'TSK'nın elinde IŞİD roketlerini engelleyecek bir sistem yok'

'TSK'nın elinde IŞİD roketlerini engelleyecek bir sistem yok'

Emekli Hava Yüzbaşı İstanbul Arel Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Hüseyin Çelik ile İŞİD’in Kilis’e yönelik saldırılarını ve medyanın bugünkü durumunu konuştuk.Katyusha füzelerinin hareketli araçlar vasıtası...

Emekli Hava Yüzbaşı İstanbul Arel Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Hüseyin Çelik ile İŞİD’in Kilis’e yönelik saldırılarını ve medyanın bugünkü durumunu konuştuk.

Katyusha füzelerinin hareketli araçlar vasıtası ile atıldığını vurgulayan Çelik, Türkiye’nin bu füzelerden korunabilmesi için, ekonomik olarak masraflı savunma sistemlerine ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Çağdaş Gökbel

Kilis kent merkezine İŞİD tarafından atılan füzeler Kilis’te can ve mal kaybına neden oldu. Kilis halkı artık yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalıyor. Sınırdan gönderilen bu füzeler neden engellenemiyor? Bu tarz saldırıları önleyebilecek savunma sistemleri neden kurulamıyor?
Kilis kent merkezine atılan füzeler Rus yapımı Katyusha füzeleridir. Bu füzeler hareketli araçların üzerinden atılabilir. Bu nedenle yer değiştirme imkânına sahiptir. Böylece her yerden atılabilir bir füze sistemi özelliğine sahiptir. Füzelerin fırlatılmasının ilk amacı düşmana korku ve şok yaratmaktır. Bu nedenle hedef gözetmeksizin tesadüfi hedeflere rahatlıkla atılabilir. Rampalarında sekiz veya 16 füze fırlatabilir.32 ve 64, hatta 72’lik rampaları da bulunmaktadır. Bu füze sistemi Stalin zamanında üretilmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler’in Alman ordusuna karşı kullanılmıştır. Bu füzeler hedefleri şaşırmakta vedüşmanı korkutmaktaydı. Bu füzeler nokta hedeflerine değil daha çok piyadeler gibi toplu insan hedeflerine karşı kullanılmıştır. Tank, top, hava ve deniz hedeflerini vurması ancak tesadüfü olarak mümkündür. Bu füzeler çoğunlukla kamyonlara monte edilen rampalara takılmaktadır. Bu silah son yıllarda Lübnan’daki Hizbullah örgütü tarafından İsrail’e karşı kullanılmıştır. Bu füzelerİŞİD, İslami cihat örgütü envanterinde mevcuttur.30 kilometreye kadar uzanan menzile sahiptir. Türkiye bu silahın yıkıcı etkilerinden korunamamaktadır. Bunun birinci nedeni kara ve hava harekâtı yapamamasıdır.

Emekli Hava Korgeneral Erdoğan Karakuş Sözcü yazarı Saygı Öztürk’e yaptığı açıklamada Fırtına obüslerinin karşılık vermede yetersiz olduğunu belirtti. Gerçekten de Fırtına obüsleri tek başına bu saldırıları engelleyebilecek caydırıcılıkta bir silah mı?
Türkiye bu füze saldırılarına karşı fırtına obüsleri ve tank atışlarıyla Türkiye sınırı içerisinde karşılık vermektedir. Fırtına obüsleri gibi büyük ve kalabalık hedeflere karşı kullanılan sistemler, küçük füzelere karşı etkili olamamaktadır. Çünkü bu silahlar küçük saldırılara karşılık vererek ve kilometrelerce ötedeki küçük, belirsiz hedefleri vurmak için teçhiz edilmemiştir.İŞİD’in kullandığı füzeler 82, 132 ve 300 mm’lik çok namlulu roketlerdir. İŞİD bu silahları daha çok 10 veya12 kilometre uzaktan atmaktadır. Atış edilen yer ne kadar uzaksa hedeflerden sapma o kadar yüksek olmaktadır. Bu füzeler Halep kentine bağlı çeşitli bölgelerden atılmaktadır.

“TÜRK HAVA KUVVETLERİNİN ELİNDE BUNLARI ENGELLEYEBİLECEK BİR SİSTEM MEVCUT DEĞİLDİR''

