Bir Nuray Mert portresi olarak liberallerin sefaleti! (*)

Merdan Yanardağ

Nuray Mert... Akademisyen, siyasal gözlemci, sosyolog doktor, profesör, köşe yazarı, kanaat önderi... Bu unvanları daha da çoğaltabiliriz. İnsan bu kocaman sıfatları duyunca şöyle bir toparlanma ihtiyacı duyuyor. Ancak bu unvanlardan en fiyakalısı da herhalde "liberal demokrat" olmalı.. En iyi olasılıkla -emin değilim ama- sol liberal sayabileceğimiz bir hanım köşe yazarı. 

Mert, 8 Ocak 2016 tarihinde Cumhuriyetteki köşesinde bir yazı yazdı. Bu yazıyı ele alacağız, ama önce kısa bir anımsatma ve değerlendirme yapmakta yarar var.

İşi gücü Türkiyenin solcularına, devrimcilerine, yurtseverlerine, aydınlanmacı ve laik çevrelerine ayar vermek olan bir çevre var. Nuray Mert de onlardan biri. Ancak, bütün liberal ve sol liberaller gibi son iki yıllık siyasal gelişmeler nedeniyle o da fena halde çuvalladı. Çünkü, "Askeri vesayeti yıkacak ve ülkeyi demokratikleştirip normalleştirecek" dedikleri AKP, liberallerin beklentilerini hızla boşa çıkardı. Büyük bir hayal kırıklığı yaşandı ve liberallerin bütün tezleri çöktü.

Askeri vesayeti yıkarak demokratik devrim yapacak dedikleri siyasal islamcı AKP iktidarı, ülkeyi dinci-faşizan bir diktatörlüğe, yolsuzluk bataklığından beslenen bir ahlaksızlık ortamına, bilim ve akıl karşıtı ilkel bir laiklik düşmanlığına, yani özetle Ortaçağ karanlığına doğru götürmeye başladı.

ATILINCA YANILDIKLARINI ANLADILAR
Bunun üzerine Nuray Mert ve arkadaşları, "kandırıldık" ya da "yanıltıldık" demeye başladılar. Çünkü onlar, kendilerine köşe ve kürsü verilen gazete ve televizyonlardan teker teker tasfiye edilmeye ve kullanıldıktan sonra buruşuk bir peçete gibi bir kenara atılmaya başlandılar. Ahmet Altan, Mehmet Altan, Hasan Cemal ve Nuray Mert böyle isimlerden sadece bir kaçını oluşturuyordu. 

Zaten AKP İstanbul İl Başkanı (şimdi milletvekili) Aziz Babuşçu, "Artık yeni rejimin inşa dönemine geçildi, yeni dönemde liberallerle yollarımız ayrılacak diyordu. Cumhuriyeti liberallerle birlikte yıkmışlardı ve artık onlarla işleri bitmişti. 

Peki, bu durumda ne beklenir? Entelektüel haysiyet, demokrat bir insan samimiyeti ya da ortalama aydın namusu nasıl bir davranışı öngörür? 

Bu sorunun yanıtı basittir; yüzünüzü topluma döner ve açık bir özeleştiri yapar ve özür dilersiniz. Kamuoyuna "yanıltıldık" demekten çok "yanıldık" dersiniz. O güne kadar, "darbeci, statükocu, kemalist tepeden inmeci, endişeli modern, laikçi teyze" diye saldırdığınız ya da alay ettiğiniz kesimlerden de af dilersiniz, değil mi!

En azından, geçmişte darbecilerin yayın organı olarak gördüğünüz, başyazarı ve İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk 82 yaşında gözaltına alındığında sesinizi çıkarmadığınız, dahası, örtük şekilde böyle bir muameleyi hak ettiğini düşündüğünüz insanların gazetesi Cumhuriyette yazmaya başlayanlardan böyle özgüvenli bir tavr beklenmez mi!

Nerede! Böyle bir entelektüel haysiyet belli ki onlardan çok uzakta.

Ne diyorlar; "niyet okuyamazdık". Bizi saf sandıkları için de, "Nereden bilebilirdik" diye devam ediyorlar, "Biz beyanları esas aldık"!

Hadi ya!

Söyler misiniz, başkalarının, örneğin sırf AKP iktidarını eleştirdiği ve bu iktidarın dinci faşizan bir dikta girişimine karşı koyduğu için "darbeci" diye yaftaladığınız insanların beyanlarını neden dikkate almadınız?

Siyasal ve toplumsal olayları çözümleme yönteminiz bu kadar basit mi? 

