Hukuk Defterleri ile ''hukuk’un ters yüzü

Hukuk Defterleri ile ''hukuk’un ters yüzü

RÖPORTAJ: ALEV DOĞAN/ABC GAZETESİAslında bu röportajı bundan yaklaşık 2 hafta önce yayımlamayı planlıyorduk. Yanılmıyorsam, Hukuk Defterleri Dergisi Yayın Kurulu ile bu söyleşiyi gerçekleştireli 20 günü aştı. Ancak hem...

RÖPORTAJ: ALEV DOĞAN/ABC GAZETESİ

Aslında bu röportajı bundan yaklaşık 2 hafta önce yayımlamayı planlıyorduk. Yanılmıyorsam, Hukuk Defterleri Dergisi Yayın Kurulu ile bu söyleşiyi gerçekleştireli 20 günü aştı. Ancak hem Türkiye ve Dünya gündemindeki yoğunluğun biz gazetecileri doğrudan etkilediği gerçeği hem de bu keyifli röportajın yoğunluk arasında gözden kaçmamasını dilemem planlamamızda kimi gecikmelere neden oldu.

Öncelikle bir şerh düşeyim, röportajı yaptığım isimler yayın kurulunun tamamı değil, dergiye emek veren başkaca değerli isimler de var. Okuyucu bu derginin nasıl bir emeğin ürünü olduğunu röportajı okuyunca fark edecektir zaten.
Röportajı gerçekleştirdiğimiz Evrim Şenöz, Selin Aksoy, M. Elif Erhan ve Bengisu İçten özelinde tüm yayın kuruluna ve derginin bütün emektarlarına teşekkürlerimi sunarak, lafı fazla uzatmadan söyleşimize geçelim isterim. Sorulan soruların ve verilen yanıtların yalnızca hukukçuları değil, memleketin geleceği için kaygılanan bütün yurttaşları ilgilendirdiği gerçeği ile herkese iyi pazarlar ve iyi okumalar…

Öncelikle Hukuk Defterleri dergisi kimlerden oluşuyor ve nasıl bir ihtiyacın ürünü olarak çıktı sorusu ile başlayalım.

Evrim Şenöz: Dergimizin yayın kurulu avukat ve hukukçu akademisyenlerden oluşuyor. Ancak dergi tek başına yayın kurulu demek değil, şu ana kadar çıkan 5 sayımızda hukukun farklı alanlarında üreten 40’ın üzerinde değerli dostumuz dergiye katkılarını koydular. Dolayısıyla, bu derginin kimlerden oluştuğu biraz da sorunun ikinci kısmı olan “Bu dergi nasıl bir ihtiyacın ürünü olarak çıktı'' ile de bağlantılı.

AKP’nin iktidara gelişinden itibaren  1923 Cumhuriyeti -ya da buna I. Cumhuriyette diyebiliriz- önce bir tasfiye sürecine sokuldu sonrasında ise yeniden yapılandırılması için adımlar atılmaya başlandı. Bu tasfiye ve yapılandırma süreçlerinde hukuk ise AKP’nin en önemli araçlarından biri oldu. İktidar bir yandan Türkiye’yi hukuk eliyle dönüştürürken sarmal şekilde aynı zamanda hukuku da dönüştürdü. Örneğin 2010 Anayasa referandumuyla yapılandırmanın en önemli adımlarından birini atarken, referandum ile HSYK’da yapılan değişiklikle hukuka ve hukuk kurumlarına müdahale etti. 

Bu dönemde yapılan yargılamalar ise hem hukukçular da hem de halkın geniş kesimlerinde tepki doğurdu. Adil olmayan ve hukuksuz yargılamalar, adalet arayışını da beraberinde getirdi. Ve kanımca bu adalet arayışı artarak devam ediyor. Böyle bir dönem yaşanırken hukukçuların birçoğu yapılan bu yargılamalarda duruşmalarda bulundu. Gözaltı ve tutuklamalarda görevlerini yerine getirmeye çalıştı. Ancak bu dönüşümün karşısında bütünlüklü ve günlük pratiği aşan bir duruş sergileyemedi.

Mücadelede bıraktığımız bu boşluk açıkçası bizi arayışa sevk etti. Türkiye’deki bu dönüşüme tepki duyan ve mücadelenin içinde yer almak isteyen adaletten, eşitlikten ve özgürlükten yana yeni bir Cumhuriyet özlemi olan kişilerin birlikte tartışacakları, üretecekleri bir aracın/platformun olması gerektiği konusunda ortaklaştık. Bu sonuca Eylül 2015’te geldik ancak kararımızın somutlanması Mayıs 2016’yı buldu. Dergimiz böyle bir düşünce ve hattın ürünü ve mücadele aracı olma gayesini taşıyor. 

