Metin Lokumcu davası 10 yıl sonra başladı: Mahkeme tüm talepleri reddetti, duruşma ertelendi

Metin Lokumcu davası 10 yıl sonra başladı: Mahkeme tüm talepleri reddetti, duruşma ertelendi

Artvin'in Hopa ilçesinde, 31 Mayıs 2011'de Recep Tayyip Erdoğan'ın mitingi öncesi protesto hakkını kullanan Metin Lokumcu polisin sıktığı biber gazı sonrası fenalaşarak hayatını kaybetti. Lokumcu'nun davası 10 yıl sonra bugün başladı.

abcgazetesi.com

31 Mayıs 2011 tarihinde, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Artvin Hopa'da yapacağı seçim mitingi öncesi düzenlenen protestolarda polisin sıktığı tazyikli su ve biber gazıyla fenalaşarak yaşamını yitiren Öğretmen Metin Lokumcu davası 10 yıl sonra bugün başladı. İlk duruşmaya çok sayıda milletvekili, STK temsilcisi ve vatandaş gitti. Duruşma Trabzon'da görüldü.

"Güvenlik" bahanesiyle Hopa yerine Trabzon'da görülen davada duruşma salonu yeterli olmadığı için içeriye 35 kişi içeri alınırken sanık polisler talimatla ifade verdiği için duruşmaya gelmedi.

Lokumcu ailesinin avukatı Meriç Eyüboğlu 9 yıl, 11 ay, 10 gün sonra nihayet davanın başladığını belirterek "Kimyasal gaz kullanılması sonucu Metin hocanın ölmesi taksir olarak değerlendirilebilir mi? Sanıklar bu sonucu öngörmüşler midir, öngörmemişler midir?" dedi.

2007’den 2011’e kadar kimyasal gaz sonucu yaşanan ölümlerle ilgili belgelerin dosyada bulunduğunu dile getiren Eyüboğlu "Hopa’da OC ve CS kimyasal gazları kullanılmıştır. Bu gazlar yasaklı listesinde geçmektedir. Çayan Birben’in ölümü sonrası, dönemin İçişleri Bakanı, 'Gazımız kaliteli ve doğal' açıklamasını yaptı. Burada bahsettiği Hopa’da da kullanılan gazlardır. Savcılığa 'bu kullanılan gazlar nelerdir' diyerek başvurduk. C10 gazı kullanılıyor. Bu gaz Türkiye'nin de taraf olduğu sözleşmede yasaklı gazlar listesinde" dedi.

Metin Lokumcu'nun biber gazıyla öldürülmesinden 10 yıl sonra dava başladı. Duruşmada ailenin avukatları mahkemenin görevsizlik kararı vermesini, dosyanın Ağır Ceza'ya götürülmesini istedi.

Davada Lokumcu ailesi o günü anlatırken "Silahın gücüyle gezenler şimdi neredeler? Gelsinler karşımıza bize hesap versinler!" diyerek tepki gösterdi. Lokumcu ailesi avukatlarının mahkemenin görevsizlik kararı vererek dosyanın ağır cezaya gönderilmesi ve sanıkların duruşmaya bizzat katılmaları taleplerini reddetti. Mahkeme barolar ve derneklerin davaya katılma talebini de reddetti. Ailenin avukatı Meriç Eyüboğlu reddi hakim talebinde bulundu. Mahkeme başkanı dosyayı nöbetçi mahkemeye gönderdi. Dava 28 Haziran gününe ertelendi.

Duruşmada gün boyu yaşananlar

"Güvenlik" bahanesiyle Hopa yerine Trabzon'da görülen davada duruşma salonu yeterli olmadığı için içeriye 35 kişi içeri alınırken sanık polisler talimatla ifade verdiği için duruşmaya gelmedi.

Lokumcu ailesinin avukatı Meriç Eyüboğlu 9 yıl, 11 ay, 10 gün sonra nihayet davanın başladığını belirterek "Kimyasal gaz kullanılması sonucu Metin hocanın ölmesi taksir olarak değerlendirilebilir mi? Sanıklar bu sonucu öngörmüşler midir, öngörmemişler midir?" dedi.

2007’den 2011’e kadar kimyasal gaz sonucu yaşanan ölümlerle ilgili belgelerin dosyada bulunduğunu dile getiren Eyüboğlu "Hopa’da OC ve CS kimyasal gazları kullanılmıştır. Bu gazlar yasaklı listesinde geçmektedir. Çayan Birben’in ölümü sonrası, dönemin İçişleri Bakanı, 'Gazımız kaliteli ve doğal' açıklamasını yaptı. Burada bahsettiği Hopa’da da kullanılan gazlardır. Savcılığa 'bu kullanılan gazlar nelerdir' diyerek başvurduk. C10 gazı kullanılıyor. Bu gaz Türkiye'nin de taraf olduğu sözleşmede yasaklı gazlar listesinde" dedi.

"Hopa'da o gün o kadar çok gaz atıldı ki 7 ilin gaz stoku bitti"

Kimyasal gazların öldürücü olduğunun TTB ve Adli Tıp Genel Kurulu tarafından da ispatlandığını söyleyen Eyüboğlu "Metin Lokumcu’nun Hopa’da doğrudan gaza maruz kaldığını gösteren görüntüleri getirdik, mahkemeye sunacağız. Hopa’da o kadar çok gaz atılıyor ki 7 ilin gaz stoğu bitiyor. Gaz kullanmak için sadece polis olmak yetmiyor. Belli bir eğitimi almış olmak gerekiyor talimatlara göre. Gaz kullanımının eğitimini alanlar ve düzenlemeler, bunun sonucunu öngörmemesi mümkün değil. Bu gazlar Metin Lokumcu'dan sonra da kullanılmaya devam ediyor. Bunların nasıl kullanılacağına dair mevzuat var. Dosyanın Ağır Ceza’ya taşınması gerekmektedir" dedi.

"Dönemin başbakanı da milletvekili de buna dahil"

Müşteki avukatlarından Sercan Aran "deresine, suyuna, toprağına, doğasına sahip çıkan Hopa halkının ifade özgürlüğünün polis tarafından engellenmesiyle" olayların başladığını hatırlattı. Aran "Metin Lokumcu'nun öldürülmesindeki ilk hareket temel hak kullanılmasının engellenmesidir. 'Su haktır' talebine karşı basın açıklamasına saldırılmıştır. Olası kast yönünden tartışılması gereken ilk nokta budur. Yargılananlar açısından değil yargılanmayanlar açısından da bir bütünsellik olduğunu düşünüyoruz. Dönemin Artvin milletvekili de başbakanı da diğer polisler de buna dahildir" dedi.

Temel haklarını kullanmak için bir araya gelen insanlar üzerinde öldürücü etkisi olan maddelerin kullanıldığını dile getiren Aran "Metin Lokumcu yeter artık dediği halde saldırıya orantısız şekilde devam etmişlerdir. Hopa'da o gün kullanılan gaz miktarı bütün Hopa'yı gaz bulutuna bulanmıştır. Nedeni ise yurttaşların dönemin başbakanı Erdoğan'ı protesto için toplanmalarıdır. Oysa sadece su haktır satılamaz diyeceklerdi. Bu bağlamda sanıkların icrai hareketleri, olay günü öncesindeki hazırlıkları, kişilerin yeter artık yapmayın demelerine rağmen devam etmesi olası kasttır. Sanıklar biz 4-5 saat gaz ile müdahalede bulunduk demişlerdir. Nedir bu hırs? Hopa'nın nüfusu belli, basın açıklamasına katılan sayısı belli ancak düşmanla mücadele eder gibi saldırmışlardır" dedi.

Görevsizlik kararı verilmesinin örnek karar olacağını belirten avukat Aran "Eğer bir görevsizlik kararı verilmezse bu her duruşmada tartışılacaktır çünkü adil yargılanma hakkı ihlal edilecektir. Toplumu acıya boğan bu olayın sorumluları da elbet hesap vereceklerdir. Mücadele tarihinde deresine, suyuna, doğasına sahip çıkanlar için Metin Lokumcu ismi bize, bizlere mihenk taşı olacaktır!" diye konuştu.

Ulaş Lokumcu: Babamı ben o günkü iktidara ve o günkü ortaklarına verdim

Metin Lokumcu’nun oğlu Ulaş Lokumcu ise 31 Mayıs 2011 yılında Metin Lokumcu öldürüldüğünde İzmir'de üniversite öğrencisi olduğunu belirterek "Şimdi bir çocuk babasıyım. Babam torunu için mücadele etti. Torununu onun savunduğu derelerde yüzdüreceğim" dedi.

Ulaş Lokumcu o günü şöyle anlattı:

Babamın öldürüldüğü gün, üniversite öğrencisi olmam nedeniyle İzmir’deydim. Babam beni 10:30 sularında aradı. Vergi işleri için Hopa’ya geldiğini, dönemin başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın mitingi olduğunu söyledi. 'Bizim çocuklar da HES’lerle ilgili basın açıklaması yapıp, taleplerini dile getirecekler. Ben de oraya gideceğim' dedi. Bir süre sonra tekrar aradı. 'Evlat, sen hiç mi haber bakmıyorsun? Ortalık savaş yerine döndü. Acayip biber gazı sıkıyorlar. Horon oynayanların üzerine gaz sıktılar. Dağılmayı bile beklemeden gaz attılar' dedi. Ben de babama nerede olduğunu sordum. Babam büfenin önünde olduğunu söyledi. Bunun üzerine 'Baba sana bir şey olur dikkat et' dedim. O da 'Biz burada olmazsak, gençler zayi olacak. (Polisleri kastederek) Ortalık çok karışık. Değişik tipler var burada. Ortalık çok karışık, ne yapmaya çalışıyorlar bunlar ben anlamadım. Oğlum dur polisler gene saldırıyor, ben seni yine sonra arayacağım' dedi. Bu, onunla son konuşmamız oldu. 31 Mayıs günü saat 13.00 civarında ev arkadaşım babamın haberini almış. Ama bana söylemedi. Televizyondan öğrenmeyeyim diye, beni evden çıkardı. Tam o sıralarda Recep Demirci arayıp babamın fenalaştığını söyleyerek, 'Sana bilet alıyoruz, TC kimlik numaranı gönder' dedi. Aslında o saatlerde babam ölmüş. Ama Recep Demirci de bana telefonda söylemek istemediği için böyle söylemiş. Biz, evden çıktıktan bir süre sonra havalimanına gittik. Havalimanına giriş yaparken yürüyen merdivenlerde bir süredir aynı kişinin etrafımızda olduğunu gördük. O sırada halen babamın öldürüldüğünü ve Hopa’daki olayların böyle olduğunu bilmiyordum. Havalimanında beklerken, babamın öldüğünü haberlerde gördüm. Haberlerde ve görüntülerde izlediğim kadarıyla o gün Hopa’da, babam öldürüldükten hemen sonra, 'İmamın ordusu Hopa’dan defol' sloganı atılıyordu. O dönem suç olan bu slogan yıllar sonra haklılığını bir kez daha kanıtladı. Buradaki imamın ordusundan kasıt Fethullah Gülen cemaatinin polis teşkilatı içerisindeki yapılanmasıydı. Bugün “ne istediler de vermedik” diyenler ne verdiler bilmiyorum, ama ben o günkü iktidara ve o günkü ortaklarına babamı verdim.

Duruşmada söz alan Metin Lokumcu’nun kız kardeşi Neşe Gürhan "Metin Lokumcu, 25 sene Rize’de öğretmenlik yaptı. Hopa’dan Rize’ye herkes tanırdı ve çok da saygı duyardı. Tayyip Erdoğan’ın memleketi Rize’de abime bu kadar saygı duyulurken Tayyip Erdoğan abime adıyla hitap etmedi" dedi.

Metin Lokumcu’nun kız kardeşi Ayşe Bekar da Metin Lokumcu'nun sağlığı ile ilgili yalan yanlış şeyler söylendiğini belirterek "Abim yaz kış ava giderdi. Köyün gençleri ona yetişemezdi. Kalbi ve astımı olan insan dağa tırmanabilir mi? Ağrı kesici bile kullanmazdı. Hayat dolu bir insanı hayattan kopardılar. Acımız büyük, yaramız kapanmıyor. Mağdur olduk. Üstelik akrabaları olarak bir de devlet adeta bizi cezalandırdı, bizi fişledi, hakkımız olanı bile vermedi. Yetmedi, 2 karikatür paylaştım diye bana hakaret davası açıp 11 ay ceza verdi" dedi.

