Gerici Akit yazarından 29 Ekim’e alternatif bayram!

TRT'deki "Ya İstiklal Ya Ölüm" dizisi üzerinden Atatürk'ü hedef almasıyla kamuoyundan büyük tepki toplayan gerici Akit yazarı Yavuz Bahadıroğlu,

TRT'deki "Ya İstiklal Ya Ölüm" dizisi üzerinden Atatürk'ü hedef almasıyla kamuoyundan büyük tepki toplayan gerici Akit yazarı Yavuz Bahadıroğlu, bugün yazısında ise cumhuriyeti karalayan ifadeler kaleme aldı.

Yeni Akit yazarı Yavuz Bahadıroğlu, Demokrat Parti’nin 14 Mayıs 1950’de “Cumhuriyet ideolojisini devirerek” iktidara geldiğini ve bunun “bayram” olarak kutlanması gerektiğini yazdı.

“Cumhuriyet kurulduğundan beri millet ilk kez zulmü, baskıyı, tahakkümü, şiddeti adaletsizliği, inançsızlığı devirip kendi iktidarını kurmuştur” diyen Bahadıroğlu, Cumhuriyet’in ilanından DP iktidarına kadar geçen süre zarfında “camilerin ezansız, ramazanların Ku’an’sız bırakıldığını” da savundu.

Bahadıroğlu, kutlanmasını teklif ettiği bayrama ismini ise “Demokrasi ve Vatandaş Bayramı” olarak belirtti.

Gerici Yavuz Bahadıroğlu’nun, Cumhuriyet’i karalamaya dönük ifadelerle dolu yazısının bir bölümü şöyle:

“Bugün aslında “Demokrasi ve Vatandaş Bayramı” olmalıdır.

Çünkü Türkiye’de gerçekleşen en büyük, en köklü, en derin değişimin tarihi 14 Mayıs 1950’dir.

Bunun bir gün sonrası bayram olmalıdır. Millet, bundan 70 sene önce, ilk kez “seçme hakkı”nı CHP’den almış, sandık başına gitmiş ve ilk kez özgür iradesiyle oy kullanıp zulmü, baskıyı, tahakkümü, şiddeti, adaletsizliği, inançsızlığı devirmiştir!

Cumhuriyet kurulduğundan beri ilk kez millet kendi iktidarını kurmuş ve iktidar koltuğuna kendisi oturmuştur. Devirdiği parti de (daha doğru bir tanımlamayla, ideoloji) bir daha iktidar olamamıştır.

Darbelerle şaşırtmaca verilmesine, din kisvesi altında içine fitne sokulmasına rağmen bu büyük millet çizgisini bozmamış, kıblesini şaşırmamış, büyük ölçüde istikametini muhafaza ederek kıble yürüyüşünü sürdürmüştür.

İşte bunun için diyorum ki, bugün “Demokrasi ve Vatandaş Bayramı”dır. Bu tarihten önce “vatandaş” değil, ders kitapları ve okullar vasıtasıyla tek parti iktidarına “militan” ve “muhbir” yetiştiriliyordu.

Militanların: Seküler olmaları, Şeflik sistemine ve sistemin başındaki şeflere yürekten bağlı bulunmaları, Din-iman kavramlarıyla ilişki kurmamaları, Partiden gelecek emirleri tartışmasız uygulamaları, Vatandaşları “potansiyel suçlu” saymaları, Vatandaşları korkutmaları şarttı.

14 Mayıs 1950’de yapılan ilk özgür seçimi kazanan Demokrat Parti gençleri aylak, yetişkinleri yarım yamalak, körü körüne Batı hayranı, camileri ezansız, ramazanları Kur’an’sız, insanları aç-bîilâç bir Türkiye devraldı… Türkiye mânevi dünyasını yitirmişti: O kadar ki, köylerde cenaze kaldıracak imam yoktu…”