NATO pazarlığının perde arkası: 3’lü mutabakata ilişkin sorular ve cevaplar

NATO pazarlığının perde arkası: 3’lü mutabakata ilişkin sorular ve cevaplar

...

Madrid’de NATO zirvesi öncesinde salı akşamı yapılan 4’lü görüşmeden, anlaşma çıktı. Böylece aylardır süregelen diplomatik temaslar taçlanmış, imzalanan mutabakatla Türkiye’nin de İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğini destekleyeceği açıklanmış oldu. Türkiye, kuzey ülkelerine yönelik NATO genişlemesine destek vermeyen tek müttefik ülke konumundaydı. 

Mutabakatta öne çıkanlar: Bardağın dolu tarafı

Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini engellerken ana gerekçe olarak iki ülkenin Ankara’nın PKK’nın uzantısı olarak tanımladığı YPG/PYD’ye verdiği desteği gösteriyordu. 

Mutabakat metninde buna direkt olarak değinen maddeler var. 5. Madde’nin ilk cümlesi çok açık: “Finlandiya ve İsveç, PKK’nın yasaklanmış bir terör örgütü olduğunu teyit eder” İsveç’in de Finlandiya’nın da üyesi olduğu Avrupa Birliği zaten 2002’den bu yana PKK’yı terör örgütü olarak tanımlıyor. Madde şu cümleyle devam ediyor:

“Finlandiya ile İsveç, PKK ve diğer tüm terörist örgütlerin, bunların uzantılarının faaliyetleri ile iltisaklı kuruluşlar ve paravan örgütler içerisinde yer alan veya bu terör örgütleriyle bağlantısı bulunan şahısların faaliyetlerini engelleyeceklerini taahhüt eder”. İşte burada ‘yapıcı muğlaklık’ devreye giriyor. ‘Bardağın boş tarafını’ konuşurken bu cümleye döneceğiz.

4. Madde’nin en önemli ifadelendirmesi de, “Finlandiya ve İsveç, PYD/YPG ve Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüte destek sağlamayacaklardır”. Türkiye, tabii bu maddede YPG ve FETÖ’ye direkt terör örgütü nitelendirilmesi yapılmasını isterdi; ancak Ankara’nın söylemlerinin bir bölümünün karşılığını aldığını görüyoruz. 

Türkiye, kurulması kararlaştırılan “işbirliği mekanizması” sayesinde Ankara, verilen taahhütlerin uygulanıp uygulanmadığını denetleyebilecek. 

Türkiye için bir başka kazancı 7. maddede görüyoruz: Türkiye, Finlandiya ve İsveç aralarında artık hiçbir milli silah ambargosu bulunmadığını teyit ederler”. Bu maddeyle 2019’da Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yaptığı operasyon nedeniyle iki ülke tarafından Türkiye’ye uygulanan silah ambargosunun kaldırıldığını anlıyoruz. 

Mutabakatın 8. maddesinin son fıkrası da Türkiye için önemli bir kazanç: 

“Finlandiya ve İsveç, Türkiye’nin askeri mobilite konusundaki PESCO projesine katılımı dahil olmak üzere, Türkiye ve diğer AB üyesi olmayan Müttefiklerin Avrupa Birliği’nin Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası’nın mevcut ve müstakbel girişimlerine mümkün olan en geniş şekilde dahil edilmesine destek vereceklerdir.”

Türkiye, AB üyesi değil; gelecekte gündeme gelecek değişikliklere Ankara’nın dahil olabilmesi için gelecek bu iki garanti oy, Türkiye’nin çıkarına olacaktır. 

Emekli büyükelçi ve T24 yazarı Hasan Göğüş, "Genelde muğlak ifadelerle birlikte Türkiye bu mutabakatla istediğini almıştır" değerlendirmesinde bulundu.

T24 için yaptığı değerlendirmede mutabakatta "Yapıcı muğlaklık" kullanıldığını ifade eden Göğüş, "Genel bir bakışla Türkiye'nin kazanımları daha fazla. İsveç ve Finlandiya'nın kabul etmeyeceği şeyler de muğlak ifadeler kullanılarak Türkiye'yi tatmin edecek şekilde düzenlenmiş" diye konuştu.

Yapıcı muğlaklık nedir? 

