Leyla Civil’den gerçekçi öyküler: Sarı Çizmeler

Leyla Civil’den gerçekçi öyküler: Sarı Çizmeler

ABC Haber MerkeziSülbiye Yıldırım, Leyla Civil'in kitabı Sarı Çizmeler üzerine bir yazı kaleme aldı. Yıldırım yazısında Sarı Çizmeler'in tarihe tanıklık eden, okuru besleyen bir öykü kitabı olduğunun altını çizerek,...

ABC Haber Merkezi

Sülbiye Yıldırım, Leyla Civil'in kitabı Sarı Çizmeler üzerine bir yazı kaleme aldı. Yıldırım yazısında Sarı Çizmeler'in tarihe tanıklık eden, okuru besleyen bir öykü kitabı olduğunun altını çizerek, kitabın mutlaka okunması gerektiğini belirtiyor. İşte Sülbiye Yıldırım'ın, Sarı Çizmeler ve sistem üzerine kaleme aldığı o yazı:

"Sermaye birikiminin önündeki engellerin ortadan kaldırılması ve olabildiğince büyüme kapitalizmin en büyük özelliğidir. Bu özellik aynı zamanda onu var eden bir durumdur. Kapitalist sistemde sermaye birikiminin devamlılığı kâr oranlarının yüksek olmasını gerektirir. Kâr oranı düşen sermaye için bu durum büyük bir çıkmaz ve bunalımdır. Kapitalizm zaman zaman içine düştüğü bu bunalımları hep savaşlar yoluyla aşmıştır. I. ve II. Dünya Savaşlarının nedenleri hep bu bunalımlardır. 1980’li yılların başından itibaren ise neoliberal politikalar kapitalist sistemin krizine bir yanıt olarak tüm dünyada devreye sokulmuştur.

Neoliberal politikalar Dünya Bankası ve IMF gibi uluslararası üst kuruluşlar aracılığıyla dünya üzerinde yaygınlaştırılmıştır. Bireycilik, serbest piyasa, dışa açıklık ve devletin küçültülmesi gibi ilkeler neoliberal kalkınma modelinin temel özelliklerindendir. Amacı sermaye birikimi önündeki tüm engelleri ortadan kaldırarak sermayenin tüm dünyada egemen olmasını sağlamaktır. Bu politikalarla ticaretin ve sermaye dolaşımının olabildiğince serbestleştirilmesi hedeflenmiştir ve bu hedefe ulaşmak, buna karşı oluşabilecek engellerin ortadan kaldırılması en önemli uğraşıdır. Sermayenin yaygınlaşması önündeki toplumsal, idari bütün düzenlemeler ve kurumlar ''akıl dışı’ olarak nitelendirilmekte ve engel olarak görüldüğünden, kaldırılması gerektiği savunulmaktadır. Bu süreci; “ … piyasa mantığını engelleyen her türlü kolektif yapının yok edilmesi gerektiği'' diye tanımlamaktadır, Korkut Boratav.

Dünya ekonomisinin geçen yüzyılın son çeyreğinde içine girdiği kriz; Türkiye’nin de içinde olduğu azgelişmiş ya da gelişmekte olan bir çok ülkede özelleştirme uygulamalarını da içine alan yapısal uyum programları, istikrar paketleri adı altında, neoliberal politikaların uygulanmasını gündeme getirmiştir. Bu önlemler uyarınca kamunun toplumsal düzenlemelerden çekilmesi sağlanmış, serbest piyasa ekonomisinin uygulanması sonucunda sanayi üretiminin artırılması piyasa koşullarına bırakılmıştır. Bu ilke çerçevesinde mevcut kamu işletmelerinin zaman içinde özel sektöre devredilmesi amaç olarak benimsenmiş, geçmişte kurumsal düzeyde sanayileşme sürecinde etkin rol oynayan planlama fikrinden vazgeçilmiştir. Bütün bunlar yapılırken de denetim ve yaptırım mekanizmalarının işletilmesi yavaşlatılmış, hatta onlardan da vazgeçilmiştir.

Ülkemizde de uygulanan bu neoliberal ekonomik politikaların bir gereği olarak Yapılan özelleştirmelerle, Cumhuriyetin büyük kazanımlarından olan birçok fabrika ve sanayi tesisleri, kömür madenlerimizin birçoğu özelleştirilmiştir. Bu durum vahşi bir piyasa ekonomisinin işlediği, işgüvenliğinin olmadığı, sosyal hakların çalışanlar adına çok budandığı, geleceksiz, iş sürekliliği olmayan kaygan bir çalışma ortamının oluşmasına neden olmuştur.

CUMHURİYET TARİHİNİN EN FECİ 'KAZASI'
Kârlılık oranlarının düşüklüğü ve devlete yüklediği külfet öne sürülerek yapılan bu özelleştirmeler sonucunda el değiştiren birçok kömür ocağından biri olan Soma Holding şirketlerinden Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen maden ocağında 14 Mayıs 2014 yılında, elektrikli ekipmanların neden olduğu kazada, Cumhuriyet tarihinin en çok can kaybı ile sonuçlandı, 301 madencimizi yitirdik.

