıklamaktaydı.

Yayınlarda adı geçen ülkesinin en zengin iş insanlarından Arron BanksCadwalladr’in kendisini Brexit’i finanse etmekle ve Rus devletine yakın olmakla suçlayan bir Twitter mesajı ile TED Talk konuşmasındaki bir cümlesine karşı yüklü bir meblağ talep ederek hakaret davası açtı.

Gazeteci mahkum olsaydı, davayla ilgili masraflar da ekleneceği için, 1 milyon Sterline kadar varabilecek bir ceza ödemek -daha doğrusu ödeyememek- zorunda kalacaktı.

Banks, kendisini zor durumda bırakmak ve kişisel masraflarını ödeyemez hale getirmek amacıyla, davayı yayınların çıktığı Guardian gazetesine ve konuşmasını yaptığı TED platformuna karşı değil, doğrudan Carole Cadwalladr’ın şahsına açmıştı.

İş insanı, hakkında Yüksek Seçim Kurulu tarafından açılmış, referandumda AB’den ayrılmayı sağlamaya yönelik siyasi çalışmalara yaptığı bağışlarının yasaya aykırı olduğu iddialı soruşturmadan aklandığını, gazetecinin mesajı ve konuşmasında ileri sürdüğü kendisinin Rus devletiyle yakınlığına dair iddianın da asılsız olduğunu ileri sürerek gazeteciyi mahkum ettirmek istiyordu. 

Mahkeme yargıcı önceki gün Carole Cadwalladr’i suçsuz bularak davayı reddetti.

Kararın bizleri de ilgilendiren ilginç yönü şu: Yargıç gazetecinin iş insanına karşı iddialarını ispatlamak zorunda olmadığına, halkın haber alma hakkı kapsamı içerisinde gazetecilik faaliyeti sınırları içerisinde kaldığına hükmetti. 

Yargıcın kararında yer alan en önemli cümle şu: “Kararımda anahtar unsur, ‘Bn Cadwalladr mesajı ve konuşmasıyla iletmek istediği anlamın doğru olduğuna kendisi inanmakta mıydı?’ sorusudur; ben inandığı kanaatindeyim.”

O kadar.

Verilen mesaj -haber- tam anlamıyla doğru olmayabilir, ancak gazeteci toplumun bilmesinde yarar bulunan bir konuyu ele alır ve yayarken onun doğru olduğuna eminse, hukuk açısından bu kadarı yeterli sayılıyor.

İngiltere’de durum böyle. [Karara şu linkten ulaşılabiliyor.]

Bizde ise, yeni yasayla, ‘gerçeğe aykırı’ sayılabilecek herhangi bir iddiayı paylaşmak üç yıl hapis cezasını gerektirecek.

Meclis genel kurulunda konu görüşülürken, AK Partililere, bütün basın kuruluşlarından da görüş alınarak 2003 yılında çıkartılmış ve övünç kaynağı saymaları gereken ‘basın yasası’nı bozmalarının yanlışlığı anlatılmalı.