FİN HAMAMINDA TERLEMEK… Mustafa Aşcıoğlu yazdı

FİN HAMAMINDA TERLEMEK… Mustafa Aşcıoğlu yazdı

NATO’da kriz büyük. Finlandiya ve İsveç NATO üyeliği için resmen başvurdu. Ama Türkiye, bu oldu-bitti sürece “hayır” diyor. ABD destekli üyelik girişimi konusu ittifakta büyük bir çatlak yarattı

Mustafa AŞCIOĞLU
2006 yılında gittim Finlandiya’ya. Kanal D haberde çalışırken. Mehmet Ali Abi (Birand) kendisine gelen daveti bana yönlendirmişti. Helsinki’de AB temsilcileri ve dönemin Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ile görüşmüştük. 
Şehir merkezinde dışı cam kaplı, çok şık binada bulunan Helsingin Sanomat gazetesinde meslektaşlarımızla bir araya gelmiştik. O tarihte Finliler, AB’den çıkılmasını savunuyordu. NATO’ya da kesinlikle katılmak istemiyordu. 
Ama köprünün altından çok sular aktı. Aradan geçen 16 yılda neler değişmedi ki. Tabii, Rusya Ukrayna’ya saldırınca NATO üyeliği daha da önem kazandı. Kimin için mi? Kuşkusuz ABD için. 
ABD Başkanı hem Finlandiya’nın hem de İsveç’in NATO üyesi olmasını can-ı gönülden istiyor. Çünkü, Putin nefreti nedeniyle, Biden transatlantik hattını güçlendirmek niyetinde. 
Ancak hiç de kolay değil. Ayrıntıda boğulmadan anlatalım.
Rusya’nın 86 gün önce Ukrayna’ya savaş açmasıyla, Avrupa’nın güvenliği yeniden gündeme geldi. ABD yönetimi önce Ukrayna’ya bazı sözler verdi. O sözleri yerine getirmeyince de NATO’nun genişlemesi fikrini ortaya attı. Finlandiya ve İsveç de razı geldi. 
Kamuoyu da “Putin, nükleer silah kullanacak” eyyamıyla ikna oldu. Halkın NATO’ya katılmak için verdiği destek ciddi şekilde arttı. Halk desteği yüzde 80’lere dayandı.
Ama iki ülke de ciddi bir “karşı” tepki de var. Bazı siyasi partiler ve STK’lar, NATO’ya katılmanın ciddi sonuçları olacağı endişesi taşıyor. Bu görüşü savunanlar, Finlandiya’nın ve İsveç’in tarafsızlık ilkesinin zarar göreceğini söylüyor.
Aslında iki ülke, Finlandiya ve İsveç NATO’ya katılma başvurusu yaptı ama, tartışma Finlandiya üzerinden yürüyor. Çünkü Finlandiya ile Rusya komşu. İki ülke arasında 1340 kilometre uzunluğunda bir sınır var. 
Bir başka mesele de tarihsel. Şöyle ki:
Finlandiya, diplomasiye, "Finlandiyalaşma" terimini kazandıracak kadar Rusya ile iyi geçinen, tarafsız bir ülke. Uzun süre İsveç egemenliği altında kaldıktan sonra, 1809'dan itibaren Rus egemenliği altına geçti. Rus Devrimi’yle, 1917'de bağımsız oldu. 
2. Dünya Savaşı’nda ülke, SSCB tarafından saldırıya uğradı, ancak SSCB Finlandiya'yı ilhak etmeyi başaramadı. Nihayetinde, 1948 yılında "iki ülkenin hiçbirinin komşusuna karşı bir ittifaka katılmamasını garanti eden bir dostluk, iş birliği ve karşılıklı yardım anlaşması" imzalandı. 
Uzatmayayım, şimdi bu anlaşmalar unutuldu. Bir oldu-bitti ile dayatma söz konusu. Ama kriz çok büyük. İttifak içinde çatlak var. Kameralar önünde yapılan açıklamalara bakmayın, Reuters Ajansı’na göre, kapalı kapılar ardında, diplomatik nezaket sınırlarını aşan ifadeler kullanılıyor. 