Füzeleri fırlatan İŞİD gruplarının sık sık yer değiştirmesi rampanın yerini tespit edilmesini zorlaştırmaktadır. Bu füzelere birönlem olarak devlet, Amerika Birleşik Devletleri’nden HIMARS füzelerini talep etmiştir. Ayrıca Predator gibi insansız hava araçları istenmiştir. HIMARS sistemi aslında nokta vuruşu yapacak bir sistemden ziyade geniş bir alana yayılmış hedefleri yok etmeye yarayan bir sistemdir. Katyusha füzelerinin engellenememesinin nedeni hareketli olması, karşı tehdit olmadan serbest satış yapabilmesi ve bunların yerini tespit edici bir mekanik ve elektronik aygıtın bulunmamasıdır. Bu füzelere yönelik savunmakonseptini yapmak hem masraflı hem de uzun bir zamanı gerektirmektedir. Türk Hava Kuvvetleri’nin elinde bunları engelleyebilecek bir sistem mevcut değildir. Sınırda bir savunma teşekkülü olarak İsrail’in yaptığına benzer bir sistem kurulabilir. İsrail’in demir kubbe sistemi gökyüzüne sinyal gönderip karşı sinyallerle göre hareket eden bir savunma sistemidir. Bu sistem Katyusha füzeleri gibi küçük hedeflere karşı kullanılmaktadır. Diğer bir sorunGenelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı’nın (GES) 2012 yılında Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) devredilmesidir. Böylece askeri faaliyetler olan SIGINT (Sinyal İstihbaratı), COMINT (İletişim İstihbaratı), ELINT (Elektronik İstihbarat) gibi faaliyetler MİT’e devredilmiştir. Oysa bu faaliyetler hava savunma konsepti içerisinde olan ve düşman hakkında anlık bilgi toplamaya yarayan, ardından ani askeri reaksiyon gerektiren işlerdir. Yani füzelerin rampalarından çıktıkları anda yerlerini belirleyen sistemler artık MİT’tedir. Fakat görüldüğü üzere sistemlerinin bu füzeleri tespit etmede yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.

Rusya ile yaşanan uçak krizi ve Suriye dış politikasının tüm bu yaşananları göz önüne aldığınızda sürdürebilir olduğuna inanıyor musunuz?
Rusya ile kriz sürdürülebilir değildir. Yani böylesi çatışmalı bir ortamda ve ekonomileri birbirine bağımlı iki ülkenin kriz halinin devam etmesi daha büyük sorunlara yol açabilir. Rusya’nın bu bölgede boy göstermesi ile birlikte bölgedekikarışık denklemler daha fazla işin içinden çıkılamaz hale gelmiştir.Sonuçta batı ile doğu karşıt hamleler biçiminde devam eden süreç kapsamında Türkiye’nin tarafsız davranmasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye ve Rusya kısa sürede anlaşmalı ve tarafsız kalmanın çarelerini aramalıdırlar.

Kilis’te yaşananları medyanın kamuoyuna tam olarak yansıtamadığı söyleniyor. Sadece asker kimliğinizle değil, aynı zamanda iletişim fakültesinde çalışan bir akademisyen olarak değerlendirdiğinizde, Türkiye’de medyanın içinde bulunduğu krizi nasıl yorumluyorsunuz?
Havuz medyasının oluşması ile birlikte iktidar yanlısı seslerin sayısı artmıştır. Bu nedenle medya, sermaye, devlet sarmalı olarak oluşturulan liberal ülkelerdeki yapı Türkiye’de değişik şekilde yeniden yapılandırılmıştır. İktidarın sayesinde özellikle TMSF’ye devredilen medya grupları, iktidar yanlısı işadamları ve gruplarına verilmiştir. Bazı gruplar ise satın almalar yoluyla medya alanındaki hisselerini artırdılar ve iktidara yakın durdular. Bunun amacı medya sahiplerinin diğer alanlardaki işlerini gerçekleştirmek için bir araç olarak medyayı görmeleridir. Böylece bu işadamları ve gruplar medya sayesinde işlerini daha çok büyütmektedirler. Bu nedenle Türkiye’deki oluşum iktidar, medya, sermaye düzleminde gerçekleştirilmektedir. Örneğin Havuz medyası gibi gazeteci kökenli olmayan grupların eline geçen geleneksel medya yapısı dönüşerek iktidar ile eklemlenmiştir. Sermaye, medya sayesinde iktidara yakın durarak ekonomi içerisindeki ağırlığını daha fazla hissettirmekte ve önemli gelirler elde etmektedir.

Hüseyin Çelik kimdir?

1960 yılında Malatya’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İzmir’de tamamladı.  Uzun yıllar Türk Hava Kuvvetlerinde görev yaptı. 2003 yılında Yüzbaşı rütbesinde emekliye ayrıldı. Yükseköğrenimini Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu Radyo ve Televizyon bölümünde yaptı. 1999 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo, Televizyon ve Sinema bölümü Yüksek Lisans programından, 2009 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo, Televizyon ve Sinema bölümü Doktora programından mezun oldu. 2011 yılında İstanbul Arel Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı bölümünde Yrd. Doç. Dr. kadrosuna atandı. 2014’de Doçent unvanını aldı. Halen aynı üniversitede öğretim üyeliği görevine devam etmektedir. Kültür, uluslararası iletişim, medya ve havacılık alanlarında çalışmaları bulunmaktadır.

Önceki ve Sonraki Haberler
Gündem