Büyük bir patlamanın ardından gelen yangın sırasında yeraltında 787 işçi vardı. Maden sahibinin yüksek kârlılık için iş güvenliği için yapılması gerekenlerin birçoğundan kaçınmıştı ve sonuç tam bir felaketti.

Oysa madenciler daha 2013 yılı sonunda ülkedeki tehlikeli çalışma koşullarını protesto etmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde ise, ilgili madenin güvenliğinin araştırılması teklifi facianın gerçekleşmesinden yalnızca yirmi gün önce reddilmişti. Facianın gerçekleşmesinden sonra Türkiye'de üç günlük ulusal yas ilan edildi ama ölenler geri gelmediği gibi, Soma faciası da son maden kazası olmadı. Bu olayın toplum vicdanında açtığı derin yaralar ve sebep olduklarının onarılması mümkün değil ama zaman çabuk geçiyor ve ne yazık ki unutmak insanın kaderi. Ama ne iyidir ki sanat zamana şahitlik eden, ona çentik atan, vicdanları uyanık tutan bir olgu olarak işlevini sürdürmektedir.

SOSYAL YARALARI ODAĞA ALAN BİR KİTAP
Soma felaketinden yola çıkarak yazılan kitaplardan biridir, Leyla Civil’in II. Baskısı Nisan 2018 yılında Siyah Beyaz Yayınlarından çıkan “Sarı Çizmeler'' isimli öykü kitabı. Sosyal yaraları odağa alan, gerçekçi yöntemle yazılmış on yedi öyküden oluşan kitap yazarın ilk kitabı. İnsanı odağa alan öykülerin konusu; duygularını, özlemlerini, umutlarını kapitalizmin acımasız çarkında yitiren insanın halleri. Yani öykülerin odağında insan var, hem de en insani haliyle. Yalın bir dille yazılan öykülerde dilin ustalıklı kullanımında az sözle çok şey söylenmesinin sağlanmış olması okumayı kolaylaştıran unsurlardan. Öykülerin karakterleri bizden birileri, içimizden, iyi yaratılmış. Davranışları, duruşları çok insancıl. Öykülerde karakterlerin yaratılmasındaki başarı psikolojik derinliklerinin oldukça iyi tasarlanmış ve ifade edilmiş olmasından geliyor. Karakterler konuyla bütünlüğü sağladığı gibi, mekânlarla da uyumlu. Bu da yazarın gözlem yapma gücünden ve bu gücü kelimelere dökebilmesinden kaynaklanıyor.

Kısa öyküde önemli olan ilk cümledir. Çünkü ilk cümle öykünün tüm yükünü taşır. Bir kısa öykünün sonuna dek okunmasını sağlayan ve öykünün bel kemiğini oluşturan en önemli ögedir. İlk cümleyi iyi kurup olaylara bağlayabilen ve ana izleğe ulaşan öykü kendini okutturur. Bu anlamda Leyla Civil’in öykülerinin ilk cümleleri oldukça işlek, izleğe kapıyı kolayca açan, okuru içine çekip sürükleyebilen cümleler. Bu cümleleri güzelleştiren bir dili var yazarın. Sade, işlek ve güçlü. Anlatımı akıcı.

Ernest Fischer; “Bütün sanat zamanla koşulludur ve ancak tarih içinde belli bir zamanın düşüncelerini, isteklerini, gereksinimlerini, umutlarını yansıttığı ölçüde insanlığı temsil eder.'' diyor, Sanatın Gerekliliği kitabında. Leyla Civil’in Öyküleri bu anlamda zamanla koşullu öyküler. Konuları iş kazaları, özelleşen madenlerdeki çalışma koşulları, işsizlik, tarımın içine girdiği dar boğaz, güvencesizlik, örgütsüz iş gücünün çıkmazları, ölüm, savaş ve göç, güncel olaylar; umut, sevgi, vefa gibi insani duygular. Yazar öykülerinin ana izlekleri sisteme eleştirel yaklaşan bir bakış açısıyla örmüş. Zamana not düşüp tanıklık yapıyor.

