İslamcı rejim için erketeye yatmak; Nuray Mert vakası

İslamcı rejim için erketeye yatmak; Nuray Mert vakası

Yasemin VarlıkNuray Mert yazarlığının gelip dayandığı yeri özetlemek gerekirse şöyle demek uygun gözüküyor; AKP İslamcı rejimi hayatın her alanında örgütlerken Mert belli ki kendisini bu süreci görünmez kılmakla görevlendirmiş....

Yasemin Varlık

Nuray Mert yazarlığının gelip dayandığı yeri özetlemek gerekirse şöyle demek uygun gözüküyor; AKP İslamcı rejimi hayatın her alanında örgütlerken Mert belli ki kendisini bu süreci görünmez kılmakla görevlendirmiş. Binlerce kadının ve çocuğun hayatına mal olan bu suçun sessiz sedasız ifa edilmesi için erketeye yatmış durumda. Bu uğurda okuru aptal yerine koymaktan, aynı yazı içinde birbiriyle çelişen önermeleri sıralamaktan, üstüne iktidara kefillik etmekten çekinmiyor. 

Mert’in Cumhuriyet gazetesinde bugün (04. 08.2017) yayınlanan Müftü nikahı ve İslami rejim yazısından şunları öğreniyoruz; Kendisinin de işaret ettiği ''ülkenin içinde bulunduğu feci durum’un dört nala giden İslamcı rejim inşasıyla alakası yokmuş. Bu ''din eksenli tartışmalar’ fecaatı saklamak üzere piyasaya sürülen suni tartışmalarmış.  Muhalifler de bu oltaya gelip sığ tartışmalara hapsoluyormuş (biliyorsunuz sığlık Mert’in uzmanlık alanı!). Mert, rejimin ve dolayısıyla hayatımızın din merkezinde tanzim edildiği, bu İslamileştirme harekatının şu anda bizim açımızdan en temel mesele haline geldiği gerçeğinin üstünü örtmeye çalışıyor.  Üstelik bunu hem yakın geçmişi hem de şu anda olan biteni yok sayarak  yapıyor. Onlarca insan, sokaklarda elini kolunu sallayarak gezen, bazısı bu ülke vatandaşı İŞİD militanlarının saldırılarıyla ölmüşken cihat eğitiminin radikalizmle ilişkilendirilemeyeceğini iddia edebiliyor. ''Zaten Türkiye’de cihat’ı radikal tanımı ile anlayıp, soluğu radikal örgütlerde almak gibi geniş çaplı sorun yok’ diye yazabiliyor. Hatırlatalım Mert’in aynı gazetede çalıştığı meslektaşları, AKP’nin Suriye savaşına müdahil olmak üzere radikal örgütlerle girdiği ilişkilere ilişkin yaptıkları haber nedeniyle hapiste. Daha geçen gün İŞİD davasında yargılananlar serbest bırakıldı. Bütün bunlar suni gündeme değil, iktidar, radikal İslamcı örgütler ve cihat eğitimi arasındaki ilişkiye işaret ediyor. Diyebiliriz ki cihat eğitimi bugüne dek çoğunlukla Suriye savaşından devşirilen militan İslamcılığın bu ülkenin okullarında üretilmesi, yerli ve millileştirilmesi çabasından başka bir şey değil.  

Mert yazısına müftülüklere nikah yetkisi verilmesine ilişkin görüşleriyle devam ediyor. Ancak erketelikle açıklanabilecek analizler şöyle; yetkinin dini yaşam tarzını dayatmakla ilgisi yokmuş, o nikah şeri çerçevede olmayacakmış, mevcut medeni kanunun mevzuatına uygun yapılacakmış, ''imam nikahı’ daha mı iyiymiş. Anlaşıldığı kadarıyla Mert işlerin nasıl yürüdüğünü iyi öğrenmiş. Biz zaten biliyorduk. İktidarın kendi yarattığı fiili durumların yol açtığı mağduriyetleri bahane ederek İslami uygulamaları yasalaştırma alışkanlığını artık ezberledik. Mağduriyet şu anda dini akitin müftülük yerine imam aracılığıyla yapılmasından değil, iktidarın resmi nikahı olmayan çiftlere dini nikah kıyan imamları cezalandırmamasından, böylelikle teşvik etmesinden, çocuk evlilikleri dahil bu türden  nikahları yasallaştırmaya çalışmasından kaynaklanıyor. Hali hazırda var olan iktidar mühendisliğinin sonuçlarını gösterip müftülükte nikaha rıza üretmeye çalışmak muhalif değil, yandaş aklın alamet-i farikası. 

Hiç hicap duymadan ''evliliğe dair hukuki çerçevenin değişmediği durumda nikah kıyan memurun din görevlisi olması neden sorun olur’ diye sorabiliyor. Şimdiye kadar yargıdan askeriyeye her alanda dinselleştirilen, fiilen yüz seksen derece değiştirilen hukuki çerçeveleri, tam da mavzuatı uygulayan laik kadroların tasfiye edilip yandaş kadroların devreye sokulmasına borçlu değilmişiz gibi. Ayrıca evliliğin hem yasal bir işlem hem de yerli ve milli kültür nedir, ne değildir sorularıyla, ki bunlar iktidarın temel dertleri, direkt ilişkili bir ritüel olduğunu, cinsellik kültürünün tam da orada kurulduğunu bilmiyor olması mümkün mü? Kuaförde saçımızı başımızı yaptırıp straplez gelinliğimizle müftülüğe gideceğiz, gülümseyerek evet diyeceğiz, kahkahalar arasında kim kimin ayağına basacak, iktidar kimde kalacak oyunları oynayacağız, cüzdanımızı alıp öpüşeceğiz öyle mi? Ki küçük yerlerde yaşayanlar bilirler, en muhafazakar ilçelerde bile belediye nikahı bütün bunların hoşgörüyle karşılandığı bir atmosfer oluşturur. Nikahta başlayan bu hava düğünde de sürdürülür. Insanlar bir günlüğüne de olsa nefes alır.  Teklif elbette toplumu bundan mahrum bırakmak, dini referanslar ve sembollerle örülü, yeni rejime uygun bir nikah ritüeline, aslında ''eşim benim ayaklarımı yıkar’ süzüyle ifade edilen türden bambaşka bir evlilik hayatına alıştırmak için ortaya atıldı. Basbayağı yeni rejimin meşruiyetinı dayandırdığı ''millet’in cinsellik kültürünün kurucu ritüeli olması için öne sürüldü. Dahası niyet okursak, ki okuyalım, bir süre sonra belediye nikahıyla beraber yaşamanın zinadan sayılmayacağının hiçbir garantisi yok.  

Mert her zamanki demokratlığıyla ''isteyen istediği’ kalıbıyla başlayan cümleler kuruyor, oradan ''müftülükte nikah şöyle olacak, böyle olmayacak’ türünden garantiler veriyor, İşin ilginci işlerin hiç de öyle gitmediğini, hali hazırda istemeyenin çocuğunu İmam Hatip’te okutmaya mecbur kaldığını satır arasında kendisi yazıyor. Bugüne dek böyle olacak dediği hiçbir şey öyle olmamış, şöyle olacak dediği herşey başka türlü olmuş, ne gam. Bu türden bir demokratlığın yıllardır İslamcılaştırma projesine meşruiyet sağladığını, AKP’nin toplum mühendisliğine muhalif demokrat pozu keserek destek verdiğini görüyoruz. Bu yazılarla iktidara kefil olmasını kendisine iş edindiği erketeliğine veriyoruz. En komiği de, zaten şeriat olsa duramayız, bu ''hak ve özgürlüklerin sonu demektir’ buyurması. Haklarımız çalınırken havaya bakarak ıslık çalıyor. Birileri kendisine şunu söylemeli; zaten duramıyoruz! Hapse atılıyoruz, otobüste dayak yiyoruz, tarikat evlerinde yakılıyoruz. Fakat demokrat sosyal bilimci için elbette bunlar gösterge sayılmaz, böyle şeylerden hareketle analiz yapmak sığ pozitivizm sayılır. Zaten o yıllardır iktidara yakın isimlere ''İslami rejim istiyor musunuz, açık söyleyin’ diye soruyor ve fakat bir türlü net bir cevap alamıyor. O zaman şöyle diyelim; Şeriat ilan edilmiş bir düzen olmayacak. Birgün Saray Nuray Mert'e telefon edip ''evet istiyoruz ve kuruyoruz’ diyecek, ondan sonra şeriat gelecek. Biz de bileceğiz!

ABC Kritik