Tamam da...

Ender Helvacıoğlu

Geçtiğimiz hafta da yazdık: Türkiyenin sosyalist olduğunu söyleyen örgütleri ne örgüt olarak parlamento seçimlerine girebilmeyi ne de cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sosyalist bir aday çıkarabilmeyi becerebildiler. Sonuç olarak bu kadar önemli bir dönemeçte sosyalistler ne yazık ki arenaya çıkamadılar.

Bu durumun geçerli hiçbir açıklaması ve özrü yok. Mecliste grupları bulunanları geçelim, yeni kurulan İP, VP, tarikat örgütlenmesi olan BTP, adı var kendi yok DP seçimlere parti olarak girebiliyor, ama yılların sosyalist örgütleri giremiyor. Sosyalistler 100.000 başvuru toplayıp topluma bir cumhurbaşkanı adayı sunamıyor. Bu hepimizin ayıbıdır; cesaretsizlik ve niyetsizlikten başka bir açıklaması yoktur.

Bu noktadan sonra yapacağımız tüm tartışmalar, getireceğimiz tüm öneriler, bu zaafın gölgesini taşıyacaktır ve içimizi rahatlatamayacaktır. Kısıtlı bölgelerde bağımsız aday çıkarmak, bazı sosyalist kişilikleri başka partilerin listesinden aday göstermek gibi taktikler, bu büyük ayıbı kapayacak nitelikte girişimler değil.

Yeri gelmişken belirtelim: Vatan Partili veya HDPli bazı arkadaşlar kendilerinin ve adaylarının sosyalist olduğunu söyleyerek bu yazdıklarımızı sitemle karşılıyorlar. VP, HDP ve CHP içinde kendilerini sosyalist olarak tanımlayan kişiler var, bunu biliyoruz; sosyalizm anlayışlarını tartışacak da değiliz. Fakat bu partiler kendilerini sosyalist olarak tanımlamıyorlar. Dolayısıyla seçime katılıyor olmaları ve adayları içinde sosyalistlerin bulunması, sosyalizmin seçim platformunda temsil edilmesi anlamına gelmiyor.

Neyse, olan oldu. Bu saatten sonra bu zaafın üzerinde tepinmenin ve ahlayıp vahlamanın faydası yok. Bu şartlarda neler yapabiliriz, neler önerebiliriz, buna bakacağız önümüzdeki süreçte.

***

Seçmenlerin büyük çoğunluğunu oluşturan emekçi halkımız konuya bizim gibi derin analizler yaparak bakmıyor. Son derece basit yaklaşıyor ve hayatın koyduğu kalın çizginin ya bu tarafında ya da öbür tarafında konum alıyor. Kısacası, kitleler açısından tamam mı devam mı? seçimidir bu.

Tamam diyenlerin cumhurbaşkanlığı seçimindeki tavrı net: a) Kesinlikle oy ver; b) İlk turda Erdoğana oy verme de kime verirsen ver; c) Seçim ikinci tura kalırsa Erdoğanın karşısındaki adaya oy ver; d) Erdoğan ikinci tura kalamamışsa zil takıp oynayarak oy ver!

Nesnelliği yansıtan bir kalın hat tutumudur bu. Ama öznesi yoktur.

Birinci olarak söyleyeceğimiz, sosyalistlerin bu nesnellikten kopamayacaklarıdır. Yetinemezler, ama kopamazlar da… Koparlarsa kendilerini bir kez daha arena dışına (bu kez tribünün de dışına) sürüklerler ve silinirler. Daha da kötüsü, kalın çizginin devam kısmında yer almış olurlar.

Bu noktada özellikle VPye ve HDPye yönelik bazı belirsizlikler var. Herkesin netleşmek istediği konu, bu iki partinin, cumhurbaşkanlığı seçimi eğer ikinci tura kalırsa ne tavır alacağıdır. Bu konuda net açıklama bekleniyor ve ilk turda da buna göre oy verecekler.

VP ve HDP adayları, Perinçek ve Demirtaş, seçim ikinci tura kalırsa ne yapacaklarını net olarak açıklamalılar.

Perinçek bu noktada net bir açıklama yapmaktan kaçınıyor. İddiası ikinci tura kendisinin kalacağı ve böyle bir tartışmanın da olmayacağı. Olabilir, ihtimal dahilindedir. Ama kalamama ihtimali de vardır. O halde bu ihtimali de göz önüne alarak bir açıklama yapmalıdır: Seçim ikinci tura kalırsa, kalanlardan biri Erdoğan olursa, kalanlardan biri Perinçek olmazsa, VP ve Perinçek ne tutum alacaktır; Erdoğanın karşısındaki adaya oy ver tutumu alacak mıdır? Perinçeke oy verme eğiliminde olanlar bu konuda net bir açıklama bekliyorlar, haklı olarak.

Gelelim HDPye ve Demirtaşa… Onlar da net şeyler söylemeliler. Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalırsa, Demirtaş kalamazsa ve kalanlardan biri Erdoğansa, ne tutum alacaklardır? Böyle bir durumda Erdoğana oy vermeyeceğiz demek yetmez. Çünkü ikinci turu boykot etme veya tabanlarını serbest bırakma şıkları da var. Böyle bir tutum, açık söyleyelim, Erdoğana destek anlamına gelir. O halde onlardan da beklenen, ikinci turda Erdoğanın karşısındaki adayı -kim olursa olsun- destekleyip desteklemeyecekleri konusunda net tutum almalarıdır.

Kısacası, bu iki partiden de ikinci tur olasılıkları karşısındaki tutumlarını netleştirmeleri bekleniyor. Bir kesim seçmen kendilerine ona göre oy verecek; bu talebe çalım atamazlar.

***

Sosyalistler halkın bu kalın çizgi tutumundan kopamazlar, fakat bununla yetinemezler. Tamam diyerek iş bitmiyor. Çünkü gerek 24 Hazirana kadarki süreç, gerek 24 Haziran - 7 Temmuz arası, gerekse sonrası ciddi belirsizliklerle dolu. Sadece olası seçim sonuçlarından değil, daha önemlisi toplumsal koşullardan kaynaklanan belirsizlikler var. Bunlar düşünülmeli ve hazırlık yapılmalı.

Bu düzen değişmeli diyerek de sorunlar çözülmüyor ve halka bir şey önerilmiş olmuyor. Son beş yıl içindeki en büyük kitle hareketleri olan Haziran Direnişinde, referandumdaki Hayır hareketinde bile ayağa kalkan halkın talebi düzen değişikliği düzeyinde değildi. Bunlar da esas itibarıyla birer tamam hareketi idiler. Halktan daha fazlası da beklenemez zaten. İşin arzu ettiğimiz biçimde tamamına erdirilmesi için halka somut pratik içinde öncülük edilmesi gerekir. Hazırlıktan kastımız budur.

Süreç ciddi politik krizlere gebe. 24 Haziran akşamı kimsenin çoğunluk sağlayamayacağı bir parlamento tablosunun ortaya çıkması büyük olasılıktır; HDP iki cephe açısından da el yakacaktır; cephelerde çatlaklar oluşabilir. Öte yandan, parlamento ile cumhurbaşkanı uyumunun sağlanamayacağı bir tablo da ortaya çıkabilir ve ilginç bir ikili iktidar durumu oluşabilir. Bunlar ciddi politik kriz durumlarıdır ve her şeyin olabileceği bir süreci başlatabilir. En önemlisi bu kaotik politik sürece, derin bir ekonomik kriz olasılığı koşullarında giriyoruz.

En kısa zamanda toparlanmamız ve bağımsız politika yapıyor hale gelmemiz gerekiyor.