Ömer Şahin ile Beş Çayı'nın konuğu, Sosyolog Dr. Neslihan Çevik: Göçmenler yeni bir “Ermeni Sorunu”na dönüşebilir mi?

Ömer Şahin ile Beş Çayı'nın konuğu, Sosyolog Dr. Neslihan Çevik: Göçmenler yeni bir “Ermeni Sorunu”na dönüşebilir mi?

Gazeteci - Yazar Ömer Şahin, birbirinden farklı konuklarıyla Beş Çayı'nda buluşacak. Lezzetli sohbetlerin ilk konuğu Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Sosyolog Dr. Neslihan Çevik.

Ömer ŞAHİN / Ankara 

Son bir aydır etkisini artıran “göçmen krizi” neredeyse son yılların en ağır ekonomik krizinin, hayat pahalılığının dolayısıyla geçim derdinin önüne geçti. Ülkenin güvenliğinden sorumlu bakan ile akademisyen kökenli parti genel başkanına “düello” çağrısı yaptırttı. Silahlar patlamadı, kan dökülmedi lakin görüldü ki sadece siyasi değil sosyal hayatımız derinden sarsan ve etkileri uzun yıllar devam edecek bir vakıa ile karşı karşıyayız.
Şu sıralar siyaset kurumu çözüm arama yerine polemiklerle vakit geçiriyor. Oysa ortada çözümü beklenen ciddi bir sorun ve cevabı aranan sorular var. Yaşadığımız bu göçmen krizini nasıl yorumlamalıyız? Böyle giderse bizleri bekleyen riskler nedir? Bu kriz bir fırsata dönüşebilir mi? Bir çıkış yolu var mı?...
Bu konuda kafa yoran isimlerden biri de Dr. Neslihan Çevik. Kamuoyunun yakında adını sıkça duyacağını tahmin ettiğim genç kuşak siyasetçilerden. Siyasete, Gelecek Partisi’nde Genel Başkan Yardımcısı olarak atıldı ama geçtiğimiz yıl istifa etti. Kısa bir süre önce de Demokrat Parti’ye geçti ve Parti Sözcüsü oldu.
Arizona Üniversitesi’nde 2010 yılında Doktorasını tamamlayan Neslihan Hanım’ın Muslimism in Turkey and Beyond: Religion in the Modern World (Türkiye ve Ötesinde Müslümancılık: Modern Dünyada Din) isimli 2015 yılında ABD’de yayınlanan ve oldukça dikkat çeken 2018 yılında da Türkçeye çevrilmiş bir eseri var. 
Akademik hayatına “üçüncü dalga terörizm” çalışmaları ile devam eden Neslihan Çevik adına kısaca “göçmen krizi” denilen Suriye, Pakistan, Afganistan gibi ülkelerden gelen sayıları 8 milyonu aşan insanlarla ilgili hızlı ve etkin bir çalışma yapılması gerektiği görüşünde. Türkiye’ye giren göçmen sayısı ve kaç kişiye vatandaşlık verildiğine ilişkin sağlıklı veriye sahip olmadığımızı ayrıca dünyanın hiçbir yerinde bu kadar kolay vatandaşlık verilmediği görüşünde olan Çevik’e göre; bu sorun önümüzdeki en az 20 yıla damga vuracak. Krizi fırsata çevirme şansımız olabildiği gibi atılacak yanlış adımlarla yeni bir “Ermeni Sorunu”nu kucağımızda bulup “savaş suçlusu” bile ilan edilebiliriz.

Çevik, son günlerde artan öfkeyi ve yaşananları “merhamet tükenmişliği” ile açıklıyor. 
DP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Sosyolog Dr. Neslihan Çevik ile “Beş Çayı”nda göçmen krizini konuştuk.  

5-cayi2.jpg

(Ömer Şahin -  Dr. Neslihan Çevik)

Çevik’in düşünceleri özetle şu şekilde: 

“İkinci dünya savaşından sonra 84 milyon insan yer değiştirmiş, farklı ülkelere sığınmacı olmuş. Bu rakam Türkiye ve Almanya’nın nüfusundan daha fazla. Suriye iç savaşı çıkınca ülkeden kaçan insanların yüzde 80’i Türkiye’ye gelmiş. Dünyada bunun bir örneği yok. Türkiye bu anlamda birinci sırada.  Yaşadığımız “göçmen sorunu”ndan daha öte. Göçler olduğu zaman sığınmacılara ev sahipliği yapan ülkelerde 2 sene sonra tükenmişlik başlıyor. Tüm dünyada böyle. Merhamet yerini öfkeye bırakıyor. Buna merhamet tükenmişliği deniyor. Hatırlayalım: İlk yıllarda merhamet ön plandaydı toplumda. Süre uzadıkça, gelenler özellikle Suriyeliler ‘imtiyazlı vatandaş’ olarak görülmeye başladı. Sağlık hizmetlerinde, üniversite sınavlarında hatta tüp bebekte bile onlara ayrıcalık yapıldığı konuşuldu. Yanlış politikalar toplumun kollektif hissiyatını bozdu. Bu anlamda doğan bir öfke var ki haklı bir öfkedir. Bunun üzerine pandemi şartları ve ağır ekonomik kriz bindi. Sesler o zaman yükselmeye başladı. Aradan 10 yıl geçti ve bizim insanımız batıya göre daha merhametli çıktı bu konuda”

Göçmen sorunu “Taşıyıcı Anne” oldu

“Ne acıdır ki şu an elimizde sağlıklı veri yok. Ölçemediğiniz şeyi kontrol edemezsiniz. Sınırdan kaç kişi girdi, kaç kişiye vatandaşlık verildi? Bunları net olarak bilmiyoruz. Bakanlık  sözcüsü ‘isim isim biliyoruz’ diye açıkladı. O zaman kamuoyundan niye gizleniyor? Eğer sayıları bilmiyorsak bu daha büyük sorun. 2015 yılında İçişleri Bakanlığı akademisyenlerin Suriye konusunda çalışma yapmasına engel koymuştu. Sağlıklı bir araştırma yapabilmek de mümkün değil.  Konrad Adenauer  Vakfı’nın 2019 yılında yaptığı araştırmaya göre, sadece o sene 789 bin Suriyeli bebek doğmuş. Ne Amerika , ne Avrupa’da, dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar kolay vatandaşlık verilmiyor. Belirli bir süre bekletirler, suç işlememe şartı ararlar.  Sınavlar vardır. Almanya kültürel entegrasyon sınavı yapar. Bir taraftan da emlak satışıyla 400 bin dolara vatandaşlık veriyoruz. Eğitimsiz ya da parası olan bize gelirken doktor, mühendis gibi nitelikli gençlerimizi kaçırıyoruz. 

Göçmen meselesi “Taşıyıcı Anne”  haline geldi. Göçmenler günah keçisi oldular. Hitler Almanyası'nda, Trump ABD’sinde de böyleydi hatırlayalım. Toplumsal psikoloji bütün suçları bir süre sonra o gruba ekler. Ekonomik ,siyasi krizlerin faturası oraya çıkar. Halbuki biz suçluyu biliyoruz. Suçlu o göçmen değil ki! Onu buraya getirip sonra ne yapacağını planlamayanlardır. “

Ensar-Muhacir'den, Ucuz İşçiye 

“Ensar-Muhacir denen bu insanların daha sonra “ucuz işçi” olduğu söylendi. Sanki kuş gribine yakalanmış tavuklarmış gibi sınıra yığılıp batıya tehdit unsuru olarak gösterildiler. Muhalefet genelde bunları bir strateji yoksunluğu gibi görse de ben bilinçli bir şekilde kaos ortamı oluşturularak siyasi tansiyonun yükseltildiğini ve bunun batıya karşı bir koz olarak kullanılmak istendiğini düşünüyorum.  Binali Yıldırım Bey, çıkıp ‘Batı’yı terörden kurtardık’ anlamında sözler söylemedi mi? Bunun tersi terörü kendi evimizde tutuyoruz demektir. 

Melez Kentler, Ekonomik Gettolar

"Türkiye için tehdit olsa da bir Peşaverleşme olacağını zannetmiyorum. Bizim genç neslimizde dönüşüm var. Geleneksel İslamcılık yükselmiyor. Dindarlık ve modernlik iki ayrı kutup olarak düşünülmüyor eskisi kadar. Göçmenler daha kapalı, otoriter ülkelerden geldikleri için bilinçaltları tetikleniyor. Böyle giderse şehirlerde melez toplumlar olur. Hatay, Kilis, Gaziantep gibi şehirlerde. ABD’de nasıl İrlanda, Çin mahalleleri var ise onun gibi gettolar oluşabilir. Türkiye’deki Suriyelilere ait firmaların yüzde 70’i ithalat odaklı. Bir şey üretmiyorlar. Yüzde 80’i ise kendi içinde alış veriş yapıyor. Ekonomik gettolaşma var." 

