Karar yazarı Akif Beki: Davutoğlu ve Babacan nasıl hain oldu?

Karar yazarı Akif Beki: Davutoğlu ve Babacan nasıl hain oldu?

''Davutoğlu ile Babacan, layık değildilerse hangi vasıflarından dolayı o “makam”lara getirildiler?''

Davutoğlu ve Babacan nasıl hain oldu?

AK Parti’yle yollarını ayıran Davutoğlu ve Babacan için, Erdoğan şöyle dedi:

“Nasıl bir ihanetin içinde olduklarını kendilerinin düşünmesi lazım. Onlar o makamlara layık oldukları için gelmediler, o makamlara getirildiler.”

Devamında da bakanlık, başbakanlık, genel başkanlık makamlarının onlara bir irade tarafından verildiğini ama kıymetini bilmediklerini söylüyor.

Dikkat edin, hep verilen “makam”dan söz ediyor, “görev”den değil.

Oysa zehir zemberek bir notla Hazine ve Maliye Bakanlığından ayrılan Berat Albayrak hakkında, çok farklı konuşuyordu.
 
Erdoğan, ekonomi yönetimindeki performansını överek Albayrak’ı, eleştirilere karşı şöyle savunmuştu:

“Bu mücadelenin ön safında Berat Bey yer almıştır. En büyük talihsizliği, damat sıfatının bu alanlardaki birikimi, gayretinin önüne geçirilmiş olmasıdır. Herhangi bir siyasetçi olarak bu işleri yapsaydı, kendisiyle ilgili değerlendirmelerin daha objektif olabileceğini düşünüyorum.”

Yani Berat Albayrak, damat olduğu için değil, ehliyet ve liyakatinden dolayı o göreve getirildi ve görevini de layıkıyla yaptı.

Peki Davutoğlu ile Babacan, layık değildilerse hangi vasıflarından dolayı o “makam”lara getirildiler?

Ve bir yararları yoktuysa, neden onca yıl orada tutuldular? Milletin emanetine ihanet boyutu ne olacak?

Üstelik koca memlekette, layık hiç kimse yok muydu ki göreve onlar seçildi? Tek kriter lidere sadakat, iradesine kayıtsız şartsız bağlılık ve itaatse Berat Bey’e tanınan ayrıcalık, nereden geliyor?

Hainlik suçlamasında bile tutarsızlık var.

Aryıca ehliyet ve liyakat şartı aranmadığını söylemek, ayrılmayıp kalan iktidar kadrolarına da haksızlık değil mi?

Birikim ve emeklerinden yararlanılanlar, emeklerinden siyaseten yararlanana diyet borçlandırılıyor.

Hem emek verip hizmet etmişler, hem de ters düştükleri için nankör, vefasız ve hain oluyorlar.

Bağlılık ve sadakat, yola çıkılan ilkelerle milletin menfaatlerine mi olmalı? Liderin şahsına mı gösterilmeli? Lider, ilkelerden ayrılsa, rotayı değiştirse bile mi?

Neresinden tutacağınızı, ne diyeceğinizi bilemiyorsunuz.

Sadece ayrılanlara veya kalanlara değil, Erdoğan’ın kendisine de haksızlıklarla dolu.

“Sayesinde” diye diye geldiğimiz, getirildiğimiz yer ortada.

2019’da bu başlıkla yazmıştım. Bir kesitini, aşağıda hatırlatmakla yetiniyorum.

'SAYESİNDE' DİYE DİYE

'Reisçi’lik namına kişilik kıyımı yürütenler, Attila İlhan’ın “sayende sayeban olduk İstanbul şehri” dizesini keşfetmedi daha.

Yoksa çoktan uyarlayıp “Erdoğan’ın gölgesinde gölge sahibi olanlar” diye bir başlık açmazlar mıydı?

‘Saye’, gölge demek. ‘Sayesinde’ ise gölgesinde yani kayırması ve torpiliyle...

İlginç olansa fırsat bekler gibi sabırsızlanan, hızlı reisçilik adına kılıç sallayan fedailerin aceleciliği.

Gül, Davutoğlu, Babacan; hangisinin adı sivrilir de öne çıkarsa hurra onun itibarına yöneliyorlar. Nankörlük, ihanet ve vesafızlık suçlamaları üzerine kurulduğu için, hep aynı basmakalıp klişeyle başlıyor kesip biçme saldırıları: ‘Erdoğan sayesinde...’

Hiç kimseyken Erdoğan sayesinde bir kimliğe kavuşmuşlar, geldikleri her yere Erdoğan sayesinde gelmişler.

Erdoğan sayesinde bakan, başbakan, cumhurbaşkanı olmuşlar; her ne ikbal gördülerse ona borçlularmış.

Gogol’un Palto’sundan çıkan Rus edebiyatçılar gibi, hepsi Erdoğan’ın gölgesinden çıkmış vesair.

Hadi, ucu Cumburbaşkanı Erdoğan’a da dokunacak bir argümana sarıldıklarını idrakten yoksun bunlar. Düştükleri açmazı hatırlatan bir büyükleri de mi olmaz!

AK Parti’nin kurucu troykasını oluşturan üç ismin üçü de Erbakan tarafından siyasete kazandırılıp ondan ayrılmamış sanki...

Aynı ihanet ve sadakat mantığı, Erdoğan için de geriye doğru işletilse ne diyecekler? Kendini inkar etmiş olmaz mı?

Milli Görüş partilerindeyken il başkanı, belediye başkanı olduysa; bu makamlar Erbakan tarafından mı bahşedilmiş sayılacak şimdi? Birer lütuf ve ihsan gibi mi görülecek?

Hiç emeği geçmemiş, katkıda bulunmamış, dişleri tırnaklarıyla yükselmemiş, ortak olduğu başarılarda kendi kabiliyet ve çabalarının payı yokmuş, bütün şeref payelerini lider ikram edip dağıtmış mı kabul edilecek?

Efenin hakkını efeye vermek için, kızanlarının hakkını yemek şart değil oysa. ‘Efeyi efe yapan kızanlarıdır’ denmiyor boşa.

Her şeyi liderin ‘süper kahraman’lığına mal etmek, günün sonunda Erdoğan’ın liderlik vasıflarına da büyük haksızlık.

Ehliyet ve liyakat sahiplerinden doğru kadroyu toplayıp yönetmek de liderliğin olmazsa olmaz gereklerindendir.

Erbakan Hoca varsa vardılar, yoksa yok mu oldu önünü açtıkları? Onsuz bir hiç miydi hepsi, olmasaydı hiçbiri olmayacak mıydı?

Birlikte yola çıkılanların iradesine ve geleceklerine ebediyen ipotek koyan, sonsuz diyet borçlandıran sakat bir mantık, hatta tuzak. Kadrosunu hiçleştirirken lideri de yalnızlaştırır.

Asıl fitne, liderin etrafını bu kişiliksizleştirme ameliyesiyle boşaltmak olmasın?