HDP Erdoğan’ı dikkate almadı

HDP Erdoğan’ı dikkate almadı

Partisinin grup toplantısında konuşan HDP Sözcüsü Ayhan Bigen, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısındaki konuşmasında, "15 yıl boyunca benim adıma yapılanlardan ben mesul değilim" sözlerine ilişkin...

Partisinin grup toplantısında konuşan HDP Sözcüsü Ayhan Bigen, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısındaki konuşmasında, "15 yıl boyunca benim adıma yapılanlardan ben mesul değilim" sözlerine ilişkin olarak “Biz bugün Erdoğan'ın sözleri üzerine polemik yapmayacağız. OHAL mağduru emekçileri konuşacağız'' ifadesini kullandı.

HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen’in açıklamalarından satır başları şunlar:

2 yıl önce bugün barış amaçlı bir toplantıda buşluşacaktık Tahir Elçi ile. Ancak Sur'u savunmak için toplantıya gelmedi ve o günden bu yana hatırası kaldı. Toplantımızı tek gündemle yapacağız; OHAL'i konuşacağız. Erdoğan grup toplantısında şunu söyledi; "15 yıl boyunca benim adıma yapılanlardan ben mesul değilim" dedi. O yüzden biz bugün Erdoğan'ın sözleri üzerine polemik yapmayacağız. OHAL mağduru emekçileri konuşacağız.

15 Yıl önce üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü için varız dediler; bugün polis devleti olma standartlarının bile çok gerisindeyiz. Anayasa'da "Hiç kimse mahkemelere talimat veremez" deniliyor. Milletvekillerinin davaları, gazetecilerin davaları bu açıdan suç teşkil ediyor. OHAL'de hukuk devletinden söz edilemez, OHAL hukuksuzluk demektir. 28 KHK çıktı geçen süre içerisinde. Bunlardan yalnızca 5 tanesi meclis gündemine gelerek yasalaştı, gerisi fiili durumdur. Meclis gündemine KHK getirmekten kaçınıyorlar, oldu bittiyle ülkeyi yönetmeyi tercih ediyorlar. OHAL KHK'leri ile hükümete sınırsız yetki tanınmamıştır, aksine sınırları nettir. Kar lastiklerinden, cam filmine kadar pek çok konu KHK konusu oldu. Anayasal sınırlar biliniyorken, hükümet sınır tanımadı, AYM de bu suçun ortağı oldu.

Türkiye OHAL'le halının altına süpürdüğü gündemler dolayısıyla uluslararası alanda yargılanıyor. AİHM'de önümüzdeki dönemde referandumla ilgili karar çıkacak. AİHM'deki davalar Türkiye'yi sıkıştırmış durumda.

Dış politikada gelinen nokta OHAL keyfiyeti dolayısıyla Türkiye'nin bedel ödememesinin tek yolu demokrasiyi hayata geçirmektir. OHAL döneminde yapılacak hiç bir bütçe halkın bütçesi olamaz. Meclis'e gelecek bütçede artan tek kalem savunma bütçesi. Eğer bu kadar büyük artış ABD ve Rusya'yla savaşmak içinse yetmez, tarihi korkular nedeniykle Kıbrıs içinse çok fazla. Savunmaya ayrılan kalemler bir takım ülkelere rüşvet olarak veriliyor. Bütçede büyüyen kalemin güvenlikle alakası yok. Dış politikadaki manevra alanını genişletmek için yapılıyor bu harcamalar.

OHAL güvenlikle ilgili olsa, IŞİD Ankara'da örgüt evi açamaz, Malatya'da Alevilerin evleri işaretlenemezdi. OHAL yine işçi ve emek düşmanıdır. Emekçileri açlıkla terbiye etme amacıdır OHAL. OHAL'le 110 binin üzerinde emekçi kamuda işten atıldı. Cumhurbaşkanı daha önce de bu konuda net konuşmuştu: "Biz grev tehdidi olan yere OHAL'den istifade müdahale ediyoruz." OHAL'in hangi amaçla kullanıldığı çok açık değil mi? Anayasa'da grevin temel bir hak olduğu ifade ediliyor. Yine OHAL işletmeler için de bir tehdit. Çok sayıda şirket TMSF'ye devredildi.