Bu mutabakat tartışıldığı sürece ‘Yapıcı muğlaklık’ ifadesini sık sık duyacaksınız. Anlamını şöyle açabiliriz:

Yapıcı muğlaklığın genellikle müzakerelerde; taraflar arasındaki makasın çok geniş olduğu konularda kullanıldığını görürüz. Tüm taraflar, anlaşmada veya açıklamada kullanılan muğlak dil sayesinde kâğıt üzerindekileri kendi çıkarlarına yarayacak şekilde yontup yorumlayabilir.  Ülkeler, kamuoyuna anlaşmayı anlatırken muğlak (belirsiz, anlaşılması zor) dil sebebiyle karşı tarafın taviz verdiğini söylerken, diğer taraf da kamuoyuna tam aksini anlatabilir.

Birçok akademisyene göre ‘yapıcı muğlaklık’ teriminin yaratıcısı, Soğuk Savaş’ın 1970 sonrası döneminde ABD dış politikasının şekillenmesinde tayin edici rol oynamış Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’dır.

Bardağın boş tarafı

Mutabakatta Finlandiya ve İsveç, YPG’yi ve FETÖ’yü direkt ‘terör örgütü’ olarak tanımlamadı. Hatta FETÖ’nün açılımı ‘Fethullahçı Terör Örgütü’ olduğu için örgüt, mutabakata “Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüt” diye girdi. 

Mutabakatta olumlu sinyaller olsa da, statükoya dair çok ciddi bir değişiklik bulunmuyor. 

“Finlandiya ile İsveç, PKK ve diğer tüm terörist örgütlerin, bunların uzantılarının faaliyetleri ile iltisaklı kuruluşlar ve paravan örgütler içerisinde yer alan veya bu terör örgütleriyle bağlantısı bulunan şahısların faaliyetlerini engelleyeceklerini taahhüt eder” ifadesine dönelim. Zaten taraflar arasındaki fikir ayrılıklarından biri buydu. Türkiye, YPG/PYD’yi PKK’nın bir uzantısı olarak tanımlıyor. Batı dünyası ise bu tanımlamaya katılmıyor. 

ABD ve birçok NATO ülkesi, YPG ile farklı açılardan işbirliği içerisinde; dolayısıyla direkt terör örgütü tanımlaması yapılması ittifakta gerilime sebep olabilirdi.

Eski NATO Daimi Temsilcisi Fatih Ceylan T24’e yaptığı açıklamalarda, mutabakatta Türkiye istediği her şeyi tam anlamıyla alamamış olsa da, atılan imzaların aynı zamanda bir süreci başlattığını vurguladı. Ceylan, bu mutabakat doğrultusunda Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasındaki diplomatik ziyaret ve görüşmelerin artacağını; devam eden anlaşmazlıkların çözülmesi için bu temasların kullanılabileceğini ifade etti.

Türkiye’nin son Şam Büyükelçisi Ömer Önhon da bu mutabakattan yola çıkarak Finlandiya ve İsveç’in YPG konusunda herhangi bir tutum değişikliğine gittiğini söylemenin mümkün olamayacağını dile getirdi.

İadeler konusunda durum ne?

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ haziran ayı başında, "Türkiye şu anda Finlandiya'dan 6 PKK'lı, 6 FETÖ'cü teröristin iadesini talep etti. İsveç'ten de 10 FETÖ'cü, 11 PKK'lı olmak üzere 21 teröristin iade talebi oldu. 2 ülkeden toplam 33 teröristin iadesini talep ettik. Ama bugüne kadar her iki ülke de bu iade taleplerine olumlu cevap vermediler" açıklamasında bulunmuş; Türkiye’nin vetosuyla ilgili olarak iade talepleri sıkça gündeme getirilmişti. Mutabakatın 8. maddesinin 3. fıkrası şöyle:

“Finlandiya ve İsveç, Avrupa İade Sözleşmesi’yle uyumlu biçimde, Türkiye tarafından sağlanan bilgi, delil ve istihbaratı dikkate alarak Türkiye’nin terör zanlılarına dair sınır dışı veya iade taleplerini ivedilikle ve bütün boyutlarıyla işleme koyacak ve Türkiye’yle iade ve güvenlik işbirliğini geliştirmek için gerekli ikili ahdî düzenlemeler yapacaklardır.”

Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite üyesi ve T24 yazarı Erdoğan İşcan, bu dosya için yaptığı değerlendirmede Üçlü Memorandum ya da Muhtıranın (Trilateral Memorandum) hukuken bağlayıcı bir metin olmadığına dikkat çekti ve metnin siyasi ağırlık taşıdığını vurguladı. İşcan bu sebeple imzalanan mutabakat metninin yürürlükte olan hukuken bağlayıcı sözleşmelerde değişikliğe yol açmayacağını vurguladı. 

Bu noktada kurulacağı belirtilen mekanizmanın önemli olduğunu vurgulayan İşcan, şu değerlendirmede bulundu:

“Sözleşme kriterleri uygulanmaya devam edilecektir. 8. maddenin birinci alt paragrafında sözü edilen hükümetlerarası ortak mekanizma aracılığıyla mevcut yorum ve uygulama farklarının giderilmesine yönelik ilerleme sağlanabilmesi önemli. Bu ilerleme iki taraf için de geçerli. Türkiye’nin anlayış ve uygulaması, Avrupa Konseyi’nin (AK) sözleşmeleri ile belirlenen kriterlere uygun olmadığı anlayışıyla şimdiye kadar iadelerin çoğunluğu gerçekleşmedi. Zaten AK'nın ve AB'nin Türkiye’den öncelikli beklentilerinden biri de terörizm ile bağlantılı suçlama / yargılama / mahkum etme kriterlerinin gözden geçirilmesi. AİHM'in Türkiye ile ilgili davalarda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS) belirlenen temel hak ve özgürlüklerin sözleşme kapsamı dışında siyasi nedenlerle sınırlanmasına ilişkin AİHS 18 ihlali verdiği kararlar dikkatle incelenmeli. AK Bakanlar Komitesi bu kararların uygulanmasında sözleşme hukuku ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadını dikkate alıyor. O nedenle Kavala kararı konusunda AİHS 46/4 uyarınca ihlal prosedürü başlattı. Aynı kapsamda, Türkiye’nin terörizm bağlantılı iade taleplerinde, suçlama / yargılama / mahkumiyetin AK ve AİHM kriterlerine uygun olması belirleyici olmaya devam edecek”

İşcan, Türkiye’nin Batı ülkeleriyle iadeler konusunda bugüne kadar anlaşmakta zorlanmasında “yorum farkının” etkili olduğunu vurguluyor. Geçmişte Türkiye’nin suç saydığı birçok şeyi AB ülkelerinin “siyasi kaynaklı suç” olarak nitelendirdiğini gördük. Mutabakat doğrultusunda kurulacak mekanizma, bu yorum farklılıklarını üç ülke arasında yakınlaştırmayı hedefliyor.

“Bu memorandum uyarınca İsveç ve Finlandiya ile kurulacak hükümetlerarası ortak mekanizmanın sağlaması amaçlanan yaklaşım ve uygulama farklılıklarını daraltmaya ve ortak anlayışa ulaşmaya yönelik ilerleme beklentisi, gerçekte diğer bazı AK üyesi devletler için de geçerli. Bunlar arasında, Danimarka, Hollanda, Belçika, Almanya, Fransa, Avusturya ve Norveç'i öncelikli olarak sayabiliriz” diyen İşcan, “Memorandum uyarınca kurulacak ortak mekanizmanın sağlayabileceği ilerleme, diğer devletler ile işbirliğinin geliştirilebilmesi bakımından da önem taşıyacak” değerlendirmesinde bulundu. 

ABD bunun neresinde?

Reuters’a salı akşamı konuşan ismi paylaşılmayan bir üst düzey ABD yönetimi yetkilisi, bize Washington’ın süreçteki rolüyle ilgili önemli mesajlar verdi.

Yetkili, Türkiye'nin Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliğini destekleyeceğini duyurduğu mutabakat metninin imzalanmasına giden süreçteki müzakerelerde perde arkasında ABD Başkanı Joe Biden'ın rol oynadığını söyledi. 

