Ali Rıza Özkan

Ali Rıza Özkan

Kibirli ve acımasız bir komedyenin filmi: Ali Baba ve Yedi Cüceler

Cem Yılmazın her yeni filmi günler öncesinden tartışmalar yaratırken, bu kez PR çalışması dışında medyada eleştiri görmek mümkün olmadı. Kişisel olarak, zaten beğenmediğim bir filme ayrıca zaman harcamanın gereksizliği hakkında düşünürken, Ankaradaki galaya ekibin Reza Zarrabın özel jeti ile gitmesi ve Ankarada Yılmazın söylediklerinden sonra fikrimi değiştirdim.

Ali Baba ve Yedi Cüceler gösterime girdiği ilk 3 gün içerisinde 539.639 seyirci tarafından izlenmiş. Bu demektir ki, film Mahsun Kırmızıgülün Mucizesini geçme şansı yüksek bir konumda. Ancak, hepimiz biliyoruz ki, seyircinin akın etmesi iyi bir film için kanıt oluşturmaz. Aynı şekilde, seyirci tarafından anlaşılmayışı da, sanatsal seviye konusunda bir kanıt oluşturmaz. Örneğin, Sinan Çetinin Kağıt filmini sadece 24.812 kişinin izlemiş olması, filmin sanatsal açıdan bir felaket olduğu gerçeğini değiştirmez.

Hemen yazımın başında belirteyim. Irina Ivkina hariç, oyuncuların tamamının tüm yeteneklerini ortaya koyduğunu görmezden gelemeyiz. Yosi Mizrahi, Bahtiyar Engin, Zafer Algöz yeteneklerini defalarca kanıtlamış oyuncular. Ancak, bu filmin asıl sürprizinin Çetin Altay olduğunu vurgulamak gerekiyor. Altayın kısa sürede güldürü filmlerinin vazgeçilmez ikinci adamı olacağına bahse girerim!

Kötü senaryo, mucize final!

Filmin omurgasını oluşturan başarısız esnaf, kötü emelli çetenin eline düşmüş güzel kadın, dünyayı tehdit eden mafya lideri, insan avcılığı ve dünyanın değiştiğinden habersiz görev aşkı yüksek Kızıl Ordu mensubu tiplemelerinin tamamı Avrupa ve Hollywood filmlerinden bildiğimiz tiplemeler. Diyebiliriz ki, Ali Baba ve Yedi Cüceler eklektik, oradan buradan ödünç alınmış hikâyelerin birbirine yapıştırılması ile ortaya çıkmış bir film.

Elbette, seyircinin sevdiği tiplemeler farklı filmlerde karşımıza çıkabiliyor ve bu durum tek başına bir eleştiri konusu yapılamaz. Ancak, Cem Yılmazın bu tiplemeleri kendine has bir yorumla perdeye getirdiğini söylemek de mümkün değil. Aslında, berbat bir senaryo yazdığını Cem Yılmaz kendisi de biliyor ki, çıkmaza saplanan hikâyesini ilerletebilmek için sürekli mucizevî türüklerden yardım alıyor.

Oyuncuların tüm iyi niyetine ve çabasına rağmen, özgünlük konusundaki başarısızlık kendisini senaryonun bütününe taşıyor ve ortaya oldukça kötü bir senaryo çıkıyor. Güldürmek ile aksiyon arasında kararsız, araya bolca yerli malı serpiştirmek zorunda kalınmış, aynı zamanda alınan reklamların da hakkının verilmesi gereken, 3-4 küçük replikle cepheleşen Türkiyenin müzmin muhalefetine de selam çakılan, benzin filtresi tıkalı araba gibi temposu sürekli tökezleyen bir film ortaya çıkmış.

Çuvaldızı eleştiriye batıralım!

Eleştiri, her sanat eserine karşı adil olma tutumunu koruyamazsa, cepheleştirilen Türkiyenin bir parçası olmaya mahkûmdur. Bu durumda, işlevini yerine getiremez ve sadece birilerine payanda olacaktır.