Peki Hukukun Tersyüzü sloganı? Neden mottonuz bu?

Selin Aksoy: Hukuku ters yüz etmek ama bir yandan da hukukun farklı yüzlerini göstermek istiyoruz. Madalyonun diğer yüzü: Hukukun ne kadar ideal olup olamayacağı, neyin hukuku olduğu sorusunun cevapları gibi... Bir yandan da hukuku ters yüz etmek gibi bir anlamı var. 

M. Elif Erhan: Hem hukuku ters yüz etmek hem de burjuva hukukunu ters yüz etmek gibi bir niyet var.

Derginiz, dosya konusu içerikli bir yayın. Dosya konularınızı nasıl belirliyorsunuz? Dosya konusu haricinde başka yazılar da bulunuyor mu dergide?

M. E. Erhan: Türkiye’nin siyasi dinamikleri çok etkiliyor dosya konumuzu.
Bengisu İçten: Hukuktaki ve siyasetteki dönüşümlerin birbirini etkilediğinden bahsetmiştik. Dergimiz de bu dönüşümlerden etkileniyor. Hukuk siyaseti dergisi olduğu için güncelden kopmayarak ilerleyen bir yapısı var. Bizim o gündemi nasıl görmek istediğimiz ile alakalı.

E. Şenöz: Arkadaşlarımın dediği gibi, Türkiye’nin o sayının çıkacağı zamanki önemli olan hukuki ve siyasi gündemlerine göre dosya konularını belirliyoruz. Mayıs ayında birinci senemizi dolduracağız. 1. sayımızdan itibaren derginin dosya konularına baktığınızda aslında Türkiye’nin bir senelik önemli hukuki/siyasi olaylarını da görmüş oluyorsunuz.

Başka yazılara gelince, her sayının çıktığı dönemde hukuktaki güncel gelişmelere dair de yazılarımız oluyor. Örneğin bu sayımızda değerli dostumuz hakim Murat Aydın, 6763 sayılı Kanun ile ceza yargılamasında yapılan değişimleri yazdı. Bununla birlikte her sayımızda “Hukuk ve Sanat'', “Hukuk Felsefesi'', “İktisat Notları'' ya da “Emeğin Notları'' gibi sayfalarımız var. Dostlarımızın bu konularla ilgili göndermiş olduğu yazılara da bu sayfalarda yer veriyoruz. Hatta dergimiz de hukuk öğrencilerinin de kendilerine ait bir bölümü var. Onlar da, kendi sorunlarını ve görüşlerini burada seslendiriyorlar. Sayfaların niteliklerine ve yazarlarına buradan da bakınca, hukuk öğrencisi, savcısı, hakimi avukatı ve akademisyeni ile tüm hukukçuların ortaklaşabildiği bir platforma dönüşmeyi önemsediğimizi görebilirsiniz.

Son dosya konunuz olan anayasa değişikliği ile devam edelim? AKP'nin bu değişiklik ile murat ettiği nedir?

E. Şenöz: Daha önceden de belirttiğimiz gibi, AKP Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiyesini ve yeniden yapılandırılmasını öngören bir süreci başlattı ve buna devam ediyor. 2010 yılındaki Anayasa Referandumunun Cumhuriyet’in tasfiyesinin somutlanması olarak değerlendirirsek, bu yapacağı Anayasa Referandumu ile Türkiye’nin yeniden yapılandırılmasının meşru zeminini oluşturmak istiyor. Referandumdan evet çıkması ile “Yeni Türkiye'' merkezin daha güçlendirildiği, Meclis’in adeta feshedildiği, böylece iktidarın çok daha rahat hareket alanı sağlayabileceği, muhalefeti çok daha kolaylıkla susturacağı/ egale edeceği bir döneme girmiş olacak. İktidarın hareket alanının rahatlaması sermayenin hareket alanının rahatlaması anlamına gelecektir. Ne var ki, AKP’nin unuttuğu şey, burjuva hukuk sistemlerinde anayasaların bir konsensüse dayandığıdır.

Öyle ya da böyle halkın büyük çoğunluğun karşı olduğu, kutuplaşmaları daha da keskinleştiren Anayasa değişiklikleri, daha doğrusu bu değişiklikle yapılan sistem değişikliklerinin sürdürülebilirliği kolay olmayacaktır. AKP’nin iddia ettiğinin aksine, bu “Yeni Türkiye''nin özelliklerinden biri asla istikrar olmayacaktır. Ama şuna da dikkat çekmek gerekiyor. Birçok kişi bunu sadece Erdoğan’a bağlıyor. Bu bizim için bir tuzak. Bunu söyleyenler bu durumdan çıkışın yolu olarak Erdoğansız AKP’yi bile öneriyorlar. Oysaki Türkiye’deki gelişmelerin dünyada bir eğilimi gösterdiğini görmek gerekir. Bu durum sadece bize özgü değil. Elbette bize özgü yanlar barındırmakla birlikte, asıl sorun sermayenin kapitalizmin krizini nasıl çözeceğine ilişkin arayışlarıdır. Neoliberalizmle aşamadığı bu krizi çözmenin yollarından biri olarak merkezin güçlendirilmesi görülüyor. Bunun bir örneği de Trump’tır diyebiliriz. 

B.İçten: Gelin Türkiye’deki durumun adını koyalım. 15 Temmuzda FETÖ’nün asker içinde de örgütlenerek gerçekleştirdiği bir darbe teşebbüsü yaşadık. Şimdi de askerin emir komuta zincirinde yapmış olduğu değil; siyasi bir partinin zor gücünü kullanarak polisle, hukuksuz tutuklama ve yargılamaları yapan mahkeme ve savcılarla, KHK’larla  yarattığı sivil bir darbe döneminden geçiyoruz. Askeri ve sivil darbeler her ne kadar sonuçları ve uygulamaları itibariyle paralellik arz etse de oluş süreçleri bazı farklılıklar gösterir. Sivil darbe daha uzun bir sürece yayılarak çoğu zaman devlet kurumlarını ele geçirmek suretiyle hareket eder ve meşruluğunu seçimler ve referandumlardan almaya çalışır. Ancak her darbe gibi meşruluğunu sağlayacak hukuku yaratır ve bunu meclis eliyle yapar. 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesini ve sonrasındaki uygulamalar ile günümüz Türkiyesi’nin yakın geçmişini ve bugününü birlikte değerlendirdiğimizde  faşizmin matematiğinin değişmediğini ancak birikimli ilerleyerek ve kendini aşarak şiddet ve hukuksuzluğun sistematik hale getirildiğini görürüz. Bu anayasa değişikliği referandumu da tam olarak bunu amaçlıyor. Şiddetin ve hukuksuzluğun sistematik hale getirildiği kontrolsüz bir yönetim. Ne ilginçtir ki Evet kampanyası söylemini kontrol ve istikrara dayandırıyor. 

Derginin 4. sayısında dosya konunuz “Laiklik''ti. Laiklik neden bir toplumun olmazsa olmazıdır?

M.E. Erhan: Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar gelen bir sorunsal laiklik. Müslüman Ortadoğu coğrafyasında laikliğin görece yeşerdiği, günlük hayata yansıdığı tek ülke Türkiye. Batıda laikliğin sindirilmesi yaşantıların olmazsa olmazı uzun bir süreç sonrası gerçekleşmiştir. Türkiye çok daha hızlı deneyimledi bu geçiş aşamasını. Ancak gene de kendine has bir laiklik anlayışının hayata geçmesini Anadolu’da sağladı. Laikliğin temellerinin atılması ve uzun bir süre fire vermeksizin medeni hayatta vazgeçilmez olmasını kurucu metinler sağladı. Bunlar Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin İlgasına Dair Kanun, Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Şapka İktisası Hakkında Kanun olarak da sıralanabilir. Bu temel metinlerin uygulanmayışını bugün, yurt skandalları, gericileşen eğitim ve kılık kıyafete ilişkin toplumsal baskılar olarak görüyoruz maalesef. Anayasa’da her ne kadar Türkiye Cumhuriyetinin laik demokratik bir hukuk devleti olduğu ibaresi yer alsa da gün be gün laikliğin etkisi silikleşiyor. Ancak yine de cumhuriyetin kazanımlarından biri olan laiklikten tamamen vazgeçildiği kanısında değilim ben. Referandum takvimindeki direnç ve sonrası laikliğin tamamen sönümlenip sönümlenmediğini gösterecek. Toplumun laikliğe ilişkin bir hafızası var. Yaşanmışlıkları vazgeçilmezleri var. Hukuk önünde laik ve eşitlikçi bir yargılamaya tabi tutulacağına dair inançları var. Bütün laiklik özelinde bütün bu inancın, hayat pratiğinin, deneyimin kaybolması son derece hayatidir. Bu nedenle hem hukuk alanında hem de genel anlamda bütün yönetsel işlemlerde laikliğin kaybolmaması, ilkesel olarak temel metinlerde kalması, hayattaki karşılığının bulunması gerekir. 

Hem hukukçusunuz hem de dergide birçok akademisyen yazıyor. O yüzden son KHK'lar ile 330 akademisyenin görevlerinden hukuksuz bir biçimde atılmasını da sormak isterim.

E. Şenöz: AKP’nin olağan dönemdeki torba kanunları, olağanüstü dönemde kanun hükmünde kararnamaler oldu. KHK’larla her şeyi düzenliyor. KHK’ların yetki sınırları çoktan aşıldı. İşten çıkarmalardan, şirket kapanmalarına, arabalara kar lastiğinin zorunlu kılınmasından, işverenlere verilen prim teşviklerine kadar her şeyi düzenliyorlar.  
Ancak akademisyenlerin işlerinden çıkarılmaları ne yazık ki KHK ile başlamıyor. Çok öncesi var. AKP, akademiyi üniversiteleri dönüştürme çabalarına uzun zaman önce başladı. 50/d’li akademisyenlerin mücadelesi,  görece küçük şehirlerdeki üniversitelerde ilerici akademisyenlere yapılan baskılar bunlara örnek gösterilebilir. Yine Barış İçin Akademisyenler, ifade özgürlüklerini kullanarak bir metne imza attıkları için bu senenin başından beri gözaltına alındılar, tutuklandılar, hakaret ve tahditlere maruz kaldılar, “terörist'' ilan edildiler, işten çıkarıldılar, çıkarılmaya da devam ediyorlar. KHK’lar da bunun devamı... KHK’lar adeta muhalifleri sindirmenin bir aracı olarak kullanılıyor. Bu anlamda, Barış İçin Akademisyenler haricinde birçok ilerici akademisyen de meslekten çıkarıldı, pasaportlarına el konuldu.  Akademi tamamıyla susturulmak isteniyor. Ankara DTCF’de yapılan açıklamada cübbelerin polislerin postalları altında ezilmesi aslında tam da tablonun ne olduğunu gösteriyor. Tam da bilim insanların ve öğrencilerin onurlu duruşları bu noktada çok değerli.

B. İçten: Faşizan yönetimlerin bilimle bir derdi var. Bu ilk çağlardan beri böyle. Devamlılıkları için kendi nesillerini yaratmak ve OHAL’lerle, referandumlarla nasıl bir siyasal ve hukuksal dönüşüm yaratıyorlarsa bunu toplumsal dönüşümle birleştirmek zorundalar. Bilim insanlarıyla dertleri tam da bu nedenle. Bizim dergimize de katkı sunmuş, bu ve önceki KHK’larla ihraç edilen dostlarımız var. Ama bakın hala buradayız ve söyleyecek sözümüz var. Bin yıllardır süren bir mücadele bu, öyle ihraçlarla, baskı altında yapılan oylamalarla bitmez.

Peki dergiye tekrar dönelim. Bir sonraki dosya konunuz ne olacak? Daha sonraki hedefleriniz neler?

E. Şenöz: Birinci senemizi tamamlarken 6. sayımızın dosya konusunu Olağanüstü Hal olarak belirledik. OHAL döneminde referanduma gidilirken başka bir konu düşünülemezdi diye ortaklaştık. 
Bununla birlikte farklı şehirlerde anayasa, referandum ve memleketi konuşmaya, başkalarıyla düşüncelerimizi paylaşmaya devam edeceğiz. Örneğin ilk buradan ilan etmiş olalım, Hukuk Defterleri olarak 25 Mart Cumartesi günü saat 14.00’te, 24 Mart 1978 yılında öldürülen yurtsever Savcı Doğan Öz anısına  Caddebostan Kültür Merkezi’nde "Başkanlık Tartışmaları Işığında Türkiye Nereye Gidiyor" başlığı altında bir panel gerçekleştireceğiz. Yine 4 Mart’ta da Eskişehir Hayır Komiteleri’nin düzenlediği başkanlık ve anayasa tartışmalarına ilişkin panelde yer alacağız. 
Ancak altını çizmekte yarar var. Asıl hedefimiz başta da söylediğimiz gibi, derginin bu alanda hukukun farklı alanlarında yer alan dostlarımızla üretip mücadele edecekleri bir platforma dönüşmesi. Şu ana kadar gelen katkılar, değerlendirmelerle bu yola doğru derginin gideceğine umudumuz artıyor. Dergi yol aldıkça, alana dair farklı çalışmalarımızda olacak. Hem pratik alana hem de üretime dair. Ancak bunları bugünden birebir somutlamak erken. 

Son olarak okurlarımızın dergiyi nasıl edinebileceklerini sorayım

S. Aksoy: Dergimize http://hukukdefterleri.com/ internet sitemizden abone olabilirler. Bununla birlikte yine sosyal medya sayfalarımızda isimleri yer alan kitabevlerinden ve İstanbul Anadolu ve Çağlayan adliyelerindeki baro odalarından ulaşabilirler. Bu vesile ile biz de sizin aracılığınızla bu konuyla ilgili bir çağrıda bulunalım. ABC Gazetesi okurları, Derginin ulaşmasını istedikleri şehir ve kitapevleri için bizimle bağlantıya geçebilirler. 
Teşekkür ederiz.

hukuk-defterleri-5.jpegimage-001.jpg

Önceki ve Sonraki Haberler
Gündem