Yoklama var!

Ender Helvacıoğlu

Düzen devrimciyi zaman zaman yoklamaya çeker. Bu yoklama ömür boyunca, hatta bazı durumlarda öldükten sonra bile devam eder.

İki tür yoklama vardır: Biri düzenin gazabını göstererek; ikincisi ise ihtişamını, yani sunabileceği olanakları.

Türkiye devrimcisi birinci tür yoklamayı iyi bilir. İdamlardan, suikastlardan tutun işkencelere, uzun yıllar içeri tıkmaktan işten atmalara, vs, vs… Hakkını yemeyelim, esas olarak iyi de sınav vermiştir.

Tabii ki teslim olanlar, dönenler, alçaklaşanlar, hatta ajanlaşanlar çıkmıştır ama bunlar çok azınlıkta kalmıştır. Bu anlamda sağlam bir hamuru vardır Türkiye devrimcisinin. Ölmek var dönmek yok der; ser verir sır vermez…

Ama düzenin ikinci tür yoklaması daha etkili olmuştur; çünkü çok daha sinsidir ve akla gelmedik dolaylı yollar kullanılarak, tuzaklar kurularak yürütülür.

Bu tür yoklamaların çok radikal, çok devrimci, çok solcu, çok sosyalist yolları da vardır üstelik ve akıl karıştırır.

Peki, yoklama çekildiğini nasıl anlayacağız? Bu, gerçekten çok zordur. Herkesin, hatta örgütlerin bile geçmişlerinde bu tür tuzaklara düşmüşlüğü, zarar görmüşlüğü, zor kurtarmışlığı, direkten dönmüşlüğü vardır.

Zaten bu tür zaaf ve hatalardan dersler çıkararak, deneyim kazanarak, bu deneyimleri kuşaktan kuşağa aktararak, örgütlü bir reflekse dönüştürerek, nispeten anlaşılır, hissedilebilir kılınabilir böyle yoklama çekmeler. Ama yine de zordur, çünkü karşı taraf da giderek ustalaşmaktadır.

Bazı örnekler verelim ki konu daha iyi anlaşılsın.

***

Düzen, devrimciye, al şu parayı, gel şu mevkie, benim için çalış demez. Daha doğrusu bu tür yöntemleri çok sık kullanır ama böyle kaba-saba yöntemler devrimciye pek işlemez. Onu tuzağa çekmek için daha incelikli, daha ustalıklı yöntemler geliştirmiştir.

Düzen, olanağını, sanki bu sizin hakkınız, emeğinizin karşılığı ve başarınızmış gibi sunar. Yavaş yavaş, fazla hissettirmeden, hatta aşabileceğiniz bazı engeller de konarak döşenir tuzağa giden yollar.

Örneğin, diyelim ki bir örgüt yöneticisisiniz; yıllar yılı büyük emekler vermiş ama olanaklarınızın kısıtlılığı yüzünden sesinizi fazla duyuramamışsınız. Sonra bir bakarsınız, büyük medyanın kapıları açılmaya başlar, TV programlarına çağrılırsınız, demeç isteyenler çoğalır. İşte dersiniz, sonunda görmezden gelemediler, söke söke aldık hakkımızı…

Öyle değil! Büyük olasılıkla yoklama çekilmektedir, düzen kıvam analizi yapmaktadır. Açılan bu kapılardan girip girmemek ayrı bir tartışma konusu. Bazı öyle kapılar vardır ki, ne söylendiğinden bağımsız olarak oradan girmek bile tuzağa düşmek anlamına gelir. Çünkü meseleleri sadece orada boy göstermenizi sağlamaktır, başka bir şey değil.

Bazı kapılardan ise girilebilir, bu olanaklardan faydalanabilinir, ama yoklama çekildiğini akıldan çıkarmadan. Zaten eninde sonunda anlaşılacaktır bu: Ya bir medya maymununa dönüştüğünüzde ya da bütün kapıların tekrar duvar haline geldiğini görüp hayal kırıklığına uğradığınızda.

Baştan anlayıp ona göre davranmak en iyisi. Kapının açılmasını kendi başarınız olarak görürseniz, kapının tekrar kapanmasını da başarısızlığınız olarak görürsünüz ve boş yere üzülürsünüz. Oysa ne açılış sizin başarınızdır ne de tekrar kapanış sizin başarısızlığınız. Yoklama çekilmiştir ve henüz kıvama gelmediğiniz anlaşılmıştır, o kadar…

Şu kıvam analizi konusu da önemli. Düzen bunu büyük bir ustalıkla yapar; daha doğrusu kıvama gelmeniz, yani başarılı olmanız için her şeyi yapar.

Kıvama gelmek, kritik noktada kıvama gelmek demektir; düzen asıl o noktayı yoklar. O nokta dışında diğer bütün konularda en kıvamsız, en uyumsuz olabilirsiniz. Hatta düzen bunu yeğler.

Kendisine benzeyen kişiyi ne yapsın? Onun fazlaca bir piyasa değeri yoktur; elde çoktur. Diğer bütün konulardaki kıvamsızlıklar, kritik noktadaki kıvamı yutturmak için ustaca kullanılır. Eğer o noktayı tespit edemez ve gözden kaçırırsanız, çatır çatır mücadele ettiğinizi sanırsınız ama kuyruğu kaptırmışsınızdır.

Örneklendirirsek: Türkiyede uzunca bir süredir bu kritik nokta anti-emperyalizmdir.

Somutlaştıralım: Amerikan hegemonyasına karşı çıkmaktır.

Güncelleyelim: ABDnin Ortadoğudaki bugünkü stratejisini eleştirmektir.

Hem güncelleyip hem somutlaştıralım: İncirlik Mutabakatına karşı çıkmak ve ABD-PYD ilişkisini sorgulamaktır.

(Bu yazının konusu değil ama bir parantez açalım: Türkiyenin emperyalistler açısından en kıvamlı adamı Erdoğana bile bu noktada yoklama çekmediler mi? İncirlike bütün NATO güçlerinin konuşlanmasına izin ver, PYDye dokunma; ondan sonra ister laikliğe saldır, ister başkanlığı getir, ister Kürt illerini yerle bir ederek vatan savaşı ver, ister HDPyi meclisten kazı önemli değil. Erdoğan bu noktada kıvama getirilmiştir. Parantezi kapayalım.)

Kritik noktada bir şekilde kıvama gelin, diğer konularda istediğiniz kadar radikal olabilirsiniz, izin vardır. O radikallikleriniz, radikallerin kıvama getirilmesinin araçlarına dönüşecektir çünkü.

O halde yoklamadan alnı ak çıkabilmenin yolu, kritik noktayı iyi tespit edip net ve tavizsiz tutum almaktır. O zaman görülecektir açılan kapıların nasıl duvar olduğu, diğer radikalliklerin de hoşluk olmaktan çıkıp nasıl başa bela edildiği.

***

Kıvama getirmenin bir diğer yolu, devrimciyi boyundan büyük işe çekme yöntemidir. Kapılar denetimli olarak açılır ve o açık kapılara göre bir konum almanız sağlanır. Siz tezgahınızı açtığınız değil açtıkları kapıya göre kurarsınız, ama aslında size tezgah kurulmuştur.

Ata(ana)larımız bu tür tuzaklara karşı sürekli devrimciyi uyarır: Boyundan büyük işe kalkma der, Ayağını yorganına göre uzat der, Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma der vb…

İyi de sürekli tedirginlikle devrimcilik mi olur? Bu tür yoklamalara (tuzaklara) karşı panzehir, devrimcinin özgücünü çok iyi bilmesi ve buna dayalı yıkılmaz bir tezgah kurmasıdır. Elde var bir olan öz tezgah (Bolşevikler bunu burjuvazinin erişemeyeceği çekirdek yapı olarak tarif etmişlerdi) sağlama alındıktan sonra tehlikeli sularda yüzmekte bir sakınca yoktur.

Dimyata pirince giden, evdeki bulguru yanına almalıdır. Erzaksız yola çıkılırsa yarı yolda nefesin kesilmesi kaçınılmaz olur. Erzakımız evdeki sandıklardadır (bu sandık konusunu daha önce yazmıştık).

Velhasıl düzenin daha bir sürü yoklama yöntemi var. Osmanlıda oyun bitmez demişler. Osmanlı da az değil belki ama, bence bu işin piri Çinlilerdir. Harro von Sengerin üç ciltlik 36 Strategem (Savaş Hilesi) adlı eserini (Türkçede Anahtar Yayınlarından çıktı) tüm devrimciler okumalı.

***

Bazıları yoklama çekilmesini önlemenin yolunun yoklama kaçağı olmaktan geçtiğini sanır. Oysa bu da çare değil. Zaten düzenin asıl amacı sizin yoklama kaçağı olmanız, kendi dünyanıza tıkılıp kalmanız, deyim yerindeyse kumda oynamanızdır. Böyleleri yoklanmaz bile!

Devrimci yola çıkacak; düzen yoklama çekecek, tuzak kuracak; devrimci bu yoklamalara ve tuzaklara karşı kendi uyarı ve direnç sistemlerini geliştirecek… Sınıf mücadelesi de zaten budur. Devrimci politika yoklamadan kaçmaz, ama onu bertaraf edebilir.

***

Buraya kadar yazdıklarımız madalyonun bir yüzü.

Devrimciyi sadece düzen yoklamaz. Emekçi halk da devrimciye yoklama çeker. Yokladık, çakmak taşı çıktı diye de bir halk sözü var.

Bu çok daha kritik bir sınav ve aslında düzen yoklamalarına göğüs gerebilmenin sırrını da barındırıyor.

Gelecek bir yazıda madalyonun bu daha belirleyici yüzünü tartışırız.

NOT: Dokunma konusunu yazacaktık ama sonradan düşündük onu herkes yazdı. Hem bu yoklama konusu dokunma konusunu da kapsıyormuş gibi geldi.