darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Ömer Faruk Eminağaoğlu

Atatürk’e ve cumhurbaşkanına hakaret suçlarında, Erdoğan hukukunun şifreleri...

23.07.2018 17:08

1926 tarihli TCY’de cumhurbaşkanına hakaret adı altında özel bir düzenleme yer almıyor.
2004 tarihinde kabul edilerek, 2005 yılında yürürlüğe giren yeni TCY’nin 299'uncu maddesinde ise cumhurbaşkanına hakaret ayrı bir suç olarak düzenleniyor.
Üstelik bu suçun yaptırımı, Atatürk’e hakaret suçunun yaptırımından da fazla…

Gün geçmiyor ki Erdoğan, cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla suç duyurusu yapmasın…
Adli merciler de durumdan vazife çıkartarak, Erdoğan’ın hoşuna gitmeyebileceği düşüncesiyle bir söz veya görsel nedeniyle bile soruşturma açma yoluna gitmesin…
Bu davalarda hukukun göz ardı edilerek verilen kararlara da herkes tanık oluyor.
Hukukun üstünlüğü, yerini gücün hukukunun alması bu sonucu yaratıyor.

1926 TCY dönemi

1926 tarih ve 765 sayılı TCY, cumhurbaşkanına hakaret suçunu, kamu görevlilerine hakaret suçu kapsamında düzenlemiş, onlardan farklı düzenlememiştir. (TCY md. 266-273)
Kamu görevlisi dışındaki kişilere hakaret suçları da ayrıca yakınmaya bağlı olarak düzenlenmiştir. (TCY  md 480-490)

2004 tarihli TCY dönemi

2004 tarih ve 5237 sayılı TCY, 2005 yılında yürürlüğe girmiştir.
Yeni TCY ile önceki TCY yürürlükten kaldırılmıştır.
Yeni TCY’de kamu görevlileri de dahil kişilere karşı hakaret suçu tek bir bölümde düzenlenmiştir. (Md. 125-131)

Yeni TCY’de cumhurbaşkanına hakaret suçu adı altında ayrı bir suç öngörülmüştür. (Md 299)
Cumhurbaşkanına hakaret suçunun ayrı bir suç olarak düzenlenme gerekçesi olarak da, “…korunan hukuksal değerin sadece kişilik olmadığı, devlet organlarına saygının da gözedildiği…” belirtilmiştir.
Kovuşturma yapılabilmesi Adalet Bakanı'nın iznine bağlanmıştır.

1951 tarihli Atatürk’e hakaretle ilgili yasa

Menderes hükümeti döneminde, Atatürk’ün manevi hatırasına yönelik saldırıların artması karşısında, “…savcıların resmen harekete geçememesi, TCY’nin 480-482'nci maddelerinin caydırıcı nitelik taşımaması gibi…” gerekçelerle, 25.7.1951 tarihinde Atatürk’e karşı işlenen suçlarla ilgili 5816 sayılı yasa kabul edilmiştir.
Bu yasada, Atatürk’e alenen hakaret veya sövme, ayrıca heykel, büst veya kabrine saldırı gibi eylemler suç olarak düzenlenmiş, bu suçların da savcılıklarca doğrudan soruşturulması öngörülmüştür.
Bu yasa halen yürürlüktedir.

1951 ve 2004 tarihli yasaların ceza miktarları yönünden karşılaştırılması

1951 tarihli yasada Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, aynı zamanda 1'inci Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik işlenen suçlar düzenleme konusu edilmiştir.
Bu yasada Atatürk’e yönelik aleni hakaret veya sövme suçu nedeniyle bir yıldan, üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
Bu suçun iki veya daha çok kişilerce, yine genel veya genele açık yerlerde ya da basın yoluyla işlenmesi durumunda cezanın yarı oranında artırılması, yani bir yıl altı aydan, dört yıl altı aya kadar hapis cezası öngörülmüştür.

2004 tarihli yasada ise (görevdeki) cumhurbaşkanına hakaret suçu nedeniyle bir yıldan, dört yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
Bu suçun alenen işlenmesi durumunda cezadan altıda bir oranında artırım yapılması, yani bir yıl iki aydan, dört yıl sekiz aya kadar hapis cezası öngörülmüştür.

2004 tarihli yasada diğer kişi veya kamu görevlilerine hakaret konusunda ise iki yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmüş, suç alenen işlenmiş ise cezadan altıda bir oranında artırım ifade edilmiştir.

Görüldüğü üzere, Atatürk’e hakaret suçunun cezası, 2004’te kabul edilen 'cumhurbaşkanına hakaret' suçunun cezasından daha azdır.
Atatürk’e hakaret suçu, Atatürk’e yönelik artan saldırıları önlemek için kabul edilmiş iken, cumhurbaşkanına hakaret suçu iktidar ve cumhurbaşkanı gibi düşünmeyen herkese yönelik bir baskı unsuru olarak kullanmaktadır.
Yürürlüğünden beri uygulama böyle olmuştur.