Askeri güçleri sınırlı olan Finlandiya ile İsveç’in Avrupa güvenliğine ne kadar katkı yapacağı tartışıladursun, NATO şimdi bu krize çözüm arıyor. Daha doğrusu Ankara’nın vetosuna kaldırmaya çalışıyor.
NATO’da karar alırken oybirliği aranıyor. Yani 30 ülkenin de “evet” demesi şart. Ama Ankara “hayır”cı. Türkiye, bir taviz, bir ödün, bir ödül istiyor. Aslına bakarsanız, Türkiye eline geçen kozu kullanma isteğinde. Yanlış mı? Hayır değil. Ankara taleplerinde haklı görünüyor.
Geçmişten bu yana, Nordik ülkeleriyle Türkiye arasında sıcak ve samimi bir ilişki kurulamadı. Kuzey ülkeleri, Ankara’yı hep, insan hakları, demokrasi, azınlık hakları ve Kürt sorunu nedeniyle topa tuttu. Haklılar mı? Evet. 
Ama şimdi dengeler değişti. Türkiye’nin YPG-PKK endişelerinin giderilmesi, F-35 programı, S-400 yaptırımları ve silah ambargosunun kaldırılması gibi talepleri var. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın teröristleri barındırdığını söylüyor. “Hayır” kararının değişmeyeceğine vurgu yapıyor.
Buraya bir not düşmekte fayda var: Türkiye ile yakın ilişki içinde olan Rusya, PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmiyor.
Neyse, nerede kalmıştık? NATO, Türkiye’nin güvenlik endişelerini haklı görüyor. Brüksel-Ankara arasında iletişim kanalları açık. Ama bu şimdilik, yeterli görünmüyor.
Türkiye gibi “veto” kartını kullanmaya hazırlanan bir başka ülke daha var. Kendini “Türk Dünyası” arasında gören Macaristan da “hayır” deme eğiliminde.
Birkaç gün önce Bloomberg’de yer alan bir analizden de bahsedeyim. Analizde, NATO’daki Türkiye çatlağı, Tolstoy’un ünlü eseri Anna Karenina’daki mutsuz ailelere benzetildi. Yazıda Anna Karenina karakterinin de tıpkı Erdoğan ve Macaristan Başbakanı Orban gibi “benmerkezci” olduğu yorumu yer aldı. Bloomberg, iki liderin, büyük resme bakmadığını belirterek, bu nedenle NATO ve AB'deki Batılı liderlerin bu iki ülkeye “aile değerlerini” hatırlatması gerektiğini yazdı.
NATO’da işler çok karışık. Kriz büyük. Hem de öyle böyle değil. Son yılların en büyük çatlağı yaşanıyor.
Avrupa ülkeleri arasında da açık açık olmasa da karşı çıkan yok değil. Ama ABD Başkanı Biden, hızlıca ve çabucak Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üye olmasını istiyor. Bu konuda elinden ne geliyorsa yapacak gibi. 
Peki iki ülkenin NATO üyeliğinin müsebbibi olan Rusya ne diyor? Rusya lideri Putin, “sorun değil” dese de Kremlin, Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvurusuna verecekleri yanıtın “sürpriz” olacağını duyurdu.
Türkiye daha ileri gider mi? ABD, talepler karşısında ne yapar? NATO nasıl bir ara yol bulur? İsveç ve Finlandiya, Türkiye’nin endişeleri koşunda adım atar mı? Vesaire… vesaire… Sorular muhtelif. 
Ama bir gerçek var, hani, “hamama giren terler” misali, NATO, ABD’nin ittirmesiyle hamama girdi. Ama Türk hamamında mı yoksa Fin hamamında terleyecek? Bunu zaman gösterecek.

Twitter: https://twitter.com/MustafaAscioglu

Önceki ve Sonraki Haberler
Gündem