Bu açıklamalardan öne çıkan bir başka konu ise Türkiye’nin F-16 taleplerini müzakerelerin bir parçası yapmadığını öğrenmiş olmamız. Yetkili, “Türkiye, gelişmiş Amerikan savaş uçaklarına yönelik taleplerinin müzakerelere dahil edilmesinde ısrar etmedi" diye konuştu. Sürecin başında Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini bloke ederek ABD’ye taleplerini kabul ettirmeye çalıştığı konuşuluyordu. 

Bir başka önemli detay: Yetkili, Biden’ın salı sabahı Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la İsveç ve Finlandiya’nın talebi karşılığın telefonda görüştüğünü belirtti. Biden’ın, Erdoğan hükümetine karşı mesafeli bir duruş sergilediği sır değil. Biden yönetimi henüz bakan seviyesinde Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirmedi. Biden, mutabakattan sonra tebrik tweeti attı; paylaşımdaki fotoğrafta yanında Finlandiya ve İsveç liderleri yer alıyordu. Bunun gerekçesi tabii Erdoğan’ın henüz Beyaz Saray’a davet edilmemiş olması da olabilir. 

Öte yandan, kulislerde Erdoğan’ın Biden’la görüşmek istediği; onunla poz vermeyi arzu ettiğinin konuşulduğunu biliyoruz. İmzalanan mutabakat, muhakkak Erdoğan ve Biden’ın bugün gülen pozlar verebilmesinde rol oynadı. 

Öte yandan mutabakatın imzalanmasından bir gün sonra ABD Uluslararası Güvenlik İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Celeste Wallander, Türkiye’nin F-16 filosunu modernleştirme planlarının desteklediklerini söyleyerek, “ABD, Türkiye’nin savaş uçağın filosunun modernleştirilmesini destekliyor, çünkü bu NATO güvenliğine katkı sağlıyor” dedi.

Mutabakat, Suriye’ye yapılması gündemde olan operasyonu etkiler mi? 

Türkiye’nin son Şam büyükelçisi Ömer Önhon, mutabakat metninde İsveç ve Finlandiya’nın YPG’ye karşı bir tutum değişikliğine gitmediğini söyleyerek; bu ülkelerin Ankara’nın olası Suriye operasyonuna destek vermemeye devam edeceğini dile getirdi. 

Önhon, geride kalan sürecin ardından artık Stokholm ve Helsinki’nin bu konudaki itirazlarını daha sessiz bir şekilde dile getirmeyi tercih edebileceğini ifade etti.

Önhon, mutabakatın Türkiye’nin yeni Suriye harekatını hayata geçirip geçirmeme kararı konusunda da rol oynayacak bir faktör olmadığını düşündüğünü aktardı: “Türkiye’nin o bölgeye yapacağı operasyon kendi dinamikleri içerisinde belirlenecektir”.

Rusya tepki gösterir mi?

Rusya analisti Aydın Sezer, Moskova’nın dün imzalanan mutabakatla ilgili olarak Türkiye’ye karşı duruş sergileyeceğini düşünmediğini belirtti.

Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı duruş sergilediğinde bunun en başta Rusya’nın hem siyaset dünyasında hem de medyasında sempati topladığını belirten Sezer, Moskova’nın ise hep “Türkiye’nin kendi egemenliği kapsamında bir karar vereceğini” vurguladığına dikkat çekti. 

“Rusya’nın bu kararla ilgili olarak Türkiye’ye herhangi bir söylem, serzeniş, eylem içinde bulunacağını düşünmüyorum” diyen Sezer, “ Rusya böyle durumlarda topa girmez, zaten böyle bir talepte de bulunmadı. Rusya’nın şu anda Türkiye ile ilgi odağı hava sahasını açık tutuyor olması ve NATO’nun Moksova’ya yönelik yaptırımlar uygulanması için Ankara’ya yapabileceği baskılar” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin vetosu kalkınca Finlandiya ve İsveç NATO üyesi mi olmuş oldu?

Hayır, sadece üyeliklerinin önü açıldı. İki kuzey ülkesinin ittifaka katılımı için şimdi katılım protokolleri hazırlanacak, bunlar daimi temsilciler ve daha sonra liderler kapsamında görüşülecek ve kabul edilecek. Bunun ardından protokoller her ülkenin yasama organında (Örn: Türkiye için TBMM’de) oylanacak.

T24

 

Önceki ve Sonraki Haberler
Gündem