Camiden çıkan amcayı Edmund Burke sanmak…

Mülâhaza ne güzel bir kelimedir öyle… Anlamı “düşünmek” olarak bilinse de sadece düşünmekten ibaret değildir. Bir konu, hadise hakkında emin oluncaya kadar derin derin tefekkür ettikten sonra beyanata geçmektir. Birçok kurum ve kuruluştaki istişare heyetleri de bunun için vardır. Fikirler ortaya koyulur; her fikir ölçülür, tartılır, değerlendirilir ve sonrasında eyleme geçilir. İşte buna mülâhaza etmek denir.   
*** 
Muhalefet açısından bir mülâhazada bulunalım öyleyse… Ülkenin genel kabul gören siyasal bakışının sağ-muhafazakâr olduğunu varsayarak ortaya birtakım politikalar koymak anlaşılır bir durumdur. İktidar olmanın pamuk ipliğine bağlı olduğu 50+1 gibi bir garabet karşısında muhalefette bu duruma çoğu kimsenin itirazı olmadığını düşünüyorum… Ancak Türk muhafazakârlığının modernizmle olan hesaplaşmasını yanlış teşhis etmek, bir dizi hezimeti de beraberinde getirebilir. Batılı muhafazakâr düşünürlerin ortaya koyduğu yaklaşımlarla Türkiye’deki durumu değerlendirdiğimizde camiden çıkan amcayı bile Edmund Burke olarak görmeye başlayabiliriz. 
*** 
Biliyorsunuz… İrlandalı Edmund Burke, modern muhafazakâr düşüncenin önemli bir temsilcisidir. Onu belki de önemli yapan nokta, modernizmden bağımsız düşünülemeyecek olan Fransız Devrimi’nin yarattığı dönüşüme “erken dönem eleştirisi” yapan bir fikir insanı olmasından kaynaklanmaktadır. 
***
Burke, muhafazakâr olduğu kadar aslında liberal eğilimleri ağır basan bir düşünürdür… AK Parti’nin özellikle ilk iki döneminde sazı eline alan liberallerin, Türk muhafazakarlığıyla ilgili analizler yaparken atıf yapmadan geçemediği kişidir aynı zamanda… O dönem liberallerin başını çeken isimler, Türkiye’deki muhafazakâr yapıdan bir Burke profili çıkmayacağını adı gibi biliyordu. Zaten Türkiye’deki muhafazakârlığın liberal kodlara sahip olmadığı gerçeği siyasal pratikte ayyuka çıkmaya başladığında hepsi milliyetçi ittifakın ateşli figürü oldu. İşin kötüsü saf salak öğrencilerini de muhalefetin başına kakaladılar… Gelinen noktada tezkereye “evet” denmesinin İYİ Parti tabanında rahatsızlık yaratacağını bile üfürebilen liberal analizcilerle iktidar hesapları falan yapılıyor.
*** 
Türk muhafazakârlığının modernite ile olan hesaplaşmasını batılı örneklerle doğrudan özdeşleştirmek büyük hata olacaktır. Örneğin bugün tek parti uygulamalarını eleştiren bir Anadolu muhafazakârının bunu liberal kodlarla yaptığı söyleyemeyiz. İsmet İnönü dönemini otoriterlik üzerinden eleştiren muhafazakâr sayısı kaçtır mesela? En fazla “12 Ada’yı vermiş, aslında oralar hep bizimdi” diyerek eleştirir, orada bile buram buram milliyetçilik kokar… En radikal muhafazakâr, Atatürk eleştirisi yaparken liberal bir kodla  yapmaz bunu, dibine kadar milliyetçidir… Üstünkörü, gelişigüzel bir kavramsallaştırma yapacak olursak bu muhafazakârlık öyle  “Hüda Kaya muhafazakârlığı” değildir. Meseleyi böyle pompalamanın dayanağı, amacı nedir onu da anlamak zordur.
*** 
Özellikle CHP’de muhafazakârlara yönelik bir açılımın olduğu kuşkusuz… Ancak Türk muhafazakârlığının milliyetçilikle olan ilişkisini hasır altı ederek ya da yanlış teşhis ederek iktidar hesapları yapmak muhalefeti sonuca götürmeyecektir. Bugün muhalefette baskın gelen akademik, entelektüel kesimin milli konulara olan mesafeli tutumu bir siyasal duruş olarak açıklanabilir. Ama bunu “50+1’i almamız lazım” gibi argümanlarla açıklamaya çalıştığında orada bir dur derler… Dur diyenleri de “bozguncu” olarak nitelendirmek siyasi gerçeklikle bağdaşmaz. Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR