Fehmi Koru yazdı: NATO’da kim kazançlı çıktı? Türkiye zafer kazandı mı? İktidar bu moralle seçime gider mi?

Fehmi Koru yazdı: NATO’da kim kazançlı çıktı? Türkiye zafer kazandı mı? İktidar bu moralle seçime gider mi?

''Dikkatle inceleniyor da ne oluyor, bir sonuca varılabiliyor mu?''

Madrid’te yapılan NATO zirvesinden Türkiye zaferle mi çıktı?

Herkesin cevabını merak ettiği soru bu. Zirve öncesinde yapılan, Türkiye yanında İsveç ve Finlandiya liderleriyle NATO genel sekreterinin katıldığı dörtlü toplantıdan ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ABD başkanı Joe Biden’le buluşmasından sonra yapılan açıklamalar, zirve bildirisi ve hatta üye ülke yöneticilerinin aile fotoğrafları hep o soruya cevap için dikkatle inceleniyor.

Dikkatle inceleniyor da ne oluyor, bir sonuca varılabiliyor mu?

İktidar cephesinden gelen mesajlar ‘zafer kazanıldığı’ yolunda; AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi sonuçtan memnun lakin memnun kalmayan da var: Cephenin en küçük ortağı Vatan Partisi…

Muhalefet ise dağın fare doğurduğu, ortada ‘zafer’ denilmeyi hak edecek elle tutulur bir sonuç bulunmadığı iddiasında.

Ortak metne imzalar atılırken yüzlere yansıyan gerilimden hareketle tahminde bulunanlar da var.

Bana bu yaşananlar eskinin sünnet törenlerini hatırlatıyor. Çoktandır o konuda kolaya kaçıldığı için unutulmuş olabilir; erkek çocuğun bir organından küçük bir deri parçasının cerrahi müdahaleye uğratılması demek olan sünnette, o işlem bittiğinde, katılımcılar “Oldu da bitti, maşallah” diye hep bir ağızdan yüksek sesle bağırırlardı.

Küçük çocuğun acıdan ciyaklamasını bastırmak amacıyla…

Evet, bana o patırtıyı hatırlatıyor zirve sonrası medyamıza yansıyan gürültü…

NATO bu zirvede 30 üye olarak toplandı. Türkiye’nin vetosunu kaldırmasıyla NATO’nun üye sayısı 32’ye çıkmış olacak. Ülkesinin üyeliği söz konusu olmadığı halde Voledymyr Zelensky de davetliydi; öyleyse Ukrayna’yı da ‘fahri üye’ sayabiliriz. 

Bir süre öncesine kadar varlık sebebi sorgulanmakta olan bir ittifak görüntüsündeydi NATO, bu zirveyle eski ‘düşman’ Rusya’yı üye ve aday üyeleriyle çevrelemiş, silkinip kendine gelmiş bir hale kavuştuğuna bakılırsa, toplantıdan esas kazanarak çıkanın NATO olduğu söylenebilir.

Aday olmak için başvuruları zirvede kabul edildiği düşünülürse, İsveç ve Finlandiya da bu tabloda kazananlar arasında mütalaa edilebilir.

Sünnet alegorisine devam edersek, itirazcı ile itiraz edilenler arasındaki ihtilafı sona erdirmede bir tür ‘kirve’ rolü üstlenen, ülkesinde siyasi tarihin en düşük güvene sahip başkanı durumundaki Joe Biden de zirvede yüzü gülenlerden…

Neşesi fotoğraflara da yansıyor zaten…

Ya Türkiye? Ülkemiz bu zirvenin kazananları arasında mı?

Olayın muhasebesine ülkeler açısından yaklaşmanın yanlış olduğu kanısındayım. Ülkeler, ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar, NATO zirvesinin önceden belirlenmiş gündemi içerisinde yer almayan konuları tartıştırmada sonuç alamazlar.

Türkiye daha önce de, 2009 yılında, NATO zirvesine gidilirken önem verdiği bir konuda tavır almış, ABD’nin o zamanki başkanı Barack Obama’nın da desteklediği Danimarka başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in genel sekreter olmasını engellemek istemişti.

İtiraz sebebi, Rasmussen’in bir Danimarka gazetesinde çıkan İslam Peygamberi’ni karikatür konusu yapan bir yayını basın özgürlüğü içerisinde değerlendirmesiydi.

NATO’ya bir Türk genel sekreter yardımcısı atanması karşılığında Türkiye o itirazından vazgeçmişti.

Elle tutulur bir kazanım aranıyorsa o ihtilafta ülkemizin kazanımı buydu, NATO genel sekreter yardımcılığı…

Bu defa da hiçbir şey elde edilemediği söylenemez; yalnız İsveç ve Finlandiya değil diğer NATO ülkeleri de Türkiye’nin hassasiyet gösterilmesini beklediği konularda bundan böyle biraz daha dikkatli olacaklardır.

O kadar mı? Evet, o kadar. Kararların oybirliği ile alınması kuralının geçerli olduğu bir örgütte, üye ülkelerin tek başlarına yapabileceklerinin sınırı fazla geniş değildir. Türkiye, hem 2009’da hem de bu hafta, zirvenin tek itirazcısı konumundaydı. İtirazlarında birkaç ülkeyi daha yanına çekebilseydi durum farklı olabilirdi; tek başına ancak bu kadar olabilirdi ve o oldu.

Türkiye üye olduğu platformlarda kendisiyle birlikte hareket edebilecek bir blok oluşturmadan ihtilaflardan fazla başarıyla çıkamaz.

Unutulmasın: Ülkemiz 2008 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine aday olduğunda, 192 ülkeden tam 151’inin desteğini almayı başarabilmişti. [Yakın tarihlerde iki kez daha aynı göreve aday olundu, lakin başarı sağlanamadı.]

NATO’da ve kararların oybirliğiyle alınabildiği başka uluslararası örgütlerde ülkelerin tek başına başarılı olabilmesi zordur; bu sebeple üye ülkeler Türkiye’nin birkaç kez denediği türden çıkışlar yapmaktan kaçınır, onun yerine, zirve tarihlerinin öncesinde diplomatik taarruz başlatır ve önemsedikleri konunun gündeme gelmesini -daha çok da gündeme gelmemesini- sağlamaya çalışırlar.

Gündem arzuları hilafına oluşmuşsa, güçlerini kazanamayacakları bir mücadelede zayi etmekten kaçınırlar.

Veto hakkını kullanma girişimi bu yüzden Türkiye için başarı veya başarısızlığın mihenk taşı haline getirilemez.

Zaten konunun baştan itibaren ele alınışı, ülke adına sonuç getirecek bir girişim olmaktan çok, itirazın içeride kullanmaya yönelik bir mesaj değeri olduğunu düşündürüyor.

“Türkiye’nin haklı olduğuna inandığı ciddi kaygı konuları var ve ülkeyi yöneten siyasi kadrolar da onları her zeminde dile getirmeyi görev biliyor” mesajı bu.

Yazımın başlarında sorduğum “Türkiye zirvenin kazananları arasında mı?” sorusuna bu yönden cevap vermek daha kolay.

İktidar cephesinin de konuya bu yönden yaklaştığını ve sonuçtan memnun kaldığını sanıyorum.

Joe Biden’le uzunca bir baş başa görüşme sağlandı. [Yazının girişindeki fotoğrafa bu gözle bakmanızı beklerim.]

Zirve öncesi, sırası ve sonrasında adı uluslararası medyada en fazla anılan ülke Türkiye ve lider de Cumhurbaşkanı Erdoğan’dı.

Eğer ekonomik sıkıntıları hafifletecek birkaç adım da atılabilirse, buna ek olarak Madrid’ten ülkeye yansıyan dış politikada başarı görüntüsü, iktidarın seçime gitme konusundaki tereddütlerini giderecek morali de sağlayabilir.

‘Pirüs zaferi’ deyimini işitmiş miydiniz?

Neyse, nefes almak ve okura nefes alma fırsatı tanımak üzere, yazıyı burada sonlandırsam iyi olacak.

Önceki ve Sonraki Haberler
Politika