Belirli gün ve haftalar klişeleri

Yazı günüm özel günlere denk geldiğinde üzerimde bir tedirginlik oluşur. O günün anlam ve önemine binaen yazma mecburiyeti varmış gibi bir kanaat oluşmasından kaynaklansa gerek… Köşe yazarı da olsan gazetecilik pratikleri geçerli ne de olsa. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu bir konuyla okurun karşısına çıkmak bir kenara, yeni medyada algoritma dünyasının “trend” kaygılarını göz önünde bulundurmak da var işin içinde artık tabii… 
*** 
Ne yapsam bilemedim. “Kulağımdan ameliyat olacağım” deyip yayın sorumlumuz Serkut Abi’ye mazeret mi bildirsem acaba? Şaka bir tarafa, benim durumum böyle bir kaygı değil elbette. Bir konuyla ilgili yazma mecburiyetinden dolayı yaratıcı bir içerik çıkaramama kaygısından ibaret belki de…
***
Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Buyur buradan yakın. Şimdi bir erkek olarak ahkâm kesme riski de var burada. Hoş durmuyor olabilir karşıdan bakınca. Özel günlere binaen süslü cümleler kurma zaruriyeti de doğunca ikisi birleşiyor tatsız, tuzsuz içerikler çıkıyor başımıza. Ondan sonra “kim bu bıyıklı?” diyorlar. “Ç.klü” diyen de oluyor onları saymıyorum…
***
İşte tam bu noktada konuya şöyle başlamak gerekir sanırım. Belki de rutine bağlanan “belirli gün ve haftalar” mecburiyeti gazetecilik açısından da halkla ilişkiler açısından da bir risk unsuru taşıyor. Bahsettiğim risk, özel gün ve haftalarda sıradanlaştırılan ve rutine bağlanan söylemlerin, etkinliklerin, yazıların çözümü beklenen sorunları da sıradanlaştırma riskinin ta kendisidir.
***
Mesela onlardan biri, “Basınımızın güzide temsilcilerinin 10 Ocak Gazeteciler Gününü kutlarım” cümlesi. Hadi ya? Git sor bakalım o güzide insanın bir şeyler kutlayacak hali kalmış mı? Ekonomik, siyasi, sosyal sıkıntılardan kafasını kaldıracak takati var mı? Sorunları bir türlü çözemeyince gün kutlamanın irrite edici bir etkisi de olmuyor değil insanlarda… Yaratıcı, ses getirici, kamuoyunun dikkatini o soruna odaklayan bir hareket tarzıyla gün ve hafta kutlayamadıktan sonra hiçbir anlamı kalmıyor bunların. Çok da acımasız olmamak lazım elbette. Zira güzel etkinlikler, projeler içeren uygulama örnekleri yok değil… Ancak genele bakınca bu işlerin pek iç açıcı olmadığını da belirtmek gerekir. Kadınlar Günü de bunlardan biri. Söze “Kadınlarımızın…” diye başlayan laçka metinler, “analarımız da kadındı” benzetmeleri, “kadına uzanan elleri kıran” tayfa hepsi çıkacak ortaya… Kurum kuruluşlardan, siyasal partilere kadar bu günü de boş geçmeyelim, kutlamadı demesinler bakış açısıyla sayısız basın metni, görsel içerik önümüze düşecek yine… Ben de ortaya nasıl çıkacağımı bilemedim esasında bu yazıyla… Çünkü sorunlar öylece önümüzde durmaya devam ediyor… 
*** 
Birçok sorun gibi kadına dair sorunlar da çözülemiyor. Politik, sosyal, ekonomik boyutlarıyla bakış açımızı değiştirmediğimiz sürece de olumluya dair bir gidişatın olmayacağını üzülerek belirtmek gerekiyor. Dışlanan, şiddete, tacize maruz kalan kadın sayısı gün geçtikçe artıyor. Rutine bağlanan anmalar, kutlamalar, tepkiler ise meseleye merhem olamıyor. En azından basının, kurum ve kuruluşlara ait halkla ilişkiler birimlerinin böyle hassas günlerde dikkatli davranması, dostlar alışverişte görsün kafasıyla birtakım işlere girişmemesi gerekmektedir. Zira bu tür gün ve haftalar sorunların çözümüne katkı sunmak adına vardır. Katkı sunamadığın bir sorun, tekrarlanan klişelerden öteye gitmemektedir. İnsanların bıkkınlığı da belki bundan ileri gelmektedir. Öyle ya çözüm ne? Meseleye dikkat çekmek adına kullandığın argümanlar, oluşturduğun kamuoyunun boyutu ne? Biraz bunları düşünerek hareket etmek gerekir. 
Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle… 

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR