Murat Ağırel yazdı: Siz susmayın, korkmayın, alışmayın yeter

Murat Ağırel yazdı: Siz susmayın, korkmayın, alışmayın yeter

''Şayet bu yazıyı okuyorsanız, ben cezaevindeyim demektir''

Gazetecilik garip bir meslek... Bazen yeri geliyor, cezaevine gireceksiniz diye oturup yazı hazırlıyorsunuz.

Şayet bu yazıyı okuyorsanız, ben cezaevindeyim demektir.

Biliyorsunuz Libya şehitlerimiz için attığım bir tweet nedeniyle mahkûm edilmiştim. İstinaf Mahkemesi bizim başvurumuzu reddettikten sonra cezaevine belirli bir süre gireceğimiz kesinleşince köşede hazır dursun dedim.

Ne kadar içeride kalacağımız belli değil o yüzden bir şey diyemiyorum. Türkiye'de yaşıyoruz neticede.

Hukukun, siyasetin emrinde olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Olur ya bir gece yarısı gelip tutuklarlar diye yazı hazır olsun istedim. Ama bunu beklemeden gidip teslim olacağım.

E tabii bizlerin "uslanması" lazım!

Uslandırmak için de bir suçlama lazımdı.

MİT personelinin ifşası, casusluk...

Ne güzel torba değil mi?

Doldur doldurabildiğin kadar. Tetikçi medya da hazır. Yalan manşetlerle "Vatan, Millet, Sakarya" edebiyatı yaparak kendi sahte milliyetçiliklerini kabarttılar.

Dün FETÖ finansörü dedikleri Birleşik Arap Emirlikleri'ni yarın açın "Orta Doğu'nun parlayan yıldızı" diye sunacaklar.

Casus değilmişim. Bu suçlamadan beraat verdiler.

Peki, ne yapmışım?

Libya'da şehit olan vatan evlatlarına şahadet dilerken istihbarat personelini ifşa etmişim.

Nasıl yapmışım?

Şehitlerimizin her yerde özellikle şehidin memleketindeki muhtarın Facebook sayfasında bile günler önce paylaşılan fotoğrafı paylaşarak! Ha bir de "meslek memuru" demişim. Yani Dışişleri Bakanlığı'nda çalışan!

Ve bunu ilk ben yapmışım. Suçum bu.

7 aya yakın tutuklu kaldım. Ceza verildi. Hiçbir delil olmadan ceza aldım. Üstelik şehitlerimizin fotoğraflarının muhtarın sayfasında paylaşıldığını, meslek memuru ibaresinin Dışişleri Bakanlığı resmî personeli olduğunu kabul etmelerine rağmen.

Gerekçeli kararda dahi yazıldı. Ama her ne kadar öyle olmuş olsa da "Murat Ağırel bu niyetle yaptı" dediler ve ceza verdiler. Casusluk suçlaması için sundukları delil "Yabancı haber ajansı ile görüştü" iddiasıydı. O da Sputnik Radyo'da Ahu Özyurt ile yaptığımız telefon röportajıydı. Bugün hâlâ YouTube'da var, "suç" ama kaldırılmadı, dinlemenizi öneririm.

Bir de "Organize eylem" dediler. Sanıkların, yani bizlerin hiçbirinin birbiri ile HTS kaydı olmamasına rağmen ceza verdiler. Yani benzer konularda tweet filan atarsanız bir anda organize eylemlere girmiş olarak bulabilirsiniz kendinizi.

Çok uzatmayayım...

Şimdi cezaevine tekrar gidiyoruz. Denetimli serbestlikten yararlandırırlar mı?

Bilmiyorum. Ne yazık ki ben hukuka güvenimi kaybettim.

Bizler Libya'da vatan uğruna şahadet şerbetini içen aslan parçalarını andığımız için cezaevine giriyoruz. Ne acı tesadüftür ki evlatlarımızı şehit eden darbeci Hafter, yakın zamanda Türkiye'ye gelirse şaşırmam. Sıra sıra dizilen bürokratlar şehit kanı bulaşan o eli sırıta sırıta sıkacaklar.

Hafter'e silah, bomba, füze veren Birleşik Arap Emirlikleri'ni ise Türkiye'de turkuaz halılarda karşıladık. Şimdi de Cumhurbaşkanı gitti ve bağlarımızı güçlendiriyoruz.

İyi de o vatan evlatları böylesine ikiyüzlü bir politika için mi şehit oldu?

Bu topraklar uğruna can veren her yurttaş ne görev yaparsa yapsın biz onların şahadetini yüceltmeye devam edeceğiz.

Analar bu kadar ağlarken, insanlar bunca ekonomik sıkıntı, dert, tasa çekerken bizim cezaevine girmemiz çok da önemli değil.

Yine araştırır yine yazarız.

Siz susmayın, korkmayın, alışmayın yeter.

Kalın sağlıcakla...

Önceki ve Sonraki Haberler
Gündem