Hukuku ve Anayasayı değil gücü gözeten Anayasa Mahkemesi'nin kararı

Anayasa Mahkemesi, cumhurbaşkanına hakaretin, kamu görevlilerinden farklı ve daha ağır ceza öngörülerek ayrı bir suç olarak düzenlenmesinde Anayasaya aykırılık görmemiştir. (14.12.2016; 25/186)
Anayasa Mahkemesi, bu kararı verirken, kurucu lider ve 1'inci Cumhurbaşkanı Atatürk hakkındaki 5816 sayılı yasayı ve bu yönden cezanın orantısallığı ile Anayasal ilkeleri hiç irdelememiştir.
Kararında, Atatürk’e hakaret ve 'cumhurbaşkanına hakaret' suçları ve yaptırımları yönünden karşılaştırmalı bir değerlendirme yapmamıştır.
Kararda sadece 2004 tarihli TCY içindeki hakaret ve kamu görevlilerine hakaret ile cumhurbaşkanına hakaret suçları kendi aralarında değerlendirilmiştir.
Böyle olunca da eksik ve hatalı bir sonuca varılmıştır.
Kaldı ki bugün cumhurbaşkanının Anayasal kimliği de tamamen değişmiştir.
Başbakanın tüm yetki ve görevleri de cumhurbaşkanında toplanmıştır.
Cumhurbaşkanı artık partili de olabilmektedir.
Bu nedenlerle konunun tekrar Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesi, tüm bu yönlerle hukuka aykırı bu maddenin iptali gerekmektedir.

'Cumhurbaşkanına hakaret' suçunun yaptırımı, Atatürk’e hakaret suçu yaptırımından neden fazla...

Kuşkusuz korumanın, sadece ceza yaptırımıyla sağlanması düşünülemez.
Ancak, bir suç söz konusu olduğunda çağdaş ilkeler gereğince, korunan hukuksal varlıklar dikkate alınıp, yaptırımlar bunlarla orantılı biçimde belirlenmektedir.
Yine benzer suçlarla ilgili olarak da cezaların orantısallığı gözetilmektedir.

Hukukun üstünlüğü yerine, gücün hukukunu esas alan Erdoğan hukukunda ise cumhurbaşkanının, kamu görevlilerine hakaret suçu altında korunması yeterli görülmeyerek ayrı bir düzenleme yapılmıştır.
Bu düzenlemede de, Atatürk’le ilgili yasa ve o yasadaki yaptırımlar, yine o yasaya egemen olan Atatürk’ün kurucu lider, 1'inci cumhurbaşkanı olma nitelikleri de göz ardı edilmiştir.
Bu düzenleme yapılırken çağdaş hukuk kuralları yanında, Atatürk’ün kimlik ve nitelikleri de görmezden gelinmiştir.
Atatürk, Erdoğan hukuku nedeniyle artık “ceza yasaları yönünden” bir cumhurbaşkanı kadar bile korunmaz olmuştur.
Erdoğan döneminde kabul edilen yeni suç için daha yüksek miktarda ceza öngörülmekle, Atatürk’le ilgili de özde bir mesaj verilmiştir…
Bu mesaj aynı zamanda, Atatürk ilke ve değerlerine de bakışın bir mesajıdır.
Adım adım gerçekleştirilen ve 16 Nisan Anayasa değişikliği ile Atatürk rejiminin yerine geçilen rejim değişikliğinde tüm yetkileri elinde toplayan cumhurbaşkanını düşününce, bunları sıradan değişiklik ve düzenlemeler olarak görmek ve basite indirgemek söz konusu değildir.

Erdoğan’a hakaret ve Atatürk’e hakaret nedeniyle yaşanan son tutuklamalar

Tazminat derecesinde bile, yani hiçbir biçimde kişilik haklarına saldırı oluşturmadığına karar verilen bir karikatür nedeniyle, o tarihten bu yana hiçbir mevzuat da değişmemiş iken, yıllar sonra aynı karikatür, “durumdan vazife çıkartan” yargı organlarınca cumhurbaşkanına hakaret suçu nedeniyle soruşturmalara ve tutuklama kararlarına konu edilebilmiştir.

Başka bir olayda, Atatürk’e yönelik açık saldırı içerir sözler nedeniyle, “ancak Türkiye çapında yaşanan tepki sonrasında” bir soruşturma ortaya çıkmış, bu soruşturmada da söz söyleyen kişi hakkında Atatürk’e hakareti nedeniyle tutuklama kararı verilmiştir.

Bu ay içinde yaşanan iki olaya kendi özelinde bakıldığında, tutuklama kararları kuşkusuz hukukun gereği olarak ortaya çıkmamıştır. Öte yandan ilk olayda suç bile yokken yargının bağımsız olmaması, ikinci olayda da eğitimin geldiği durumun yol açtığı eylem, yaşanan bu sonuçları yaratmıştır.  

Erdoğan hukuku ve Atatürk’e bağlılığın anlamı

TCY dahil temel yasalar, hukuk devrimi kapsamında Atatürk döneminde kabul edilmiştir.
Avrupa Birliği uyum süreci sömürüsüyle Erdoğan döneminde de, cumhuriyetin temel yasaları kaldırılmış, böylece cumhuriyet hukukunun yerini Erdoğan’ın kuralsızca ortaya çıkardığı yeni bir hukuk sistemi almış, yeni TCY’de bu bağlamda kabul edilmiştir.
Yeni TCY’de öngörülen cumhurbaşkanına hakaret suçu yoluyla da artık ceza yasası yönünden mevcut cumhurbaşkanı, Atatürk’ten daha fazla koruma altına alınmıştır.
Bu durum kuşkusuz Atatürk’ün değerini düşürmemekte, bir zihniyetin adım adım neleri gerçekleştirdiğini ortaya koymaktadır.

Bu arada ifade etmek gerekir ki Atatürk’e saygı ve bağlılık, ona saldırılarda hatırlanacak, verilecek tepki ile sınırlı kalacak, gösterilecek tepkilerle geçiştirilecek bir konu değildir.
Atatürk’e bağlılık demek, onun ilke ve devrimlerine bağlılık ve aynı yoldan aynı anlayışla devam etmek demektir.

Eğitim