Göçmen Bakanlığı, Partiler Üstü Komisyon, Esad İle Görüşme

Önümüzdeki 20 yılın sorunu bu olacak. Böyle giderse canımızı yakacak. Dünyada iki büyük kriz var: İklim ve göçmen krizi. Öncelikle sağlıklı verilere sahip olmalıyız. Kesinlikle bir Göçmen Bakanlığı’nın kurulması gerekiyor. Göçler devam edecek. Güney Sudan, Eritre, Somali, Kongo’dan insanlar geliyor. Bu sorun partiler üstü bakışla ele alınmalı. Bütün siyasi partilerden temsilciler ile sivil toplum kuruluşları, aktivistler ve akademisyenlerden oluşan komisyon oluşturulmalı.
Esad ile mutlaka görüşülmesi, masaya oturulması gerekiyor. Esad af ilan etti ama bu o insanlar için yeterli olmayabilir. Mesela 18-25 yaş arasına Suriye yönetimince güvence verilmeli, onlara 5 yıllık iş ya da yardım fonu sağlayacağı güvencesi alınmalı. 

Türkiye, krizi fırsata dönüştürebilir!    

“Dünyada bu kadar büyük ölçüde göçmeni içine alan ülke yok. Türkiye bu alanda benzersiz. Bu iyi yönetilirse bir fırsat da olabilir. Bundan sonra dünyanın başına gelecek göçmen krizlerinde dünyaya “şunu yapman lazım” diyebilecek durumda olabiliriz.  Şu an o durumda değiliz ama potansiyel var. Aklı başında bir yönetimle bu mümkün ama şu anki yönetimle mümkün olacağını düşünmüyorum. Gördük şu ana kadar ne yapıldığını. Sorunun kaynağı olanlar çözümün adresi olamıyor
Türkiye’de sosyal depresyon yaşanıyor. Bir toplumda geleceğe dair umutlar bitmeye başlamış ise orada terör de uyuşturucu da her türlü bela olur.  Türkiye’nin en büyük beka sorunu budur. Sonuçları itibariyle ekonomik krizden daha büyük sorundur.  

Göçmen Krizi “Ermeni Meselesi”ne dönüşebilir!

Şu anda göçmenler Türkiye’de hiçbir ülkede olmadığı kadar rahatlar. Fakat ‘otobüse bindirip göndereceğiz” dersen bu kulağa hoş gelse de hukuki ve uluslararası sorunlarla karşılaşabiliriz. Bu sorunlar popülizmle  çözülemez. 8 milyon insanı bir yerden alıp bir yere götürme örneğini dünyada görmedik. Sadece Hitler Almanyası’nda yaşandı sonuçlarını biliyoruz. Öyle olacak demiyorum ama bir defa sağlıklı verilere sahip değiliz. 
Kaç kişiye vatandaşlık verildi bilmiyoruz. Vatandaşlık verileni kolundan tutup yollamak bizi “insanlık suçu” ile baş başa bırakırsa ne olacak? Bakın yıllardır Ermeni meselesiyle uğraşıyoruz ki bizim orada suçlu olduğumuzu kanıtlayan bir şey yok.
Bu işi yarın bir gün,  10 sene sonra AB, Batı, NATO su hepsi bize karşı kullanıp “savaş suçlusu” ilan edip başımıza bela edebilirler.”

İslam Kalkınma Bankası nerede?

“Hükümet bu sorunu maalesef sömürüyor. Saçma sapan dış politikalardan dolayı örneğin İslam Kalkınma Bankası’ndan yardım alınamadı. Ben duymadım eğer yapıldıysa. Büyük yardım yapılsa zaten reklamı olurdu. Hazır Kaşıkçı dosyasını teslim edip Suudi Arabistan ile barışmışken bari şimdi harekete geçilse. Avrupa Birliği, NATO, Dünya Bankası… Uluslararası kuruluşların desteğinin sağlanması, fon alınması gerekiyor. Batının da kendisiyle yüzleşmesi gerekir. Avrupa terör gruplarının olduğu göçmenleri Türkiye’de tutuyor.  Toplumsal patlama olursa bu Batıyı da etkiler.
Batı, kafasını kuma gömemez. Göçmen sorunu Batının da sorunudur. Bir miktar para verince sorun çözülmüyor. Bu sorun tek başına değil hep birlikte çözülebilir. Türkiye’ye AB, Dünya Bankası vb. uluslararası kuruluşlar yeterince para verilmedi.”

Sorun dinleri değil, gelenekleri!

Türkiye’ye gelen özellikle  Pakistan, Afganistanlılar geleneklerini taşıyorlar. Siyasi kültür olarak otoriterliği, dini yaşam olarak geleneklerini taşıyorlar. Bu insanlar pederşahi, gelenekçi kodlarını beraber getiriyorlar. Din kisvesine bürünmüş bir gelenek sorunludur. Yaşatılan olumsuzlukları dinimize bağlamak  İslam’a haksızlıktır. “ 

https://twitter.com/omer_sahinn

 

Önceki ve Sonraki Haberler
Gündem