Karar yazarı Mustafa Karaalioğlu: Hangisi dine karşı kampanya?

Karar yazarı Mustafa Karaalioğlu: Hangisi dine karşı kampanya?

''Sessiz de kalındı, şikayete rağmen göz ardı da edildi. Ancak buraya kadar''

Küçük yaşta evlendirilen, istismara maruz kalan ve senelerce bu akıl almaz evliliğe mahkum olan genç bir kadının trajedisini konuşuyoruz.

Kelimeler kifayetsiz kaldığı için pek konuşuyoruz denemez; daha ziyade öfkeleniyoruz, sinirleniyoruz. Böyle bir şey yaşandığında ne söylenir sorusuna cevap bulmak zordur çünkü böyle bir şey yaşanamaz. Olamaz… Akıl edilemez, niyet edilemez, cesaret edilemez. Gören, bilen, işiten varsa susamaz, asla göz ardı edilemez.

Mahkeme dosyasından yansıyanlar gösteriyor ki seneler içinde bunların hepsi oldu. Sessiz de kalındı, şikayete rağmen göz ardı da edildi. Ancak buraya kadar… Mesele artık yargıda ve resmin tamamını mahkemeden sonra göreceğiz.

Şu ana kadar kamuoyuna yansıyan ifadeler, konuşmalar ve fotoğraflar ise herkesi olup bitenler hakkında en ağır ifadeleri kullanmaya zorluyor. “Çürümüşlük”ten başlayıp “alçaklık”a kadar varan bir dizi kelime. Böylesine bir vaka ve böylesi bir istismar en ağır tepkiyi hak ediyor. Gayet tabii yargıdan hak ettiği cezayı görmeyi de.

Olay açığa çıktıktan sonra farklı kesimlerin sergilediği farklı tutumları kritik etmek de gerekiyor. Özellikle de bu tahammülü zor vak’anın dine, dindarlığa ve İslam’a karşı bir tertip olduğundan bahsedenleri. Vakıf kurucusu da olan kızın babasının savunması böyle mesela. Sadece o değil, olayı kınamayan, reaksiyon göstermeyen ve bir bahaneyle sessiz kalanların soğuk halleri de böyle. Aralarında bu olayın dine saldırı malzemesi olduğunu düşünenler var ve sessizliklerini buna dayandırıyorlar.

Ortada dine, diyanete, İslam’a, sünnete, dindarlara, inançlı kesime ve bu çerçevede yaşama biçimine karşı gerçekten ağır bir saldırı vardır. Ama bu, olayı ortaya çıkaranların ve ortaya çıktından sonra tepki gösterenlerin değil bizatihi o kız çocuğunu istismar dolu hayata gönderen, seyirci kalan ve bunu din adına uydurulmuş görüşlere bağlayanların saldırısıdır. Babası, ailesi, tanıdıkları, cemaat/vakıf yöneticileri, hasılı bilen duyan herkes; senelerdir İslam’a ve İslami yaşama biçimine karşı ağrı bir saldırı halindedir. Varsa, kampanya, operasyon, algı ya da karalamaları yapanlar onların duyarsızlığıdır. O çocuğun bugün gençlik yıllarında bu saldırıya dur demesi; hayatı ve onuru için mücadeleyi göze alması iddianın aksine kampanyayı nihayetlendirmiştir. Cesaretli tutumu sayesinde geç de olsa gerçeğin kapısı açılmıştır.

Yargılamanın neticesini beklemek elbette hukuki sorumluluk gereğidir ancak kim ki bu olayın konuşulmasının dine zarar vereceğini düşünüyorsa yanılıyor zira olup bitenin dinle, imanla alakası yoktur. Olayı dini müdafaa eksenine oturtarak rezaleti görmezden gelmenin veya kılıf uydurmanın dinde de insanlıkta da yeri yoktur. Bu ve benzeri bütün vakalarda yaşanan tecrübeyle sabittir ki örtbas etmek, görmezden gelmek, üzerine gitmemek veya meseleyi insani boyuttan çıkarıp ideolojik pozisyon almak her defasında dini bu işe alet edenlere yaramış ve bu himaye düzeni onları başka rezaletler için cesaretlendirmiştir. Çok yakın geçmişte yaşanan yüz kızartıcı istismar olaylarında gösterilmeyen tepkinin yol açtığı sonuçları kimse görmezden gelmesin. Bunlar insanlık dramı ve toplumsal travma halleridir. Kendi kendini yetkilendirerek meseleye din adına bakan “din muhafızları”nın bu olaylarda yetkisi ve otoritesi yoktur. Dinin ve dindar yaşayışın üzerine titreyecek olanlar bunu iş işten geçmeden, zamanında ve dini yanlışa alet edenlere karşı yapmalıydılar.

Etiketler :