KASABA YOBAZLIĞINA ONAY ÜRETTİNİZ
Zaten son 60 yıldır içi boşaltılarak bir kabuğa dönüşen Cumhuriyetten geriye ne kaldıysa sizin paha biçilmez katkınızla yıktılar. Toplumun direniş refleksini siz kırdınız. Ortada başka bir şeyin döndüğünü, örtülü bir islamcı darbenin yaşandığını düşünen insanlara, "Hayır" dediniz, "Ne şeriatı, askeri vesayet yıkılıyor, ülke demokratikleşiyor, endişe edecek bir şey yok, normalleşiyoruz".

Laik eğitim sizin sayenizde çöktü, okulları medreseye çevirdiler. Farkında mısınız, kasaba yobazlığının iktidarını "demokratik" ve "özgürlükçü" gerekçelerle siz onayladınız. Daha önemlisi bu iktidar için toplumdan siz rıza ürettiniz. 

Örneğin, Türkiye tarihinin en büyük sivil isyanı olan ve "Ne darbe ne Şeriat" sloganlarının atıldığı, adını da bu slogandan alan "Cumhuriyet mitinglerini" siz lekelediniz. Tek bir camın kırılmadığı, sıradan küçük bir olayın bile yaşanmadığı, herbirine 2 ila 4 milyon arasında dev bir kitlenin katıldığı, daha önemlisi Kürt düşmanlığı anlamına gelecek tek bir sözün edilip tek bir pankartın bile taşınmadığı bu mitingleri, "darbecilerin eylemi" diye yaftaladınız. Toplumun demokratik karşı koyma çabasını kirlettiniz. O mitinglere katılan insanlar, 2013 Haziranında Gezi direnişi ile yeniden tarih sahnesine çıkana kadar durumu anlamamakta ısrar ettiniz. Hala edenleriniz de var.

YAĞMA YOK
Bugün de kalkmış, "Biz niyet okuyamazdık" diyorsunuz!

Tamam da güzel ablam; kendi yaşam tarzlarına, demokratik haklarına, özgürlüklerine ve tarihsel kazanımlarına bir saldırı olduğunu düşünen, bunun için sesini duyurmaya çalışan o "laikçi teyzelerin" ne günahı vardı? Onlar durumu gördüler ve kaygılarını dile getirdiler diye "laikçi, endişeli modern, ulusalcı ya da vesayetçi" oluyorlar da siz hala nasıl haklı oluyorsunuz? Söyler misiniz, nasıl?

Sizin asıl işiniz, gerçekte "niyet okumak" değil midir? Bir toplum bilimci, bir siyasal gözlemci ve gazete yazarı gerçekte ne iş yapar? Toplumsal, tarihsel, siyasal ve kültürel olgular ışığında, elindeki bilimsel verilerden hareketle gelişmeleri analiz eder, geleceğe ilişkin öngörülerde bulunur. Yani bir anlamda siyasal ve toplumsal aktörlerin "niyetlerini" okur. 

Allah aşkına söyler misiniz, sahi siz ne iş yaparsınız?

Ama nerede!

Onlar her zaman haklı olacaklar. Dün de haklı, yol gösterici ve herkesten demokrattı onlar, bugün de öyle!

Yağma yok!

Siz önce kendi hayatlarınıza, sonra da bu ülkeye ve topluma ihanet ettiniz. Şimdi de en ucuz yöntemle, utanmadan, sıkılmadan, özür dilemeden, özeleştiri yapmadan kaytarmaya çalışıyorsunuz.

Buna izin vermeyeceğiz.

Gelelim somuta, Prof.Dr. Nuray Mertin yazısına... Allah için çok doğru bir dizi değerlendirme de var yazıda.. Ama daha önemlisi büyük bir aldatılmışlık duygusu ve şaşkınlık sinmiş yazının dokusuna... 

Diğer taraftan o bildik, artık insana bıkkınlık veren yukarıdancı liberal şirretlik ise devam ediyor. Yine, "laikçi teyzelere", cumhuriyetçilere ve devrimci sosyalistlere saydırıyor ve dönüp, "Öyle üste çıkmaya çalışmayın, biz sizi de biliyoruz" diyor, iyi mi!

Siz neyi biliyorsunuz Nuray Mert? Hani niyet okuyamıyordunuz! Nereden anladınız o insanların vesayetçi, darbeci vs olduğunu? 

Tam bir arsızlık hali... Kendisi hep üste olacak! Gerisinin bir önemi yok.

Belli ki, içini kemiren, ruhunu rahat bırakmayan o haksızlık yapma duygusunu, aldatılmışlık durumunu, yanılmış ve hatalı olma halini böyle bastıracak. 

