Fehmi Koru yazdı: Her alandaki takıntılar ‘büyük devlet’ rüyasını yerle yeksan ediyor

Fehmi Koru yazdı: Her alandaki takıntılar ‘büyük devlet’ rüyasını yerle yeksan ediyor

Dışarıdaki itibarlı dergiler ve gazetelerde çıkan yazılarda da görüyorum; Türkiye’nin dış politikası başka ülkelerden bakanları da şaşkına döndürüyor.

Kendim de geçmişte gazete ve dergilerde yıl sonu değerlendirmeleri yaptığım için bu yılın son haftasında benzer çabaların sergilendiği köşelerde yazılanları gıptayla ve biraz da iç geçirerek okudum.

Gıpta etmemin sebebi, o çabayı gösterenlerin emeklerineydi.

İç geçirmem ise, yazarların içinden çıkılmaz bir labirente düşmüş hissini okuyana vermelerindendi.

Özellikle dış politika değerlendirmesi yapanların satırları arasında kaybolmamak mümkün değil.

Dışarıdaki itibarlı dergiler ve gazetelerde çıkan yazılarda da görüyorum; Türkiye’nin dış politikası başka ülkelerden bakanları da şaşkına döndürüyor. 

Hayatımın bir yıldan fazla bir bölümünü Londra’da (İngiltere) geçirdim. İki yılım Boston’da (ABD) yüksek lisans eğitimi ve araştırmayla geçti. Bir yıl kadar bir süre de Şam’da (Suriye) yaşadım. Gazeteci kimliğimle dünyada ayak basmadığım kıta kalmadı. Uğradığım bir kısım ülkeyle ilgili izlenim yazılarım ‘Tabana Kuvvet’ adlı bir kitapta toplandı.

Yazarlığa Milli Gazete ve Yeni Devir’de dış politika yazıları yazarak başladım. İki yıla yakın bir süre o dönem -1982 sonrası- Türkiye’nin en çok satan dergilerinden ‘İslam’da dış dünyayla ilgili hacimli bölümü ben yayına hazırladım.

Ülke politikasıyla ilgilenirken bile gözümü dış politikadan hiç ayırmadım; ilgim hep sürdü.

Bunları şimdi yazacağım şu cümleye hazırlık olsun diye kayda geçirdim: Bütün bu özgeçmişe rağmen Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politikayı anlamakta ben de olağanüstü zorlanıyorum.  

“Zorlanıyordum” demek daha doğru; çünkü son birkaç ay içerisinde ekonomi alanında yaşanan ve yaşatılanları izlerken dış politika serüvenimizde kafamı karıştıran noktaların biraz olsun açıklık kazanmaya başladığını fark ettim.

“Ekonomide bizi bugünkü ortama ne getirdi?” sorusunu her işittiğimde aklıma tek bir cevap geliyor: “Faiz sebep enflasyon sonuç takıntısı…”

O takıntıyla “128 milyar dolar nerede?” sorusunun sorulmasını getiren süreç yaşandı. O takıntı yüzünden iki-üç kez Hazine’yle ilgili bakanın, Merkez Bankası başkanının ve ekonomi bürokratlarının değişmesi gerekti. Yine o takıntı ile yürütülen zorlamalar TL’yi yabancı paralar karşısında mahçup hale getirdi.

Ülkemizin ekonomi yönetimi ekonomiden anlayan siyasiler ile bürokratlar  elindeyken bunların hiçbiri başımıza gelmemişti. Sorunlar her zaman vardı ama çözülebilecek sorunlardı onlar. Uzmanlar bugün bile takıntıdan vazgeçilse ve ekonominin kurallarına uyulsa, bugünden yarına olmasa bile, işlerin düzelme ihtimali bulunduğu kanaatindeler.

Hepimiz ekonomide yaşananların sebebini biliyoruz: Takıntı

Dış politikada da sorunlar var ve o sorunların sebebi de acaba yine takıntı/lar olabilir mi?

Şimdilerde bazı köşeler ile ekranlarda hâlâ dış politikaya abartılı başarılar yaşandığı beklentisiyle yaklaşanlar olsa bile siyasetin içinde yer alan yetkili ve etkili şahsiyetler artık sessizliği tercih ediyorlar. Hafif tertip çark vaziyeti var. Yurtdışıyla ilgili askeri mülahazalar Milli Savunma Bakanı’na, aranın açıldığı ülkelerle yeni sayfalar açma girişimi de Dışişleri Bakanı’na emanet edilmiş görünüyor.

Libya ve Suriye’deki askeri varlığın ülkeye dönmesi ve çözülmez sorunlar yaşanan ülkelerle aranın düzeltilmesi için çalışılıyor.

‘Mavi Vatan’ diye bilinen gaz ve petrol arama gemileriyle yürütülen Akdeniz’de hak aramadan da galiba vazgeçildi.

Birleşik Arap Emirlikleri ile başlayan arayı ısıtma faaliyetini Mısır’la ilişkilerin yeniden canlandırılmasının, İsrail ile büyükelçi teatisinde bulunmanın, Suudi Arabistan’a el uzatmanın izlemesi beklendiği çok belli.

“Şerefsizler” başlıklarının yerini “Dostumuz, kardeşimiz” sıfatları aldı.

‘Rabia’ sözcüğü ve işareti unutuldu.

Ermenistan’la sınır uzun aradan sonra açılırsa şaşırmamamız gerekiyor.

Yunanistan ve hatta Suriye ile de yakınlık arayışı sürüyor.

ABD ile aranın bozulmasına, bazı konularda yaptırımlara maruz kalmaya, parası ödendiği halde F-35 uçaklarıyla ilgili anlaşmanın feshedilmesine ve F-35’lerin üretim ortağı olunduğu için milyarlarca dolarlık parçaları ülkemizde imal edilirken o piyasanın da kaybedilmesine yol açan S-400’ler işlevsiz halde beklemede.

Rusya’ya 2,5 milyar dolar ödeyerek satın aldığımız S-400 füze savunma sistemi işlevsiz; Ruslar da bu durumdan rahatsız. Ancak Moskova ile tek sorunumuz bu değil; Suriye’den ve Libya’dan askerler çekilecekse, birlikte hareket etmeyi umduğumuz bu iki ülkeden askerleri çekmemizi Putin istediği için bu olacak.

Can acıtmak için olacak, Türkiye’nin ‘terör örgütü’ saydığı Suriye’deki PYD/YPG liderlerine, Moskova, kendilerini evlerinde hissetmelerini sağlayacak itibarı gösteriyor. Ücra köylere kadar uzattığımız doğalgaz hattına doğalgazı en çok Rusya’dan alıyor ve bunun için milyarlarca dolar ödüyoruz; buna karşılık Rusya geleneksel olarak bizden satın aldığı yükte ağır pahada hafif sebze ve meyvelere sürekli engel çıkartıyor.  

Neden?

“Ülkelerle ilişkileri yönetimlerle değil sokakları kazanarak yürütmek” gibi telaffuz edilmemiş bir takıntımız ve o takıntıya bağlı beklentimiz sebep olabilir mi?

Özellikle ‘Arap baharı’ ile başlayan süreci yanlış değerlendirmemiz sonrasında?

Her ülkenin dış politikasını kendi çıkarlarını ön planda tutarak yürüttüğü gerçeği neden sonra görülmüş olmasın?

Bizim bulunduğumuz coğrafyada, ‘büyük devlet’ muamelesi görebilmek için güçlü bir ekonomiye sahip olmak gerekiyor.

Güçlü ekonomi ise, ancak halkın bütününün hak ve özgürlüklerinin teminat altında olduğuna inandığı, bu inancın uygulamalarla desteklendiği demokratik ve hukuka saygılı bir yönetime sahip ülkelere nasip olabiliyor.

Dış politikayı rayına koyarken ekonomiyi zayıflatıcı etkilerden de korumak şart.

Takıntılarla hiçbir yere varılmaz, bunu bilelim.

Önceki ve Sonraki Haberler
Gündem