Bir tur da siz binin

Bisiklet kıtlığı olduğu dönemlerde çocukluk yaşayanlara özgü bir cümledir “bir tur versene.” Mahallede bisikleti olan çocukların insafına kalmış artık. Verir ya da vermez. Verirse “caminin oradan” döner gelirsin. Bir tur atar, bisikleti geri verirsin.
***
Daha eski kuşaklarda, mahallede kimsede bisiklet yokken, “bir tur veren” bisikletçiler olurmuş. “Rent a car” gibi bir şey herhalde... Kuruşlu paralar karşılığında çocuklar bisikletle turlar gelirmiş.
*** 
Bu cümleyi, son dönemde teknik direktör krizi yaşayan Fenerbahçe’de, basında adı geçen hoca adayları için duyduk. Bir taraftar, Yılmaz Vural’a “bir tur da sen bin hocam ne olacak be, canın sağ olsun” demişti. Fenerbahçe’ye de binen binene... Doğru söze ne hacet! 
*** 
Siyasette de “bir tur da sen bin” yaklaşımını görmemiz mümkün. Gelen giden memleketin öz kaynaklarını tokatladığı için, siyasi partilerde “bir tur da biz binelim” zihniyetinde olan çok sayıda figür var. Suyun başında olan biniyorsa, suyun dışında olan da binmek istiyor tüm mesele bundan ibaret. Çizilen politikacı imajının halktaki karşılığı bu maalesef. Haksız da sayılmaz halkımız. 
*** 
Bazen düşünüyorum. Keşke elimizde bir imkan olsa, siyasal iletişimin bütün dinamiklerini yerle yeksan etsek. Neden mi? “Siyasetten anlamayan insan” tabiri dürüst insanlar için kullanılıyor da ondan. Ballandıra ballandıra anlatılan siyasal iletişim taktiklerinin özü, yalan söylemekte yatıyor da ondan. İş öyle noktaya gelmiş ki iyi yalan sıkan iyi siyasetçi olarak bellenmiş. 20.yüzyılın pazarlama dünyasının bize en büyük kazığı bu. Hangi cümleleri duyuyoruz başka, bir düşünelim. “İyi kıvıramıyor bundan siyasetçi olmaz. Ben biraz dobra adamım, siyaseti yapamıyorum. Dürüst adamı siyasette barındırmazlar. Her doğru her yerde söylenmez.” Ve daha niceleri... Hepsi toplumda yerleşmiş olan kanaatler ve hepimizin en az bir kere kullandığı cümleler... 
*** 
Büyük usta Tevfik Fikret, meselenin özünü yıllar yıllar önce söylemiş. “Yiyin efendiler yiyin” demiş. Ne güzel şiirdir Han-ı Yağma...

“Bu sofracık, efendiler, ki -iltikama muntazır
Huzurunuzda titriyor- şu milletin hayatıdır;
Şu milletin ki muztarib, şu milletin ki muhtazır,
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun, hapır hapır.

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı iştiha sizin;
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler! Pek açsınız, bu çehrenizde bellidir;
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı, kim bilir?
Şu nadi-i niam, bakın, kudumunuzla müftahir,
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hakk da elde bir!

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı zi-safa sizin;
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin, ne varsa ortalıkta say:
Haseb, neseb, şeref, şataf, oyun, düğün, konak, saray
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı iştiha sizin;
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı, yok zarar,
Gurur-ı ihtişamı var, sürür-ı intikamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar;
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar.

Yiyin efendiler, yiyin, bu han-ı can-feza sizin;
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa; malını
Vücüdunu, hayatını, ümidini, hayalini;
Bütün ferag-ı halini, olanca şevk-ı balini
Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini.

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı iştiha sizin;
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak:
Yarın bakarsınız söner, bugün çıtırdayan ocak;
Bugünkü miğdeler kavi bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı pür-neva sizin;
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

*** 
“Bir tur binmek” ise bizim küçük dünyamızda beynimize işlenen bir metafor. Sırayla bir tur biniyoruz. Nereye gidecek bu işin sonu bilmiyoruz. Ne diyelim. Binin efendiler binin… Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar binin… Bir tur da siz binin. 
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR