• Berk Yüksel | Korona mı? Ne Olacak ki!

    Berk Yüksel ABC Gazetesi için yazdı...

    “İleride tarih şöyle yazacak herhalde: Sosyal mesafe ve toplumsal disiplini kuvvetli Uzak Asya ve Kuzey Avrupa ülkelerinde kolayca atlatılan salgın, bu iki özelliğe de sahip olmayan Akdeniz ülkelerinin sonunu getirdi!Başar Münir

    Sabah köfte tarifi verip akşam kitabını tanıtan konuşuyor…

    Önünde arkasında doktor titri bulunan herkes konuşuyor…

    Geçen yine alakasız bölümlerden alakasız insanlar; ortak noktaları bıyık modelleri ve hepsi enfeksiyon ve mikrobiyoloji uzmanı sanki; durmuyor, konuşuyor…

    İnanılmaz kesin ve bilgililer…

    Afedersiniz, her“nokolog” denen konu ne ise çağırılan, düğün evinin tefçisi ve ölü evinin yasçıları zaten konuşuyor!

    Herkes konuşuyor, yine herkes durmadan konuşuyor…

    Sadece bilim insanları temkinli konuşuyor, kesin bilgiler veremiyor çünkü her şey çok yeni…

    Siz öncelikle bu hastalığın alanına girdiği bilim insanlarını ve diğer gerçek doktorları dinleyin!

    Eğer topluma ve bireye etkisi konuşuluyorsa elbette sosyolog ve psikologları da!

    Ama tüccar modelden uzak durmak gerekli! Kendini pazarlayan, Kâbe’si para olan herkesten!

    Tedbirli olmak ve panik olmamak gerekli!

    Tedbiri sevmeyen lakayt kitle hemen alerji kapıyor tabi durumdan…

    Başlıyor kırk yıllık şarkısına: “Aman… Ne olacak ki! Bu da bir grip, hem bak trafik kazalarından şu kadar bilmem neden bu kadar ölüyor…”

    Burada çenesini kapatıyorsunuz cahil ama ceberut, kifayetsiz muhterisin!

    O bilmez ama konuşur. Yarım yamalak bilgi ile susamaz, konuşur…

    Bir kısım kader der, bir kısım göklerden medet umar, bir kısım önlem almaz ve can aldırır, bir kısmın Allah’ı paradır, bir kısım abartır iki yıllık stok yapar, bir diğer uçta vurdumduymaz Pollyannacıdır kulağının üzerine yatar ve toplum uçlarda yaşayınca sonuçlar vahim olur!

    Denge merkezdedir ve merkez her konuda olduğu gibi temkinli olmaktır.

    Toplumların ciddi bir durumla karşılaştıklarında nasıl tepki verdikleri, nasıl organize oldukları, nasıl kurallara harfiyen uydukları onların yapısını belli eder. Akdeniz ülkeleri ani değişimi idrak edemedikleri için İtalya’daki “akşam espressomu dışarıda içmezsem olmaz”, İspanya’daki “tapas olmadan yaşayamam bizler sıcak insanız sohbet etmeliyiz” vs… diye devam edince işler içinden çıkılmaz hale geldi.

    Alınan önlemlerin için de ekonomi elbette önemlidir ama tek çare değildir! Virüsü konut kredisi ile çözmek sadece bize özgü olabilir. Corona önlemi diye halka hitap eden tüm ülke liderleri hastalığı anlatırken sadece siyasi propaganda yapılan ülke bizimkidir.

    Güven ürkek bir ceylan gibidir, zaten birçok kuruma güven sarsılmışken iletişim çağında hiçbir şeyin sonsuza kadar gizli saklı kalmayacağı bilinmelidir!

    Onlarca alanının değerli hocasını dinledikten sonra temel çıkarımım şu şekildedir. Bu yaşadığımız en ağır salgındır. Olabildiğince evlerde izole bir şekilde kalmalı ve belirtilen hijyen kurallarına uymalıyız. Sosyal mesafe denilen 1.8 metre uzaklığa dikkat edeceğiz, tokalaşmayacağız, özellikle yaşlıların sağlığını tehlikeye atmayacağız. Kendi başımıza zamanı değerlendirmeyi daha iyi öğreneceğiz. “İllaki yalayıp yutayım, gelecek olan senden gelsin hem ne olacak ki” diyen kitlelerden uzak duracağız! Kalabalıklardan uzak duracağız, panik ile sıralara girip dip dibe kolonya beklerken hastalığı o sıralardan kapmayacağız! Sağlık sektörünün İtalya’da olduğu gibi çökmemesi için hastalığın zamana yayılması gerekmekte… Bu bireysel bir savaş ama aldığımız önlemler ile sonuçları toplumsal. Ne kadar geç hasta olunursa o kadar iyi anladığım kadarı ile. Yediğimize içtiğimize dikkat edeceğiz, bol su içeceğiz vs…

    Aşının piyasaya çıkmasına bir yıl ve etkisinin tamamen geçmesine de bir o kadar zaman varken dikkatli ve tedbirli olmamız şart. Ülkemizde test çok az yapıldığı için test arttıkça sayılar da hızla yükselecektir. Bilim kurulu üyesi Sayın Alpay Azap’ın da belirttiği gibi 3-4 hafta sonra 5.000 ile 30.000 arası bir sayı beklenmekte… Ve unutmayalım ki 1 bile çok büyük bir rakamdır çünkü bu rakam değil bir “can”dır.

    Dışarıda, açık havada bile birkaç saat yaşayabilen hele hele kapalı alanda bilim adamlarının belirttiği üzere neredeyse dokuz güne kadar yaşayabilen ve inanılmaz bulaşıcı bir lanet söz konusu. Dolayısıyla herkesin yeterince corona şakası, gülmecesi yaptığını düşünerek artık titreyip kendine gelmesi gerekiyor! Neşe iyidir ancak sululuk ve lakaytlık ölümcüldür. “Aman ne olacak ki” diyen bir zekâ seviyesinde tanıdığınız varsa uzak durmanız tavsiye edilir! Zira onlar ölümcüldür yalnız kendileri için değil çevre için de!

    Bir de tüm bu olanları sadece borsa, ekonomi, kredi mantığı ile anlatanlar, görenler vardır. Onlar insan değildir, Matriksteki rakamlardır; hiç dinlemeyin hatta bence görüşmeyin bile! Dogmanın sorgusuz sualsiz kabul edilip aklı ve bilimi çöpe atan toplumlar yalvara yakara ona geri koşacaklardır. Deve sidiğini şifa kabul eden, okumuş insandan haz etmeyen toplumlar tekrar bilim insanlarının ne dediklerini dinler hale gelecektir. Akıl, bilim ve eğitim geleceği yeniden şekillendirecektir.

    Zor günlerden geçiyoruz…

    Felaket tellalı ile iğrenç cıvıklığın orta noktasında temkini bulacağız…

    Olumsuz olmayacağız, neşemizi kaçırmayacağız ama özellikle de sevdiklerimiz için gerçekçi ve tedbirli de olacağız!

    Denildiği gibi: “Her keder, daima kurtuluşla sona erer!

    (Not: Bir videoda gözlerinde insan sevgisinden başka bir şey olmayan,  Alevi Kardeşlerimize, aydınlık “can”lara hakaret edip nefret suçu işleyen Pınar Fidan’ı kınıyorum!)