Şahin Ciner | Suriye 57.263 kayıp vermeden bu savaş bitmez

Tarihin tekerrürden ibaret söylemi, bunun bir kural oluşundan kaynaklanmaz.İnsan denen yaratık, insan olmanın dışına çıktığında tarihteki benzer örnekleri gibi hareket etmeye başlar. Bu davranış şeklinin ilk belirgin özelliği...

Tarihin tekerrürden ibaret söylemi, bunun bir kural oluşundan kaynaklanmaz.

İnsan denen yaratık, insan olmanın dışına çıktığında tarihteki benzer örnekleri gibi hareket etmeye başlar. Bu davranış şeklinin ilk belirgin özelliği “erk” duygusudur. Bu duygu yüzündendir ki, tarihteki acıları hatırlatmak için tekrar yaşatanların cinsiyeti “Biyolojik olarak erkek” desek de “Karakter olarak tanımlanmamış cinsiyet” olarak anlatılabilir.

Faşizmin yıldızlaşan lideri Hitler olarak bilinse de, duayen olan Mussolini’dir. Onun; Beni göğsümden vurun, Bir kadın için annelik neyse bir erkek için de savaş odur, Bir yurttaşın ve bir askerin fonksiyonları birbirinden ayrılamaz, Birey devletle uyumlu olduğu ölçüde önemlidir ve Biz, bize katılmayanlarla tartışmıyoruz, sözleri günümüzde aynı acıları yaşatanların kutup yıldızı olmuşa benziyor. Her ne kadar Mussolini’nin beni göğsümden vurun sözleri yerine getirildiyse de ayaklarından asılmasının vasiyetinde olmadığını biliyoruz.

İktidar olduğunda önceleri liberallerin desteğini alan Mussolini, diktatörlüğün koyu ve keskin uygulamalarını birer birer hayata geçirmeye başlamıştı. İtalya kısa zamanda bir polis devleti haline getirildi. Kitap ve gazetelere getirilen sansür, seçim sisteminde yapılan düzenlemeler ve kendi partisi dışındaki diğer partilerin kapanması gibi uygulamalar gerçekleştirildi. Mussolini, sendika hareketlerini de kanun dışı ilan etti ve eğitimi kontrol altına aldı.

Ayrıca ekonominin faşistleştirilmesi amacıyla da tüm ülkeyi tren rayları ve otobanlarla kapladı. 1922 yılının bazı dönemlerinde ülkenin iç ve dış işlerinden, kolonilerden ve kamu çalışmalarından sorumlu olan Mussolini, aynı zamanda orduyu da idare ediyordu. Tüm bakanlıkların görevlerini kendisi üstlenmişti. Bu şekilde tüm gücü elinde tuttuğuna inanan Mussolini, rekabet yaratacak herhangi bir durumun da önüne geçmiş oluyordu. Ancak bu durum kurduğu rejimin daha verimli çalışmasını engelliyor ve sıkıntı yaratıyordu.

Diktatörlük altındaki İtalya'da kanunlar yeniden yazılmış, üniversitedeki öğretim görevlileri rejimi savunacaklarına dair yemin etmek zorunda bırakılmışlardı. Gazete editörleri Mussolini tarafından özel olarak seçiliyor ve kendi partisinden sertifikası olmayan hiç kimse gazeteci olamıyordu. Amaç tüm İtalyan halkını, şirketleri ve dernekleri kontrol altında tutmaktı. Mussolini'nin dış politikada amacı ise pasifist anti-emperyalizmin yerine agresif milliyetçilik getirmekti. Bunun ilk örneği 1923'te Corfu'nun bombalanması sırasında olmuştu. Ardından Arnavutluk’un kukla rejimine geçmesi ve Libya'nın yeniden fethi geldi. Türkiye’nin Suriye’de rejim değiştirme çabası ve Libya’da mezhepsel kardeşlik yanaşmasını düşününce tekerrür-benzerlik sorumuza cevap bulur gibi olur muyuz?

ABD’nin Emperyalist gücünün yenilemez oluşundaki en büyük dayanak, Mussolini’nin can dostu Hitler’in insanlığa yaptıklarıdır.

Bu Diktatörlüklerin var oluşundan hemen önce Osmanlı İmparatorluğu’nu önce hasa adam sonrasında parçalanması gereken topraklar olan görenlerin hangi cüretle bilinmez tüm güçleri ile Çanakkale’den girişlerinde uğradıkları hezimeti yakın tarihimiz olarak biliyoruz. Ülkesini kurtarmak için savaşan ve sonrasında yeni bir Ulus yaratacak olan ATATÜRK’ün benzersiz direnişi ile Çanakkale geçilemedi.

Suriye’de durum çok farklı değil. Esad’ın ülkesinde halkına yaptıklarından bağımsız, şu an yaşadığı fiili duruma göre verdiği mücadeleyi ele alalım. Tıpkı Çanakkale’de bize saldıran “Yedidüvel” benzeri bir saldırı ile baş başa kaldı. Rusya’nın stratejik, İran’ın dinsel istilasından sonra, İsrail’in sürekli saldırılarının yanında ABD ve Türkiye’nin ÖSO denilen Cihatçı gruplar ile PYD’nin otonom yapısı YEDİDÜVEL düşmanı tam olarak oluşturdu. Türkiye olarak şimdiden 2 bini aşkın Suriye askerini öldürdüğümüzü resmi kanallardan böbürlenerek duyuruyoruz.

ESAD bilmelidir ki, Türkler bağımsızlığını kazanma kararlığını gösterdiği ilk direnme noktası Çanakkale’de 57 bin 263 kayıp verdi ve yıllar süren mücadeleden sonra Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

Tarihteki kana susamış ağabeylerine özenenler gün geldi Emperyalist güçlerle iş birliği yapıp ülkeyi ele geçirdiler. Onlar YEDİDÜVEL olma sevdasına kapıldılar. Barış içinde yaşama yerine kan ve gözyaşını yaşam biçimi yapmaya çalıştılar.

Türkiye’yi yöneten bu zihniyet Şam’da Cuma namazı kılma sevdasını tüm dünyaya duyurmuştu. Şam gidiş yolunda başlayan İDLİB savaşında YEDİDÜVEL güçlerin 2000 Suriyeli askeri öldürmesi işin başı sayılır. Bizim Çanakkale savunmamızda verdiğimiz kayıplara ulaşması için daha 50 bini aşkın kayıplara hazır olmalı.

Bağımsızlık uğruna vatanı savunmak kayıpsız olmuyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.