SOLUN YAKASINDAN DÜŞÜN
Nuray Mert söz konusu son yazısında şöyle diyor:

"Öyle bir hal içindeyiz ki, artık mesele demokrasi, özgürlükler, otoriterlik, başkanlık vs. bile değil! Öyle bir çukura düştük ki artık aklıselim, edep, adap, insanlık, hepsi tedavülden kalktı. Derme, çatma İslamcılık, sağcılık, milliyetçilik karması bir siyasal ideoloji peşinde ülke yangın yerine döndü. Dahası, söz konusu olan ideoloji bile değil. Mağduriyetin isyanı sandığımız meğer öfkeye dönmüş bir aşağılık kompleksi, haysiyetli bir itiraz sandığımız meğer pespaye bir intikam duygusu imiş. Marazi sandığımız esas, esas sandığımız riya imiş. Bilemezdik, insana değer veren kimse bilemezdi. İnanmasaydınız diye kimse üste çıkmaya çalışmasın, onların da ne olduğunu biliyoruz." (Cumhuriyet Gazetesi, 8 Ocak 2016)

Bu nasıl bir edep yoksunluğu böyle! Biraz utanın yahu! Kim üste çıkmaya çalışıyor? Bugün sizin yeni farkına vardığınız durumu yıllardır söyleyen, yazan ve bunun için mücadele eden, bedel ödeyen aydınlanmacılar mı, cumhuriyetçiler mi, devrimciler mi, sosyalistler mi? Kim? 

Sadece 14 yıldır değil, 12 Eylül 1980den beri ağır baskı gören, dışlanan, Türk-İslam sentezcilerinin karşısında -sizin sevdiğiniz moda deyimle söylersek eğer- ötekileştirilen, Ergenekon tertipleriyle hapis yatırılan, hayatları karartılan, işlerini kaybeden insanlar mı üste çıkmaya çalışıyor?

Yeter artık! Ya Nuray Mertler solun yakasını bırakmalı ya da sol yakasını bunlardan kurtarmalıdır.

Her şeyi bir yana bırakın, bugün her nasılsa yazı yazdığınız o gazetenin 82 yaşında gözaltına alınan başyazarının, İlhan Selçukun anısına saygı duyun ve susun bari.

Aslında siz hala geçmişte "muhafazakar demokrat" sandığınız AKPnin siyasal islamcı rejimi için dolaylı da olsa rıza/onay üretmeye devam ediyorsunuz. Özeleştiri yapmaktan kaytarıyorsunuz ve ortalama bir entelektüel haysiyete filan da sahip değilsiniz, bunu anladık. Bari, dinci faşizan bir diktatörlük kurmak için harekete geçen bu iktidara karşı mücadele yürüten insanlara saldırmaktan vaz geçin. 

Artık fena halde sıkıldık sizden. Asabımızı bozuyorsunuz.

Dahası komik oluyorsunuz. İnsanların aklıyla alay etmeye kalkıyor, ama kendiniz aptal durumuna düşüyorsunuz. Yapmayın, daha fazla ayağa düşmeyin.

Biraz tutarlı olun, harbi olun, mert olun!

----------------

* Bu yazıyı yaklaşık bir buçuk yıl önce kaleme aldım ve 10 Ocak 2016 tarihinde ABC Gazetesinde yayımlandı. Nuray Mert Cumhuriyet gazetesinde yazmaya başlamıştı ve oradan sola, devrimcilere, cumhuriyetçilere utanmazca saldırmaya devam ediyordu. O yine yanılmamıştı ve bizler yanlış yerde durmaya devam ediyorduk, iyi mi! Müftülerin nikah kıymasını savunan, Evrim Teorisinin müfredattan çıkarılmasını estekleyen, ğitimin dinselleştirilmesine sesi çıkmayan Nuray Mert, tepkiler üzerine nihayet Cumhuriyet gazetesi yazar kadrosundan çıkarıldı. Zaten bu gazetede yazdırılması başlı başına bir skandaldı. (Bunu şimdilik bir kenara koyalım.)

Ancak, bu tasarrufu bazı aklı evvel liberaller düşünce-basın özgürlüğü gibi bir zemine çekmeye çalışıyor. Bu yaklaşım hem bir cehalet hem de tam anlamıyla aptallıktır. Mert ,kendi çizgisine yakın olan her yerde yazabilir. Onun yazma hakkını savunmakla Cumhuriyet ya da Birgün gibi bir gazetede yazmasını istemek ayrı şeydir. Siz bir faşistin sosyalist bir gazetede yazmasını ya da tersini mtlak bir hak olarak isteyebilir misiniz? Böyle saçma şey olur mu?

Neyse.. Konunun güncelliği nedeniyle, küçük düzenlemelerle (örneğin başlık yeni) geçen yıl kaleme aldığım ve zamanında hayli ilgi çekerek tartışma yaratan Nuray Mert vakası hakkındaki yazımı, dostlarımdan gelen talebin de etkisiyle yeniden yayınlıyorum. Tasarruf yargısız, yargı gerekçesiz kalmasın diye...