Farklı bir elden çıktığında, sinema yazarlarımızın bu kadar kötü bir senaryoyu yerden yere vurmak konusunda tereddüt etmediklerini bildiğimden, bir ikisi dışında kimsenin senaryo konusuna değinmeyişini garipsediğimi belirtmeden geçmeyeceğim.

Cem Yılmaza, çalıntı eser iddiaları sezonu açıldı, bu konuda ne diyorsunuz türünden sorular sormak dışında soru bulunamadığı an, eleştirinin de bittiği andır.

Ya da, daha önceki filmlerde yer alan kafa rollerdeki hiçbir oyuncu bu filmde oynamadığı halde, hep aynı ekiple çalışıyorsunuz demek, Kafkacıl bir metamorfozla mı karşı karşıyayız, sorusunu ister istemez, sorduruyor, insana. Cem Yılmazın filmine yapılan değerlendirmeleri okuyunca, ne yazık ki, eleştiri de sınıfta kalmış, bunu anlıyorum.

Sinema mı, reklam mı?

Sinema filmlerinin içerisine reklam alma olayının tüm dünyada yasal düzenlemelerle kısıtlanması gündemde. Bir kısım eleştiri seyircinin film izleme kararının istismar edildiği ve haksız kazanç oluştuğu yönünde. Yasal düzenleme isteyen bir kısım sivil toplum kuruluşları ise, filmin içinde kullanılan reklamın açıkça belli olması gerektiğini öne sürüyor.

Ali Baba ve Yedi Cücelerin baştan sona ürün yerleştirme hırsına kurban edilmesi bence,  seyircinin filmden koptuğu, hatta tepki duyacağı anlar olarak Yılmazın hanesine yazılacak. Bu konu, film yapmanın zorlukları üzerine acıklı tiradlarla seyircinin ikna edileceği noktayı çoktan aştı.

Filmde yerleştirilen reklamları burada tek tek saymak istemiyorum. Cüccaciyeci Şenayın saç modelinin İş Bankası reklamındaki tiplemeden aynen kullanılmış olması dahi, Cem Yılmazın ürün yerleştirme konusundaki acımasızlığını göstermeye yeterlidir, sanırım.

Kibirli ve acımasız

Cem Yılmazın Ankaraya ekibini Reza Zarrabın özel uçağı ile götürmesi aslında tek başına skandal bir durum. Uçağın kiralanması ya da kendisine tahsis edilmesinden bağımsız olarak düşünülmesi gereken bir konudur, bu.

Çünkü, büyük ortağı İranda yolsuzluk suçlaması ile idamla yargılanan, kendisi de ülkemizde tam olarak açıklanamamış ilişkileri nedeniyle şaibeli bir kişinin uçağını kullanmak, Cem Yılmaz adına, yıllardır Türkiyeye dayatılan cepheleşmede taraf olmak anlamına gelir ki, bu tarafın filmini izleyen seyirci kitlesinin tarafı olmadığını söyleyebilirim.

Cem Yılmazın Ankarada galada artık ülkemizde gülmek bir lüks değil, ihtiyaç demesi ise, en az Zerrabın uçağı kadar skandal bir durum. Cem Yılmazın kendisini Türkiyede gülmeyi lüks olmaktan çıkaran kişi olarak tanımlamasına neden olan nedir, acaba? Biz bilmiyoruz!

CYÖ döneminde (Cem Yılmaz Öncesi) halka gülmeyi mi yasaklamışlardı? Cem Yılmaz ne yaptı da, CYS döneminde (Cem Yılmaz Sonrası) gülmeyi lüks olmaktan çıkardı ve halkın bir ihtiyaç olarak benimsemesine vesile oldu? Gerçekten merak ediyorum. Kibirin sınırlarını öğrenmek adına!

Tayyip Erdoğanın Türkiyede her şeyi kendisi ile başlatma üslubunu benimseyen Cem Yılmazın, Reza Zarrabın uçağını kullanan Cem Yılmazla aynı kişi olması, seyircinin belki ilk anda yaşadığı şokla algılayamayacağı bir durum. Önümüzdeki günlerde, sanırım bu konuda daha ilginç gelişmelere tanıklık edeceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR