Ali Rıza Özkan

Ali Rıza Özkan

Mezarsızlara dair bir alegori: Rüzgârın Hatıraları

Rüzgârın Hatıraları Özcan Alperin üçüncü filmi. Sonbaharla başladığı sinema macerasında Alperin özgün dilini daha da pekiştirdiği bu filminin mekânı yine Doğu Karadeniz dağlarının yüksek yamaçları. "Özcan Alper Sineması diyebileceğimiz bir sinematografik çerçevenin oluşturulduğunu artık bu filmle birlikte söyleyebiliriz, diye düşünüyorum. Bu konuya yeniden dönmek üzere, film hakkındaki düşüncelerimi yazayım.

Bulutların ağaçlara yapıştığı, neredeyse bütünleştiği bir dağ başındayız. "Modern tanımını hak edecek hiçbir şey yok, görünürde! Sadece, piyano ve viyoladan gelen ve Eleni Karaindrou bestelerini fazlasıyla çağrıştıran tınılar perdeye akan görüntüleri sahipleniyor. Birden bir tabanca çıkıveriyor ortaya, ya da jandarmalar! Modern dünyadan kopmadığımızı, hatta iliklerimize kadar içinde olduğumuzu yeniden hatırlayıveriyoruz. Şükür!

Filmin başından sonuna kadar tabanca, göç, aldatma, toplu infaz, tecavüz, yağma gibi ögelerle "modern bir yaşamın bireyleri nasıl etkilediğini izliyoruz. Elbette, Rüzgârın Hatıraları bir modernizm eleştirisi değil. Film böyle bir eleştiriyi amacına koymamış. Burada sözkonusu olan, "modern tanımlasını hak eden bir yaşamın içerisinde tek tek bireylerin payına düşenlerin hikâyesi.

Hikâyenin zamansal çerçevesi iki dünya savaşı olunca ve bu dönemden insana kalan nedir, diye sorduğumuzda listeleyebileceklerimiz ne yazık ki, sentetik iplikten üretilen parlak elbiseler, rockn roll ve amerikan sigaraları değil. Özellikle de geniş Avrupa coğrafyasında yaşayan insanların payına düşen acı, çığlık, soykırım… Özcan Alper bu yaklaşımıyla neredeyse Alman ekspresyonistlerine ruh ikizi diyebileceğimiz oranda ‚dokunuyor.

Ölüm hep bana mı düşer, Usta?

Aram Demirciyan tehcirden sağ çıkabilmiş, şimdi İstanbulda, TKP ile birliktedir ve Türkçe/Ermenice bir gazete çıkarmaktadır. 12 Kasım 1942de çıkarılan Varlık Vergisi yasası ile devlete bir anda 100.000 lira borçlanmıştır. Borcunu ödeyemeyenlerin hem mülkleri müsadere edilmektedir, hem de borcun kalan kısmının ödenmesine yönelik zorla çalıştırma cezası uygulanmaktadır.

Aram Aşkaleye gitmek yerine, Sovyetler Birliğine kaçmayı tercih eder. Bu kaçak geçiş Artvinde Sovyet sınırı yakınındaki dağ köyünde yaşayan bir "TKP ilişkisi üzerinden gerçekleşecektir. Ancak, bu girişimin sonu ölümle biter. Mayıs, Haziran 1943 dönemini kapsayan bu maceranın hemen ardından 17 Eylül 1943de yeni bir yasa ile ödenmemiş Varlık Vergisi borçlarının silindiğini bilince, Aramın yaşadıkları için daha fazla üzülüyor, insan.

Özcan Alper Sineması

Sonbaharla birlikte tanıdığımız Özcan Alper bize Karadenizin kokusunu, duygusunu ve sevdasını taşıyordu. Anlattığı hikâyeler dünyanın her yerinde geçebilcek türdendi, belki. Ama, hikâyesini yerleştirdiği mekân Artvinin geçit vermez, güneş görmez, yağmuru dinmez dağları olunca kendine has, diğerlerinden ayrılan bir film çıkmıştı, ortaya. Popüler Karadeniz müziklerinin de eşliği ile yaratılan "yerel atmosfer zaman zaman hikâyenin mesajını veya yönetmenin amacını da aşmış, hatta insanlar „Karadeniz Sineması dahi tartışmıştı.