"OLAYLARIN KONUSU, KARAKTERLERİ ÇOK İYİ KURGULANMIŞ"
Bütün öykülerin konusu, karakterleri, olayların akışı ve bu akışı destekleyen yan olaylar çok iyi kurgulanmış. Öykülerdeki nesneler, bu nesnelerin öyküyle ilişkileri ve onların göstergeleri ana izleği destekleyerek, öyküde derinliği çok iyi sağlamış. Göstergeler iyi yerleştirilmiş ve birbirini bütünler nitelikte olduğu gibi, estetik açıdan da öyküleri güçlendiriyor. Bu durumu kitaba adını veren Sarı Çizmeler öyküsü özelinde örnekleyecek olursak; ekonomik sistemin üreticiyi yoksullaştıran, çaresiz bırakan yönü üzüm bağları, sosyal yaşam ve ekonomi arasındaki ilişki odağa alınarak kurulmuş. İnsanların borçlandırılmasını üzüm üreticisi özelinde ele alarak, oldukça güçlü bir kurgu yapılmış. Devletin aradan çekilmesi sonucunda tüccarın insafına mahkûm bırakılan çiftçinin çıkmazı, ürünün ederini bulamaması, çiftçiden esirgenen desteğin onun üretimi ve dolayısıyla geçimini olumsuz etkilemesi güçlü bir şekilde ve öykü tadında çok güzel işlenmiş. Bütün bu olumsuzlukların, borçlarını ödeyemeyen dolayısıyla da geçimini sağlayamayan çiftçiyi maden ocağında çalışmaya mahkûm etmesi ve finalde Soma maden kazası. Kaza sonrasında da bir zamanlar üretimin ve kazancın bolluğunda üzüm için kullanılan soğuk hava deposunun, bu kez de kazada ölenler için morg olarak kullanılması öykünün ve okurun kalbine saplanan bir bıçak gibi. Karakterlerde oldukça gerçekçi yaratılmış. Tepkileri, duyguları, düşünceleri çok insanca.

Öykü çok özel bir türdür. Kısalığı yazarı ve okuyucuyu zorlar. İyi okur duygularını harekete geçirecek verileri en kısa, en yoğun anlamda, zaman kaybetmeden almak ister. Okuduklarından çok öyküde gizli olanı sezmek, söylenmeyenin peşinde olmak ister. Bu anlamda öykünün yaşamı bir yanından yakalaması, bireyselden evrenselliğe ulaşmanın yolunu açması gerekir. Okura bütünün bir parçası olduğunu hatırlatması, yalnız olmadığını duyumsatması, duygudaşlık kurarak eyleme geçmesini sağlaması, düşünsel gereksinimine yanıt verip dertlerini, umutsuzluklarını, umutlarını yansıtması en önemlisi de yazarın yazdıklarında samimi olduğuna inandırması gerekir. Sarı Çizmeler bütün bu sıraladığımız nitelikleri taşıyan bir öykü kitabı. Kitaba adını veren öykünün dışındaki diğer öyküler de; Aras’ın Kahraman Babası, Alefe, Göç, Sığınmacı ve diğerleri, çok iyi öyküler. İyi bir öykü anlattıklarından çok anlatmadıklarıyla okuru yakalar ve kendi dünyasına sokarak onu harekete geçirir, Leyla Civil öykülerinde bunu da başarıyor.

Soma felaketini vicdanlarda açtığı yara edebiyatta öykülerle ve şiirlerle sarılmaya çalışılmıştır ama ne yazık ki tekelleşmiş yayınevlerinin ilgi göstermediği gerçekçi edebiyat eserleri gibi, bu kitapların da görünür kılınması çok zor olmaktadır. Bu görünmezliğin başka bir nedeni de, her şeyin sanallaştırıldığı günümüzde, içinde yaşadığımız toplum. Çünkü üyesi olduğumuz toplum dokunmaktan, konuşmaktan, bakışmaktan korktuğumuz, birbirimizi ötekileştirerek gerçekliğimizi yitirdiğimiz bir insan kalabalığına dönüştü. Bu durumda insan olduğumuzu tekrar hatırlamak sistemi aksatacağından, bilerek ve isteyerek örtme ve gözden kaçırma yoluna gitmektedir.

TARİHE TANIKLIK EDEN, OKURU BESLEYEN BİR ÖYKÜ KİTABI
“Okumak bir ad koyma eylemidir.'' diyor Barthes. “Çünkü okumak insanda duyguları tanımak ve onlara bir ad koyma becerisi kazandırır.'' diye de devam ediyor. Yani okumak öyküdeki ya da romandaki karakterlerin acılarını, isteklerini ve arzularını onların duyumsadıkları gibi duyumsayabilme becerisi edinmemizi sağlayıp bizi daha çok insanlaştıran bir eylem olarak bireysellikten çıkıp toplumsal bir yarara dönüştürebilecek bir eylemdir. Başkalarının durumlarına karşı duygusal tepki verebilme becerisini hatırladığımız andan itibaren de adil, etik ve daha iyi bir toplum yaratma isteği de içimizde uyanır. İşte tam da burada gerçekçi gelenekten beslenerek yapıtlarını oluşturan edebiyatçıların varlığı, zamana tanıklık etmek gibi okuru besleyen önemli bir işlevi yerine getirmektedir. Sarı Çizmeler bu anlamda tarihe tanıklık eden, okuru besleyen bir öykü kitabı. Mutlaka okunması gerekir."

sari-cizmelerf4ffb1ee5ce5094abebd7f1a9ddedab0.jpg

ABC Kitap