Faşizm virüsü uyanıyor

Aslı Kayabal

İtalya, sağ siyasetin geleneksel değerleriyle faşist ideolojinin unsurlarını yeni bir makyajla bir potada kaynaştıran siyasal bir modelle karşı karşıya. “Faşolegizm” diye tanımlanan bu model, Lig partisinin siyasal bir denemesi.

Matteo Salvini, “Biz ırkçı değiliz, normal insanlarız. Gerçek ırkçılar, Afrika’yı boşaltarak, binlerce göçmeni Avrupa’ya sürükleyenler” diye seslendi geçtiğimiz hafta sonu başkent Roma’da. Piazza del Popolo’da kalabalık bir kitleye seslenen Başbakan yardımcısı ve İçişleri Bakanı Salvini, İtalyanları gittiği her yerde “Önce İtalyanlar!” diye selamlıyor. Ulusal sağın lideri her fırsatta ırkçı ve faşist olmadığını vurgularken, “yabancı” korkusunu gündemde tutmaya özen gösteriyor.

“Uzun bir yürüyüşe başladık. Kimse önümüzü kesmeyecek.” diyen Salvini’nin İtalyanların gönlünde “otoriter” lider görüntüsüyle taht kurmayı başardığına şüphe yok. Sondajlar da lideri olduğu Lig partisinin oylarını tırmandırdığını ortaya koyuyor.

Faşizm, elbette bir tek geçmişe sınırlı kalan bir olgu değill. İtalya tarihinde Mussolini’yle özdeşleşen faşist deneyim, bugün yıllar sonra uyanan bir virüs gibi yeniden karşımızda. Faşist yönetimden günümüze kadar geçen süreçte faşizm evrimleştiği ve yeni biçimler edindiği gözleniyor.

Tahta neofaşizm oturdu

Bugüne kadar çoğu İtalyan, faşist oluşumların tırmanışını göz ardı etti. Bir elin parmağını geçmeyen küçük grupların geçmişe duyduğu özlem diye geçiştirdi ufuktaki tehlikeyi. Ancak “önce İtalyanlar” mesajının peşi sıra giden ve meydanları dolduran kitlelere tanıklık edilince, Çizme’de faşizmin “neofaşizm” diye tanımlanan yeni bir çehreyle tahta oturduğu fark edildi.

İtalya’da görünen o ki faşizm virüsü, gerçekte hiç ölmedi. “Nazi İtalya/Baldini&Castoldi yayıneci” başlıklı kitabında faşizmin filizlenmesinin izini süren gazeteci-yazar Paolo Berizzi’nin vurguladığı gibi, “İtalyanlar faşist kimlikten ya hiç kurtulamadı ya da bir anda faşist olduklarını yeniden keşfettiler”.

Berizzi kitabında İtalya’da faşizmin uyanışını anlatıyor, “Faşizm, homojen olmayan bir siyasi olgu. Bu yönüyle çok tehlikeli. Tarihin bize aktardığı faşizmden çok farklı ve yeni biçimlerle geri döndü. Temel düşünceler aynı kalsa da, faşizmin içine saklandığı formlar bütünüyle değişik. Bu kitap, öyküler, soruşturmalar ve siyasi kulisler aracılığıyla İtalya’nın uğradığı değişime ışık tutuyor” diye yazıyor.

İtalyanlar birkaç yıl öncesine kadar faşizm tehlikesi tartışılırken, “Faşizm mi? Yok canım nostaljik grupların folklorik özlemi” diye yorumda bulunuyordu. Ülkeye gelen göçmenlerin sayısı zaman içinde artmaya başladı. Görevdeki hükümetler, soruna ekonomik ve sosyal

açıdan çözüm getiren politikalar üretmedi. Ekonomik kriz, işsizliği tırmandırdı.. Özelleştirme politikalarıyla sağlık ve eğitim sistemi zedelendi.

Yabancı”, düşman ilan edildi

Vatandaş ödenen ücretlerle ayın sonuna ulaşamamaya başladı. Sarı-Yeşil hükümetin izlediği popülist siyaset, yoksulları karşı karşıya getirmeyi hedefliyordu. Böylece ,“yabancı” düşman ilan edildi. İtalya’nın yoksullaşmasında ve sosyal dengeyi zedeleyen olayların yabancıdan kaynaklanıyordu. Bilgisiz kesim her gün televizyon ekranlarında anlatılan, sosyal medyada paylaşılan masallara inanmaya başladı.

Önceki merkez sol ve sağ hükümetler döneminde de yabancılar sorunu göz ardı edildiği için kamu güvenliğini hedef alan olaylar (hırsızlık, tecavüz, uyuşturucu trafiği, kadın cinayetleri) artmaya başladı. Bu türden olaylarda İtalyanların yanı sıra yabancılar da karışmaya başlıyordu. Salvini, bu durumdan yararlanarak tüm sorunların yabancıdan kaynaklandığını ortaya attı. Halka göreve gelir gelmez “Önce İtalyanlar!” diye seslendi. Yabancılara olan hoşgörüsüzlük, ırkçı yaklaşımlar ve söylemler özellikle son iki yılda tırmandı.

Faşist dönem İtalyası’ndaki gibi mahallelerde yabancıdan gelebilecek tehlikeye karşı gönüllü gruplar kuruldu. Vatandaş, bazı faşist sloganları kabullenmekte zorlanmadı Salvini’nin “Önce İtalyanlar”ı adına yeni düşman ilan edilen “yabancı”ya karşı mücadele verilmeye başlandı.

Milano’da semt pazarında gezerken “Salvini iyi yapıyor, bir disiplin gerekliydi bu ülkeye” diye konuşanlara kulak vermek mümkün. İtalya’nın yaşadığı ekonomik krizin nedenlerine kafa yormayanlar, ülke ekonomisini sallayan krizde yabancıları hedef alıyor. Salvini hükümetinin korku siyaseti, yoksul İtalyanlar ile yoksul yabancılar arasındaki düşmanlığın gitgide tırmandırmak bir yana, tehlikeli bir oyunu körüklüyor.

Faşolegizm

Paolo Berizzi, kitabında “Faşolegizm” sözcüğünü kullanıyor. Salvini’nin lideri olduğu Lig’in siyasal bir denemesi, “Faşolegizm”. Lig partisinin savunduğu sağ siyasetin geleneksel değerleriyle faşist ideolojinin unsurlarını yeni bir makyajla bir potada kaynaştıran siyasal bir modelle karşı karşıya İtalya.

Bu yeni girişimde Lig, öncelikle Forza Nuova, Casa Pound ve Alleanza Lealta’ gibi aşırı sağ hareketlerin desteğini aldı, ardından faşist ideolojinin temsilcisi bu grupların oylarıyla tabanını güçlendirdi. Özetle Salvini, Umberto Bossi’den devraldığı Lig’e yeni bir kimlik kazandırırken, partinin kapısını aşırı sağcı ve ırkçı hareketlere açtı.

Oysa Bossi’nin yönetici olduğu dönemde Kuzey Ligi, adını taşıyan Lig, “Padania’ya Bağımsızlık” talep eden bir taşra partisiydi. Salvini, yeni perspektifler arayışındaydı. Merkez sol partiden çok merkez sağ partiyi çağrıştıran Demokrat partinin neden olduğu düş kırıklığı da bu süreçte sağcı ve popülist partilerin önünü açtı.

Lig, “Önce İtalyanlar!” mesajıyla seçmenlerin yanında olduğunu hissettirdi ve gönlünü okşadı İtalyanlar ve yabancılar söylemi siyasetin merkezine oturunca sağ kanattaki partilere oy yağmaya başladı. Yıllarca güneyli İtalyanları ırkçı bir söylemle “terrone/köylü” diye aşağılayan Salvini ve partisi Lig, güneylilerle siyasi çıkarlar uğruna barışınca, Çizme’nin ucunda Calabria, Puglia ve Sicilya’da çok sayıda oy alarak 4 Mart 2018 seçimlerinde başarısını taçlandırdı..

Paolo Berizzi’nin “Nazi İtalya” kitabında vurguladığı gibi İtalya’da faşistler, yeni bir kimlik arayışında. Sağ kollarını kaldırarak faşist selam tutan ve başlarını yıllar sonra kaldıran 2018’in faşistleri, aşırı sağ harekete yasalar çerçevesinde yeniden yön vermek hedefinde.

Bu süreçte halkın desteğini kazanmak, vatandaşa yalnız olmadıklarını hissettirmek, Salvini gibi otoriter ve kendine güvenli bir lider seçmek, şiddet yerine hayır işlerini vitrine çıkarmak önem verdikleri değerlerden birkaçı. Bu tabloda küresel boyutta bir sorun olan göçmenler konusu üzerinden yabancıyı “düşman” ilan etmek ve bunu bir koz gibi öne sürmek Lig’in güttüğü otoriter ve modern anlamda sinsi bir faşist idarenin İtalya’da ipleri elinde tuttuğunu yansıtıyor.

İtalyan yeni sağının, bir tek sağın her dönem güçlü olduğu şehirlerde değil, geçmişte solun kalesi diye anılan Toscana, Emiglia Romagna gibi bölgelerde birçok belediyede eski solcuların da oylarını almayı başardığını anımsatmalıyım.

Salvini&Di Maio hükümetinin Avrupa Birliği’ne sözde karşı çıkan tutumu, ekonomik manevra paketi çevresinde oynanan oyun, İtalya’nın kabarık dış borcu gerekçe gösterilerek limanlardan arkeolojik ören yerlerine, terk edilen tarihi kasabalardan villalara, adalara kadar devlete ait taşınır ve taşınmaz varlıkların satışa sunulması, İtalyanlara İtalya’nın nereye doğru yol aldığı gerçeğini unuttururken, ülkeyi büyük bir tehlikeye doğru sürüklüyor.