Laz Vampir, Sümelanın Şifresi, Tepenin Uşakları, Amerikalılar Karadenizde gibi filmlerin ilk anda akla geldiği Karadeniz Filmleri kategorisine kontenjandan dahil edilen Özcan Alper kısa zamanda bu ünvanı geri vermeyi başardı. İkinci filmi Gelecek Uzun Sürer ile asıl kaygısının Karadeniz değil, ama insanlık olduğu mesajını verirken, sanırım üçüncü filmi Rüzgârın Hatıraları ile birlikte, bu kaygının "Karadeniz de dahil bir kaygı olduğunu vurgulamış oldu.

Rüzgârın Hatıraları ile birlikte, Özcan Alperin sert montajlarla seyirciyi büyülemeyi amaçlamayan, sahne kurarken teatral düşünen, oyuncularından hareket değil duygu isteyen, toplamda hikâyesine odaklanan ve seyirci ile bunu paylaşmayı önemseyen bir sinema dilini yerleştirdiğini söyleyebiliriz. Yanlış anlamaya oldukça müsait olsa da, özellikle geç dönem Theo Angelopulos filmlerinde gördüğümüz tefekkürü Rüzgârın Hatıralarında da hissettiğimi söylemek isterim.

Biraz da eleştiri!

Hikâyesi, oyunculuğu, kurgusu ile kendi içinde oldukça tutarlı olan‚ Rüzgârın Hatıralarında müzik hemen öne çıkıyor. İlk iki filminden farklı olarak, „toplama müzikle yetinmeyen ve filmi baştan sona tek bir besteciye teslim eden Alper filminde müziğini kimin yaptığını belirtmemiş! Dahası, bu bilgi ne afişte ve ne de basın bültenlerinde yer alıyor!

Tamam, basın bültenlerini genellikle sinema terimlerini, hiyerarşisini bilmeyenler hazırlıyor. Oraya film müziğini besteleyen kişiyi yazmalarının en az oyuncular kadar önemli olduğunu bilmezler, bilmeyebilirler. Ancak, filmin jeneriğinde ve afişte bestecinin ismine yer verilmeyişi bence ayıp ötesi bu durum. Umarım, yapımcı ve yönetmen hukuki olarak da başlarına sorun açacak bu hatayı görür ve kısa zamanda düzeltir.

Filmin mesajı nedir diye soranlara

Birinci ve ikinci dünya savaşları arasında Anadolu insanı büyük acılarla karşı karşıya kaldı. Türk, Kürt, Ermeni vd. Topluluklar modern dünyanın paylaşım hırsının bedelini ödediler. Bugün geçmişe baktığımızda gördüğümüz acı, yağma ve katliamlara karşı ne yapabiliriz? Rus kökenli oyuncu Sofya Kandemirova bunu çok güzel açıklamış :  „Bence halk olarak bizim yapmamız gereken hayatımızı yaşamak ve birbirimizi sevmek. Bence de, filmin çok yerinde hatırladığım Edip Cansever dizesi gibi, Ne gelir elimizden insan olmaktan başka diyeceğiz ve nefretin karşısına sevgiyi, şiddetin karşısına barışı, sömürünün karşısına paylaşımı koymaya devam edeceğiz.

Rüzgârın Hatıraları

Yönetmen: Özcan Alper

Senarist: Özcan Alper, Ahmet Büke

Müzik: François Coutturier

Görüntü Yönetmeni: Andreas Sinanos

Oyuncular: Onur Saylak, Mustafa Uğurlu, Sofya Khandamirova, Murat Daltaban, Ebru Özkan, Tuba Büyüküstün, Menderes Samancılar

Türkiye, 2015, 140

Önceki ve Sonraki Yazılar