Sinemada hırsız var!

Sinemada hırsız var!

Ali Rıza ÖzkanHerhangi bir sanat eserinden faydalanmanız karşılığında eserin sahibine ödediğiniz ücrete “telif hakkı'' diyoruz. Bu ücret doğrudan eseri meydana getirenin alması gereken bir ödemedir.Sinemada telif hakkı, seyircinin...

Ali Rıza Özkan

Herhangi bir sanat eserinden faydalanmanız karşılığında eserin sahibine ödediğiniz ücrete “telif hakkı'' diyoruz. Bu ücret doğrudan eseri meydana getirenin alması gereken bir ödemedir.

Sinemada telif hakkı, seyircinin bilet alarak sinema salonuna girdiği anda veya herhangi bir taşıyıcı (DVD vs.) içinde satın aldığında veya herhangi bir yayıcı (TV, internet, mobil telefon, P2P vs) aracılığı ile yayınlandığı anda yasal olarak oluşmuş durumdadır.

Sinema sektöründe yasanın belirlediği eser sahibi 3 yaratıcıdan oluşuyor. Yönetmen, senarist ve besteci. Dolayısıyla, bir film çekmiş yönetmenin, senaristin ve bestecinin sinema biletinden, satılan DVD, BluRay benzeri taşıyıcılardan, TV, internet vs. yayıncılığından kendilerine yasal olarak tanınmış telif hakkını alması gerekmektedir.

Ancak, ülkemiz gerçeğinde, hiçbir yönetmen, senarist ve besteci ürettikleri filmlerden haklarına düşen telifleri alamamaktadır. Peki, yasalar engel değilse, sinema alanında eser sahipleri neden telif hakkını alamıyor?

Sorunun boyutunu rakamla ifade etmeye çalışacağım. Box Office rakamlarına göre, 2016 yılında sinema salonlarına 58.287.316 seyirci bilet almış ve toplam 691.969.424 TL ödemiş. Bu gelirin % 10’u eser sahiplerinin gasp edilen hakkıdır. Yani, yönetmen, senarist ve bestecilerin cebinden çalınan paranın miktarı 69.169.642,40 TL’dir. Bu sadece, sinema salonlarında gasp edilen miktardır. Buna, TV kanallarında oynatılan filmleri, DVD, BluRay vs taşıyıcıları, internet, mobil telefonlar, P2P platformlar vd yayınları eklediğimizde, sinemada eser sahiplerinin yıllık kayıplarının 100 milyonlarca lirayı bulduğunu rahatça anlayabiliriz.

Sorumluluk Kültür Bakanlığı’nda

1986 yılında kurulan MESAM, 1994 yılından itibaren üyesi olan söz yazarı ve bestecilerin teliflerini toplamaktadır. Buna karşılık, sinema sektöründe herhangi bir düzenleme ve yetkilendirme gerçekleştirilmemiştir.

Elbette, sinema sektöründe telif haklarının korunma usûl ve esaslarını belirleyecek düzenlemeyi ve bunu gerçekleştirecek kurumun yetkilendirilmesi görev ve sorumluluğu Kültür Bakanlığı’na aittir. Yani, başka bir ifade ile, eğer bugün sinema sektöründe teliflerin nasıl tahsil edileceğine ilişkin bir düzenleme yoksa ve bu tahsilatın hangi kuruluş aracılığı ile yapılacağı bilinmiyorsa, bunun sorumlusu doğrudan Kültür Bakanlığı’dır.

MESAM 1994 yılından bu yana yetkilendirildiği halde, sinema sektöründe telif haklarının tahsilatına ilişkin düzenlemeyi Kültür Bakanlığı’nın 23 yıldır neden yapmadığının bir cevabını istemek, sektörün tüm çalışanlarının hakkıdır. Üstelik bu dönemin son 15 yılında Kültür Bakanlığı’nın aynı parti tarafından belirlendiğini de göz önüne aldığımızda, sorumuzun muhatabının mazeretini tüm kamuoyunun bilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Peki, ev sahibinin hiç mi suçu yok?

Nasrettin Hoca’nın serzenişini bilerek tersine çevirdim. Çünkü, bugüne kadar bakanlıkların savsaklaması bir sorun ise, aynı şekilde, sinema yönetmenlerini, senaristlerini ve bestecilerini temsil iddiası taşıyan ve hepsi de Kültür Bakanlığı tarafından resmen tanınmış meslek birliklerinin ağır sorumluluklarını da vurgulamak gerekiyor.

Çünkü, bakanlık görevini yapmıyorsa, ona bu görevi hatırlatacak, uyaracak ve gerekirse kamuoyunu harekete geçirerek mücadele edecek yine meslek birlikleridir. Bu konuda, tüm meslek birlikleri yöneticilerine Yıldırım Gürses’i örnek almalarını öneririm. 1986 yılında MESAM kurulurken, ANAP iktidardaydı ve Gürses Turgut Özal’la çok samimi ilişkilere sahipti. Ancak, müzik eseri sahiplerinin haklarını korumak görevine, bu ilişkilerin sıcaklığı hiçbir şekilde mani olmadı. Yani, sinemada milyarlarca TL telif hakkı kaybına yol açan karmaşanın sebebi iktidar yandaşlığı/karşıtlığı ile de açıklanamaz.

Meslek birliklerinin temel görevi, üyelerinin haklarının takibi ve tahsilini sağlamaktır. O halde, telif haklarını toplayamayan bir meslek birliği ne işe yarar? Gündemlerinde telif hakkı tahsili sorunu birinci maddeyi işgal etmesi gerekirken, meslek birliklerine “3 maymun'' tavrının hakim olması, her yönetmenin, senaristin ve bestecinin aklına şu soruları getirir: Acaba, meslek birlikleri sinema alanında telif haklarının nasıl toplanacağını mı bilmiyorlar? Yoksa, telif haklarının toplanmasını sağlayacak düzenlemelerin yapılmasını bakanlığa kabul ettiremiyorlar mı? Veya, bakanlıkla “ilişki seviyeleri'' telif hakları alanında çaba göstermelerini engelleyecek içeriğe mi sahiptir?

Bakanlık ve meslek birlikleri bu konuda nasıl bir açıklama yaparlar, bilemiyorum. Ben sadece, üreten insanların alın terini gasp edenler ve gasp edilmesine seyirci kalanlar acaba, bunu hangi vicdan, ahlak ve inanç kriteri ile açıklıyorlar, onu merak ediyorum.

Önceki ve Sonraki Haberler
Kültür Sanat