• Şahin Ciner | Niyazi…

    Şahin Ciner ABC Gazetesi için yazdı…

    Yıl 2007, aylardan Nisan

    Yıllar sonra Suriye ile süren gerginlik yerini barışa bırakmıştı. Erdoğan’la Esat arasında başlayan dostluk kardeşliğe dönüşmüş, Ortadoğu’ya ümit gelmişti. Öyle ki, Halep Olimpiyat Stadı’nın açılışında Fenerbahçe, Suriye birinci ligi takımlarında El İttihad ile karşılaştı. Maç öncesi açılış gösterileri muhteşemdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, karşılaşmayı Protokol Tribünü’nde yan yana izledi. Yaklaşık 75 bin futbolsever stadın tamamını doldururken, son zamanlarda Ortadoğu’da esen gerginlik rüzgârları yerini dostluk gösterisine bıraktı.

    NİYAZİ, sağlık eğitimi alan genç bir delikanlıydı. Annesi Suriye Halepli, babası Mersinli bir ailenin tek çocuğuydu. Stajında kan alma sırasında “kimin kanı sarı-lacivert merak ediyorum” dediği için hastaneden kovulmuştu. Fanatik Fenerbahçeli idi. Art niyetli değildi. İçinde insanlara sağlıkçı olarak yardım etmek için büyük bir istek vardı.

    Halep’teki Fener-El İttihat maçını kaçırmak istemedi. Ailesi de dostluk rüzgârını görmüştü. İzin verdiler ve maça gitti. Dönüşte annesine “ölsem gam yemem” dediğinde, ana yüreği “ağzından yel alsın” diye çığlık atmıştı.

    Okul bitti. Onu önce bir sağlık ocağına tayin ettiler. 7 aylık o çalışma döneminde nicelerine sağlık dağıttı. Çok mutluydu. Öyle ki, tanıştığı başka bir sağlık çalışanı Elif hemşire ile evliliğe giderken “Senin hastalara yardıma koşmana aşığım” diyecek kadar sağlıkçıydı.

    Elif hemşire, Hakkari’li ve babası berberlik  yapan genç bir kızdı. Niyazi gibi sağlık sevdalısıydı. Ailesi onu kırmadı ve hemşire olması için imkanlarını seferber edip okuttu.

    Niyazi’nin ertelediği askerlik gündeme geldi. Bolu’daki komando taburuna vatani görev için davul zurna ile Mersin’den kınalayıp gönderdiler. Elif hemşire hamileydi. Yedinci ayında bir gece Niyazi’nin adını teröre karşı düzenlenen harekâtta şehitlerin adları okunurken duydu. Niyazi Bolu’dayken, haber Hakkari’dendi. Telefona sarıldı, aradı. Niyazi telefonu açtı, “Evet bütün komando taburu Hakkari’deyiz ama bende bir şey yok, yaralı bile değilim” dedi.

    Niyazi ne şehit, ne de gaziydi. Ne var ki aynı isimden başka bir Niyazi ne yazık ki şehit düşmüştü.

    Derken askerlik bitti. Başbakanın da onurlandırdığı Türkçe olimpiyatlarında sağlık ekibinde yer aldı. Orada tanıştığı dostluk kurduğu insanlarla her fırsatta bir araya geldi. Bütün bakanlar, bazı milletvekilleri  övgü ile söz ettiğine göre doğru insanlardı. Aralarından bankacı birinin desteği ile kredi ile ev sahibi bile oldu. 17-25 Aralıktan sonra neden bilinmez KHK ile işten atıldı.

    3  ay sonra da Elif hemşire KHK kurbanı oldu. Kalpleri sağlıkçılıkla atan 2 genç insan işlerinden olmuştu. Niyazi bir kafe’de iş buldu. Elif hemşire de evinde, fason gelen ceketlere arma örerek hayatlarını devam ettirdiler.

    Yıl 2020 , aylardan Mart

    Korona salgını başladı. Ürkütücü haberler gelmeye başlamıştı. Niyazi “Keşke  ben de görevde olsam” derken salgındaki sağlıkçı talebi ile KHK’lı oluşuna bakılmadan bir hastanede işe başladı.
    Salgın yayılırken maskeler yetersizdi. Görev aşkıyla 18 saat ayrılmaksızın canla başla çalışıyordu. Eve yorgun geldiği bir günün gecesinde…

    Ateşle uyandı. İçine kurt düştü. Korona virüs bulaşmış olabilir miydi? Ertesi günü işe gittiğinde test yaptılar ve pozitif sonuçla yoğun bakıma aldılar.

    7 gün sonra acı bir haber geldi. 6 yıl önce harekâtta gelen haber yanlış, fakat bu gelen haber doğruydu. Şehit de Gazi de olmamıştı fakat, Korona hastalarına hizmet yolunda maskesiz, korunaksız Niyazi hayatını kaybetmişti. Cebinde “Sağlık çalışanları olarak güvende değiliz, inşallah kayıp vermeyiz” notu çıktı.

    1. Gün Elif hemşire ağıtlar yakıyordu. Cenazesini bile gösteremeyeceklerini söyleyerek defnetmişlerdi.

    Harekâtta gelen haber yanlıştı.
    Şehit de Gazi de olmamış, Korona ile sürdürülen korunaksız mücadele yolunda göçüp gitmişti…