OHAL kişisel çıkarkarı ülkenin bekası gibi tarif etmeye neden olmuştur. OHAL nedeniyle bir doktor görevden alındı, yerine savcı kendi eşini atadı. OHAL diyerek kişisel çıkarlarını gözeten mekanizma ortaya çıkardılar. OHAL öldürüyor da. OHAL KHK'leriyle işinden atılmış 37 kişi canına kıydı. Bir ülke için bundan büyük utanç olamaz. OHAL'in arkasına saklananlara sadece bu 37 kişiyi hatırlatıyoruz. Yine umudunu yitirip insan kaçakçılarına umut bağlayanlar da oldu. OHAL öldürüyor, ama galiba hepsinden önemlisi vurdumduymazlık öldürüyor. Bir ülkede bu kadar büyük mağduriyet varken birileri hala "Oh olsun" diyebiliyorsa o ülkede OHAL mücadelesi çok daha hayatidir.

OHAL'i sonlandırmanın yolu dayanışma ve direniştir. Elbette bu baskıya boyun eğmeyenler var, işte bir kaç gün önce kadına yönelik şiddetle ilgili yürüyüş dolayısıyla kadınların yürüyüşü engellenmek istendi, kadınlar başta İstanbul olmak üzere pek çok yerde bu yasağı dinlemedi. Onları selamlıyoruz.

İktidar ülkeyi OHAL'siz yönetemez duruma geldi. Türkiye'de iyi kötü muhalefet etmek isteyen herkese çağdıra bulunuyoruz; OHAL şartlarında demokratik seçim olmayacağını bilerek konum almalıyız. Bugün kenarda kıyıda olanlar yarın demokrasi kahramanı olarak karşımıza çıkmasın. Bugün OHAL konusunda net ifadeler kullansın. Türkiye'de demokrasiyle ilgili kaygısı olan ya bugün sesini çıkarmalıdır, ya da yarın demokrasi kahramanlığı cakası satmamalıdır.

Fikret Başkaya'nın 25 yıl önce yazdığı kitap sizi korkuttu, sabaha karşı evini basarak gözaltına aldınız. Yüksel Caddesi'nde 2 çift laf sizi korkutur gözaltı sebebi yapılır. İşte bütün bu korkuları aşmanın yolu direnmekten geçiyor. Birileri bu çatıda iktidara geldiklerinde tören kıtasını meclis kampüsünden çıkartmayı sivilleşme sanıyordu. İşin özü çöktükten sonra semboller kandırmaya dönüşüyor. Bugün sivil bir vesayetle karşı karşıyayız. Feleknas Uca verilmiş bir mahkeme kararı olmamasına rağmen yurt dışına çıkarılmıyor. Bu vesayet değil de nedir? Milletvekilleri danışmanlarını kendileri seçemiyor, onlara güvenlik görevlileri karar veriyor. Bu vesayet değilse nedir? Biz OHAL'e karşı çıkarken sorunların demokratik yollarla aşılması gerektiğini söylüyoruz.

OHAL bölgedeki pek çok ilçe için tarihin en uzun sokağa çıkma yasakları anlamına geliyor. OHAL bu şehirler için kayyımla yönetilmek demektir. Eğer 15 yıl önce partinizi kurduğunuzda vaatlerinizi seçilmiş vali üzerine kurarsanız, ve sonrasında atanmış belediye başkanlarına geçerseniz bunun hesabını veremezsiniz kimseye.

HDP yarınlara dair hayal satmıyor. HDP geçmişle nostalji yapmıyor. HDP bugün OHAL'le ilgili yürütülecek mücadelenin barış ve demokrasi için tek çıkar yol olduğunu biliyor. Elbette bu karanlıktan mutlaka kurtulacağız. Bunun biricik yolu dayanışma ve omuz omuza mücadeleden geçiyor.

Önceki ve Sonraki Haberler
Politika