Murat Ağırel yazdı: Yıldırım köy ağasıdır, anlamış dirlik bozuluyor

Murat Ağırel yazdı: Yıldırım köy ağasıdır, anlamış dirlik bozuluyor

''İşin kötü yanı doğalgaza gelen zamlar, temel ihtiyaç maddelerindeki zamların da habercisi. Bir iki ay sonra tuvalet kağıdı, temizlik ürünleri, et, sebze meyve gibi ürünlerde yine zamlar olacak''

Duymuşsunuzdur…

Doğalgaza bir dev zam daha geldi.

BOTAŞ'tan yapılan açıklamaya göre; elektrik üretimi için kullanılan doğalgazın satış fiyatında yüzde 44,30…

Elektrik üretimi haricinde kullanılan doğalgazın satış fiyatında yüzde 50…

Konutlarda kullanılan doğalgazın satış fiyatına yüzde 35 zam yapıldı.

İlk okuduğumda "nedense" inanamadım. Gerçek gelmedi. Sinirden başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Bu zamların başlıca sebebinin döviz kurunun bu kadar yüksek olmasından kaynaklandığını biliyorsunuz dimi.

Hani şu "Faiz sebep, enflasyon sonuç" ısrarı sonrasında 14 liraya yapışıp kalan döviz kuru…

Bu ısrarın bilimsel olarak hiçbir temelinin olmadığını neredeyse ülkedeki taraflı tarafsız tüm ekonomistler anlatmaya çalıştı. Ancak tek bir kişinin yönettiği ekonomide bilimden çok inançlara dair politikalar ürettiğimiz için bu haldeyiz.

İşin kötü yanı doğalgaza gelen zamlar, temel ihtiyaç maddelerindeki zamların da habercisi. Bir iki ay sonra tuvalet kağıdı, temizlik ürünleri, et, sebze meyve gibi ürünlerde yine zamlar olacak.

Bu cümleyi yazarken elektriğe de yüzde 20 zam geldi.

Bakın Brent petrol 2014 yılında 111 dolar seviyesindeyken kur 2.11 olduğu için benzinin litresi 5.05 liradan satılıyordu.

Bugün petrol 100 dolar.

Fakat üç beş Bakan, üç beş tane de Merkez Bankası Başkanı harcadıktan sonra kucağımızda bulduğumuz 15 lira seviyesindeki dolar kuru nedeniyle bugün 20 liradan benzin alıyoruz.

Yani döviz kurunu yönetebilseydik belki kur 2 lira değil ama 5-6 lira olsaydı hayat asla bu kadar zor olmazdı. Şöyle düşünün, eğer dolar kuru 5-6 lira olsaydı şu anki maaşınızın değerini ikiyle çarpacaktınız. Belki birim olarak o kadar maaş almayacaktınız ancak paranızın değeri o seviyede olacaktı.

Mesele, 20 yıldır AKP iktidarının ilmek ilmek işlediği bir neo-liberal çöküş ekonomisinde yatıyor.

Sanıyor musunuz ki sorun elektrik ve doğalgaza gelen zamlar… Hayır değil.

Ayçiçek diyarı Trakya varken vatandaş ayçiçek yağı kuyruklarında akşamı görüyor. Rusya'dan üç tane gemi gelecek de fiyatlar düşecek diye umutlanıyor insanlar artık. 5 litresi 170-200 lira arasında gidip geliyor.

Peki ya fındık? Fındık diyarı Türkiye'de halk fındığı değil satın almak dönüp bakamıyor bile.

Tek tutunduğumuz dal, bu ülkenin can damarı, milyonlar iki gün içmezse dayanamaz ama bir kilogram çay 40 lira.

Yahu adet adet… Adet maydanoz, evinin bahçesinde yetişen, bırak bahçeyi saksıda bile eksen yetişecek maydanoz 10 lira.

Domates cenneti memleketimizde kilosu 30 lira. Dereotu, bildiğimiz ot 14 lira. Hemen hemen Türkiye'nin her yerinde yetiştirilebilen patlıcanın kilosu 32 lira. Trakya Bölgesi dâhil Balıkesir, Bursa, Bandırma, Amasya, Çorum, Tokat, Kastamonu, Hatay ve Denizli'de yetişen taze soğan 12 lira. Bir adet kıvırcık 18 lira.

Bakın yetişen diyorum ama yetiştirilmiyor. Bunların hepsi ithal ediliyor. Tarım öyle bir bitirildi ki yetiştirilen miktar iç piyasaya yetmiyor bile.

Patatesi anlatayım işte… Sadece İç Anadolu bölgesi yetiştirebileceği patatesle bütün Ortadoğu'yu besler. Ama bizde yoksulun yemeği çoğaltsın diye kullandığı patatesin kilosu 10 lira. Sivri biber 35 lira. Daha skandalını söyleyeyim, dolmalık biberin kilosu 45 lira.

Devlet yıllardan bu yana üretimi, Rusya'ya ihracatı değil de iç piyasaya satışı teşvik etse sadece Antalya ülkeyi hıyara boğardı. Ama gel gör ki yok! Kilosu 19 lira oldu. Brokoli 44 lira, atom dediğimiz avuç içi kadar marulların adeti 20 lira, kabaksa 21 lira oldu.

Meyve vatandaşa lüks oldu saymak bile istemiyorum.

Bir kilogram kuzu kuşbaşı 150 liraya dayandı. Diğerlerini söylemiyorum. İstesek sadece mera cenneti Erzurum'u, Doğu Anadolu'su, Kars'ı Ardahan'ı Türkiye'nin bütün et ihtiyacını karşılar üstüne ihraç ederdik.

En çok üzüldüğüm ne biliyor musunuz?

Balık yemiyor bu ülke balık. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkede, dört bir tarafımız iş bilmezlerle, ihale takipçileriyle, sömürgen belediyeleriyle, makam arabası düşkünleriyle dolu olunca balık yoksula lüks kaldı.

Kilosu 200 lira olan levreği mi sayayım yoksa 150 lira olan çipurayı mı? Hamsiye hiç girmiyorum. Bu kış kilosu en az 23 lirayı gördü şimdi 50 lira. Hamsi bu, ya hamsi yiyemeyeceksek ne yiyeceğiz?

Ben ekonomist filan değilim. Faizden enflasyondan anlamam. Ama Adanalıyım, yoksulun cebinden, çiftçinin halinden anlarım. Bir şey biliyorsam o da şu; AKP için iktidar treni kaçtı kaçacak. Bu sefer miting meydanından Kuran sallamak da cami bahçesinde nutuk çekmek de pek işe yaramayacak.

Geçmişten gelen neo-liberal alışkanlıklarından dolayı üretim ekonomisine de geçemiyor. İçine girdiği çelişki girdabı yüzünden ANAP'laşacak. Üretim ekonomisini savunamadığı gibi bozduğunu düzeni de geri toplayamıyor.

Binali Yıldırım köy ağasıdır. Anlamış dirlik bozuluyor çiftçiye "ekin, dağı taşı ekin" diye konuşuyor. Mazotu mu düşürdünüz, gübreyi mi dağıttınız nasıl ekecekler.

Çare belli…

Kamu eliyle, arazi zenginlerini dağıtarak, kooperatifçiliği öne çıkararak yepyeni bir üretim ekonomisine geçmemiz şart.

Önceki ve Sonraki Haberler
Gündem