"Silahın gücüyle gezenler şimdi nerede? Gelsinler hesap versinler"

Metin Lokumcu’nun kardeşi Yeter Babalık "Metin Lokumcu’yu dereleri, doğayı, hayvanları severken, korurken katlettiler. Elinde limon varken taş dediler. Yüreğinde sevgi doluyken 'Eşkıya' dediler. Kendini doğayı korumaya adamıştı. Elinde, tüfek, silah, sopa yoktu; şiddet uyguladılar, öldürdüler. Elinize ne geçti? Biz bir abi kaybettik. Binlerce abinin, ablanın, tüm Türkiye’nin elleri omuzumuzda. Silahın gücüyle gezenler şimdi neredeler? Gelsinler karşımıza bize hesap versinler! Korkaklar! Silahın efendileri! Suçluları susturmaktansa suçsuzları susturmak işlerine geliyor. Bize bir can borcunuz değil, bin can borcunuz var. Bunu bilin!" dedi.

Metin Lokumcu’nun kardeşi Mete Lokumcu ise "Muhtar olmam vasfıyla olaylardan haberim oldu. Dereler abluka altındaydı o dönem. Gençler taleplerini dile getiriyordu meydanda onu biliyordum. Hopa’ya geldiğimde abimi ambulansa alıyorlardı. Meydan gazdan boğuluyordu. Hastaneye alınırken abimi tanıyamadım. Gözleri şişmişti, yüzü kıpkırmızıydı. Hastanenin çevresinde bile gaz vardı. Hastanede abimin doktorlara son sözü bizi mahvettiler oldu. Ben abimle iletişim bile kuramadım. Dışarda hastane çevresinde 2 okul var, dışardan mermi sesleri geliyor. Merdivene çıkmış takım elbiseli biri 'izin verin burayı tarayayım' diyordu. Abimi herkes çok severdi, hastane önü de bu yüzden çok kalabalıktı. Ben denize veya dağa giderken ben şimdi eksik gidiyorum. Biz denize giderken, burası denizdir geriye dönüşümüz yok derdik. Öyle düşünürdük, o gazı kullananlar işlerinin başını sonunu düşünmediler. Katillerin en ağır cezayı almasını istiyorum" dedi.

Savcı mütalaasını açıkladı

Verilen aranın ardından başlayan duruşmada savcı mütalaasını açıkladı. Cumhuriyet savcısı sanıkların eylemlerinin olası kast düzeyinde kaldığı yönünde bir delil olmamasından dolayı görevsizlik taleplerinin reddini mütalaa etti. İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel savcılık mütalaasından ardından söz aldı. “Biz baro başkanlarının da görevsizlik ile ilgili sözleri ve katılma taleplerimiz olacak onları sıralamak ve bunun akabinde ara karar verilmesini talep ediyoruz” dedi.

Baroların ve derneklerin katılım talebine ret

İzmir, Trabzon, Van, Bursa Baro Başkanları ve hukuk dernekleri davaya katılma taleplerini iletti. Mahkeme baroların ve  Özkan Yücel savcılık mütalaasından ardından söz aldı, “Biz baro başkanlarının da görevsizlik ile ilgili sözleri ve katılma taleplerimiz olacak onları sıralamak ve bunun akabinde ara karar verilmesini talep ediyoruz” dedi.

Artvin Baro Başkanı Ayla Varan "Kimyasal gazların öldürücülüğü ve orantısız bir biçimde kullanıldığı ortada. Bu sonuçtan belli. Silahsız insanlara karşı kimyasal gaz kullanılması gerekli miydi? Görevsizlik konusunda bunca hukukçu hemfikiriz. Bu dosyanın yeri mahkemeniz değildir" dedi.

Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren "Cumhuriyet tarihi boyuncu bu ülkede değişmeyen bir politika var: Cezasızlık. Faillerinin kamu görevlisi olduğu olaylarda bunları hep yaşıyoruz. Mağdur değişiyor. Cizreli, Hopalı, Somalı oluyor mağdur ama cezasızlık değişmiyor. Diyarbakır Barosu bu davanın takipçisi olacaktır. Avukatlık Kanunu bize net bir sorumluluk yüklemektedir. İnsan haklarını koruma yükümlülüğümüz vardır. Bu kanundan aldığımız sorumlulukla katılma talebimiz vardır" dedi.

İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel “Avukatlık Kanunu 76. maddesi "insan haklarını korumak" kanunla tanımlanmış bir görevimizdir. Ölen yurttaşımız bir hak gaspına uğramıştır. Sorumluları devlet yetkilileridir. Şimdi size bir görev düşüyor. 10 yıl sonra bir hakimin karşısına gelmiş bu insanların, gerçekten yargılamayı yapacak merciye dosyayı gönderme göreviniz vardır."

Van Barosu Yönetim Kurulu üyesi Mehmet Karataş “Bu gaz bombalarına maalesef bölgemizde de yıllardır maruz kalıyor ve sonuçlarını yaşıyoruz. Burada gaz bombalarının kullanımının da sorgulanması ve yargılanması gerekmektedir" dedi.

Bursa Barosu Yönetim Kurulu üyesi Büşra Pınar Altunoluk da Bursa Barosu adına katılma talebinde bulundu.

Trabzon Baro Başkanı Sibel Suiçmez “Bu dosya bize adalete erişimin ne kadar zor olduğunu bize göstermektedir. Bu dosya bize bağımsız savunmanın önemini göstermektedir. Metin Lokumcu'nun öldürüldüğü gün hepimiz bir parça öldürüldük" diye konuştu. TCK'da silahın tanımına da bakmak gerekir. Yanıcı, yakıcı maddeler silahtır. Metin Lokumcu da silahla öldürülmüştür. Bu davaya bakmak sizin göreviniz değildir. Adil yargılanma hakkını mağdur tarafın hissedebilmesi için görevsizlik kararı verilmesi gerekmektedir.

Çağdaş Hukukçular Derneği adına Ayşegül Karpuz "Metin Lokumcu öldürüldüğünde hukuk fakültesinde öğrenciydim. Arkadaşlarımız bu ölümü, Karadeniz'deki iktidarın doğa talanına dair talan projelerini protesto ettiler. 6 ay tutuklu kaldılar" dedi.

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği adına İlknur Alcan ise "Polisler bu silahları nasıl kullanmaları gerektiğine dair eğitim alıyorlar. Kişinin yüzüne biber gazı sıkarsanız öleceğini bilmektedirler. Mahkemenizin görevsizlik kararı vermesi gerektiğini düşünüyoruz" dedi.

Lokumcu ailesi avukatlarının tüm talepleri reddedildi

Barolar ve derneklerin davaya katılım talepleri mahkeme tarafından reddedildi. Dosyanın Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi talebi de mahkemece reddedildi.

Mahkeme Lokumcu ailesinin avukatlarının sanıkların duruşmaya bizzat katılmaları taleplerini reddetti.  Avukatlar bu kararın hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle tepki gösterdi. Avukatlar, mahkeme kararının CMK'ya açıkça aykırı olarak sanıkların sorulara hazırlık yapmasına imkan vermiş olduğunu dile getirdiler.

Reddi hakim talebi

Ailenin avukatı Meriç Eyüboğlu "Yargılamanın başından beri kendimizi anlatmaya çalışıyoruz. Anlaşılamadığımız açık. Bildiğimiz bütün iletişim yöntemlerini kullandık. Belli ki biz bu davayı bu şekilde yürütemeyeceğiz. Keşke 10 yıl bekleyen bir dava böyle olmasaydı. Adalet, hakkaniyet, adil yargılama hakkında değerlendirme yapmıyorsunuz" diyerek reddi hakim talebinde bulundu.

Reddi hakim talebi sonrası mahkeme başkanı dosyayı nöbetçi mahkemeye gönderdi. Dava 28 Haziran gününe ertelendi.

"Kötü bir duruşma yaşadık"

Duruşma sonrası adliye önünde bir açıklama yapan Avukat Meriç Eyüboğlu "10 yıldır adalet arıyoruz, adalet bulmak için buraya geldik ama adalet arayışımız her zamanki gibi havaya karıştı. Kötü bir duruşma yaşadık. Sorarsanız her şey çok kibar ilerledi. İstediğimiz gibi konuştuk. İçeri girişimiz, oturuşumuz açısından hiçbir problem yoktu. Ama adalet açısından önemli olan bu değil, önemli olan taleplerimizin karşılanıp karşılanmadığı. Önemli olan sanıklarla mahkemenin nasıl ilişki kurduğu. Mahkeme bütün taleplerimizi reddetti. Taleplerimiz neydi biliyor musunuz? Sanıkların buraya gelmesi, gözlerine bakarak soru sormamız. Sadece gözlerine bakma isteğimizden kaynaklanmıyordu bu; aynı zamanda hukuki bir zorunluluktu" dedi. 

"Biber gazı kullanımı ile ölüm arasında illiyet bağı ilk dava"

Adliye önünde duruşma öncesi konuşan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, bu davanın ilk kez biber gazı kullanımı ile ölüm arasında illiyet bağı kuran bir dava olması açısından önemli olduğunu söyledi. 

Tanrıkulu şöyle konuştu:

31 Mayıs 2011 tarihinde, Erdoğan'ın seçim mitingi öncesi Hopa'da güvenlik güçlerinin biber gazıyla ve kimyasal gazlarıyla zehirlenip yaşamını yitiren Metin Lokumcu dostumuzun duruşmasındayız.


Bu dava ancak 10 yıl sonra açılabildi. Artvin Emniyet Müdürü, Hopa Emniyet Müdürü ve birçok güvenlik görevlisi şu anda sanıklar ve yargılanacaklar.


Davanın önemi şurada; ilk defa biber gazı ile ölüm arasında illiyet bağı saptandı. Biber gazının insan yaşamına son veren bir yapıda olduğu ortaya çıktı. İlk defa açılan bir dava bu. Şunu bilsinler; bugün için güçlü olabilirler ama 10 yıl sonra olsa bile emniyet müdürleri hakim karşısına çıkabiliyorlar.

"Şekli açısından kıymetli bir dava"

Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ise faillerin cezalandırılması açısından beklentisinin olmadığını ancak davanın açılabilmiş olmasının dahi bir kazanım olduğunu söyledi.

Şık şu ifadeleri kullandı:

10 yıl sonra açılmış bir dava. Bunun büyük bir kazanım olduğunu düşünüyorum, bu sebeple bir davanın açılabilmiş olması önemli. Trabzon'dayız. Neden buradasınız diye soruyor arkadaşlar, aslında adliyenin önündeki şu görüntü ve gelirken karşımıza çıkan polis yığınağı neden burada olmamız gerektiği gösteriyor.


Açık konuşmak gerekirse; faillerin cezalandırılması yönünde çok bir beklentim yok. Bu davanın açılabilmiş olması bile, devletin en yaygın güvenlik aygıtının elinde kimyasal silah kullanılmasının yasaklanması açısından kıymet verilen bir dava olarak görülmeli.

"Gerçek sorumluları biliyoruz"

Halkevleri Genel Başkanı Nebiye Merttürk ise 13 polisin davada yargılandığını ancak gerçek sorumlulardan hesap soracaklarını söyleyerek şu ifadeleri kullandı:

10 yıl boyunca kaçınılan, 10 yıl sonra Hopa'dan Trabzon'a kaçırılan Metin Lokumcu davasındayız. İktidardan bir beklentimiz yok, adaleti kendi mücadelemizle sağlayabileceğimizi biliyoruz. Metin Lokumcu, kimyasal silah kullanılmak suretiyle polis tarafından katledildi. 13 polis burada bu davada yargılanıyor ancak biz gerçek sorumluları biliyoruz.

"Metin Lokumcu Karadeniz'de doğa direnişinin simgesi oldu"

HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni de Adliye önündeydi. Çepni, Metin Lokumcu'nun Karadeniz'deki doğa direnişinin simgesi olduğunu ifade etti. 

Çepni şöyle konuştu:

Hopa direnişinde polis saldırısında yaşamını yitiren Metin Lokumcu ağabeyimizin davasındayız. 10 yıl boyunca bu dava sürüncemede bırakıldı. Kimse cezalandırılmadı. Aksine Hopa'da direnişe katılanlar cezalandırıldı. Hopa halkı sadece deresine, suyuna, doğasına sahip çıkmak için, protesto haklarını kullanmak için sokağa çıkmıştı. Metin Lokumcu bu direnişin, Karadeniz'de doğa direnişinin simgesi oldu.

GENEL