Ender Helvacıoğlu

Ender Helvacıoğlu

Haziran Ayaklanmasını kim kışkırttı? 

Ben kışkırtmadım. Çünkü kesin olarak biliyorum ki, ben “kışkırtanlardan” değil, “kışkırtılanlardan” biriydim. Keşke kışkırtanlardan olabilseydim. 

Peki, beni kim kışkırttı? Birkaç kişiyi “ihbar” edebilirim. 

Birincisi annem! O tarihte (2013’te) 83 yaşındaydı. Her akşam telefon edip, “Bak Ender, saat 21.00’de camlara çıkıp tencere-tava ne varsa çalıyoruz, unutma” diye beni uyarıyordu (pardon, kışkırtıyordu). 

Hele o ünlü “Gazdan Adam” eylemi sırasındaki telefon konuşmamızı unutamam. Gazdan Adam eylemi gününde ‘Ütopyalar Toplantısı’ dolayısıyla Karaburun’a gitmiştim, sunuşum vardı. Akşam vakti annem yine telefon etti: “Ender neredesin?” “Anne, Karaburun’dayım, ütopyalar toplantısındayım” diye yanıt vermiştim. “Başlarım senin ütopyana! Ütopya burada oğlum, Kadıköy’de olman gerekirdi.” diye beni fena halde azarlamıştı. Telefonda arkadan gelen 85 yaşındaki babamın bağırışını da unutamam: “Onur duyuyorum bu gençlerle!” (bakın, nasıl da gençleri kışkırtıyor!) Yıllar boyu her eyleme gidişimde “aman oğlum, gitme oğlum” diye beni engellemeye çalışan annemden, bir eyleme katılmadım diye azar işitmem beni fena halde utandırmış ve elbette kışkırtmıştı. 

Anımsadığım bir diğer “kışkırtıcı” yan dairedeki komşum emekli Haydar Abi’dir. İkinci Boğaziçi Köprüsü seferine çıkmış, köprünün kıyısına kadar gelmiş ama polis barikatını aşamamıştık. Polisin gazlı-sulu saldırısı dolayısıyla geri kaçarken Haydar Abi’ye rastlamıştım. “Ulan 100 tane polisi aşamadık. Verecektiniz bana bir otobüs, sürecektim girecektim köprüye!” diyerek (Haydar Abi emekli otobüs şoförüdür) beni kışkırtmıştı. 

Üst katta oturan, gün boyu gürültülü müzik dinleyip kafamı şişiren ergen kızı da unutmamak gerekir. Apartman bahçesinde “bu akşam Yoğurtçu Parkı’na mı gidelim, Boğa’ya mı” diye tartışırken, “Ne parkı yeaaa, Taksim’e gidiyorum ben” diye hepimizi küçümsemişti. “Ne ara radikalleşti bu zibidi” diye düşünmüş, ama epey provoke olmuştum doğrusu. 

Kocasını eyleme katılmaya ikna edemediğinden yakınan mahalle bakkalının türbanlı eşi, yakasında bozkurt rozeti bulunan berber çırağı, geceleri çöp bidonunu karıştıran sokak çocuğu (bir sohbetimde “ben de devrimciyim Abi” demişti), bebeğini kucağına bağlayıp elinde Atatürk posteri eyleme gelen genç kadın, Gümüşsuyu’nda gözleri gazdan yaşarmış eylemcilere gizli gizli maske dağıtan asker… tanıdığım diğer “kışkırtıcılar”dı. Hele balkonundan al yıldızlı bayrağını sallayarak “Diren Lice!” diye haykıran yaşlı teyze öyle bir kışkırtmıştı ki beni, o gazla Lice’ye kadar koşabilirdim. 

Evet, bunlar benim mahalledeki en yakın çevremden kışkırtıcılar. Her akşam toplanıp eyleme gittiğimiz Bilim ve Gelecek yazarlarını, okurlarını saymıyorum bile. Bu “kışkırtıcıların” ve “dışardan ithal edilmiş profesyonel eylemcilerin” sayılarının en az 10 milyon olduğunu tahmin ediyorum. Bir o kadar da pasif destekçiyi hesaba katmak lazım. 

Ve işte, benim anam-babam, emekli Haydar Abi, zibidi kız, bakkalın türbanlı eşi, Ülkü Ocaklı berber çırağı, devrimci sokak çocuğu, Atatürk posterli bebekli genç kadın, balkondaki yaşlı teyze meseleye el koyduğunda, Sorosçu liberaller, AB’ciler, Amerikancılar, “darbeye zemin hazırlanıyor” deyip pılılarını pırtılarını toplayıp çekip gitmişlerdi. 

O andan sonra, “Gezi Parkı Direnişi” oldu mu koskoca “Haziran Ayaklanması”… 

Haziran kitlesine halkçı demeyeceğim; bizzat halkın bağrıydı onlar. Yurtsever de demeyeceğim; bu güzelim yurdun kendisiydi zaten onlar. Haziran, Türkiye’dir. 

Kimse milyonlarca Hazirancıyı, Soros’a, cemaate falan yamamaya kalkmasın. 15 yıldır kendi biriktirdikleri çamuru bu güzel insanlara sıçratmasın. Benden uyarması... 
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR