GÜVENLİK KAVRAMINI İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE YENİDEN DÜŞÜNMEK

Küresel iklim değişikliği, tehlikenin farkına varabilmiş ülkelerde bir güvenlik meselesi olarak görülmektedir… Hatta terörizmden bile daha tehlikeli olduğuna dair kanaatler oldukça yaygındır.

Peki, bununla nasıl mücadele edeceğiz? Tankla, topla, tüfekle mi? Ya da Adana’daki abi gibi güneşe ateş ederek mi?

***

Cumartesi akşamı Fulya Kalfa’nın sunduğu CNN TÜRK Masası programında Kastamonu’nun Bozkurt ilçesinde meydana gelen sel felaketi konuşuluyordu. 

Programın iki konuğu dikkatimi çekti: Güvenlik uzmanı emekli albay Coşkun Başbuğ ile güvenlik politikaları uzmanı Mete Yarar…

Şimdi diyeceksiniz ki “Zaten her akşam bu isimler ekrana çıkıyor. Burada dikkat çekici olan ne?”

Sanırım Mete Bey de bu eleştirilerin farkında olacak ki açıklama yapma ihtiyacı hissetti. “Biz sel felaketi ve iklim konusunda konuşmak için burada bulunmuyorduk” dedi.

Oysa dünyada güvenlik kavramının bambaşka noktaya evrildiği bir süreçte iklim kriziyle ilgili en çok konuşması gereken kişiler güvenlik uzmanları olmalıdır… Ancak bizdeki güvenlik yaklaşımları tank ve tüfeğin ötesine geçemediğinden bu tehlikeyi görmekte ve önlem geliştirmekte zorlanıyoruz.

***

İklim değişikliğinin güvenlikle olan ilişkisini irdelerken Kopenhag Okulu’ndan bahsetmeden geçmek olmaz.

Kopenhag Okulu, son dönemde dünyada uluslararası güvenlik alanında adından sıkça söz ettirmektedir. Geleneksel güvenlik yaklaşımlarını eleştirmesiyle dikkat çeken okul, yalnızca askeri güvenliğe indirgenen bakış açısının yetersiz olduğunu savunmaktadır. Bu bakış açısıyla küresel iklim değişikliği nedeniyle baş gösteren doğal afetlerle mücadele edilemeyeceğini belirterek, çevresel güvenliğin askeri güvenlik kadar önemli olduğuna işaret etmektedir.

***

ABD başta olmak üzere küresel anlamda ağırlığı olan birçok ülkedeki güvenlik danışmanları, iklim değişikliğinin terörizmden daha tehlikeli boyutlara ulaşacağını iddia etmektedir.

Hatırlayacaksınız… 

Margaret Beckett İngiltere Dışişleri Bakanı olur olmaz küresel iklim değişikliğine öncelik verilmesi için bir kampanya başlatmıştı. Bu kampanyaları anaokulu etkinliği tadında değerlendirmemek gerekir. Zira ülkeleri  tehdit eden bir handikaba dikkat çekiliyor. Mesele oldukça ciddi… Hafife alınacak bir tarafı yok.

***

Gelelim Türkiye’ye…

Bir hafta önce ardı arkası kesilmeyen orman yangınları nedeniyle yağmur duasına çıkarken kendimizi bir anda sel felaketinin içinde buluverdik. Bu kez de “Rabbim tamam yeter yağdırma” deme noktasına geldik. 

Deyim yerindeyse birbiriyle zıt felaketlerin biri bitmeden öteki başlıyor.

Doğa, bizi uyarıyor… 

Bu uyarı, kuşkusuz geleneksel güvenlik yaklaşımlarının dışına çıkmamız adına da bir uyarı niteliği taşıyor. Durum buyken ve ülke olarak üst üste doğal felaketler yaşamışken artık bu güvenlik tehdidine kafa yormanın zamanı gelmedi mi?

Açıkçası sel ve iklim değişikliğiyle ilgili Sayın Yarar ile Sayın Başbuğ’dan ülkenin önde gelen güvenlik uzmanları olarak ufuk açıcı öneriler beklerdim. Fakat onlar CNN ekranlarında “Bu meselenin bizimle ilgisi yok” gibi bir yaklaşım ortaya koydular. 

Üzüldüm…

***

İnsanız… Ekolojik denge içerisinde varlığımızı sürdürmek durumundayız… Ekolojik dengeyi bozan her girişimin de karşısında olmak zorundayız. Eğer bu girişimlere hükümetler yol açıyorsa onları denetleyecek mekanizmaları devreye sokmalıyız…

Bir teröristin canlı bomba olarak kendini patlatması nasıl insan hayatına kastetmekse ekolojik bütünlüğü bozan her eylem aynı derecede insan hayatına kasteder. Bu yüzden insanın varlığını sürdürebilmesiyle ilgili bir konunun dünyada güvenlik meselesi olarak değerlendirilmesi boşuna değildir. 

Gel gelelim bizde çevre duyarlılığı olan kişiler terörist olarak yaftalanıyor.  

2011 yılında HES’lere karşı eylem yaparken polisin müdahalesi sonucu ölen emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun arkasından “Ergenekoncu, darbeci, terörist” diyenlerin ahlaki açıdan sorunlu açıklamaları yalnızca ölen bir kişinin arkasından iftira atmaktan ibaret değildir. Ağaçlara, hayvanlara, denizlere, dünyada yaşamakta olan her canlıya karşı işlenmiş bir suçtur…

Şimdi sormak istiyorum…

Sahiden ya asıl terörist kim? 

***

Yazıyı bitirmeden önce değerli ABC okurlarını saygıyla selamlıyorum. Bu değerli gazetede ilk yazımla karşınızdayım.

17 yaşından beri bulunduğum medya sektöründe iki yıl önce aldığım radikal bir kararla köşe yazarlığı yapmaya başlamıştım. Bu iki yılın sonunda ABC gazetesindeki köşemden sizlere merhaba diyorum. Bu vesileyle Genel Yayın Danışmanımız Serkut Bozkurt’a ve gazete yönetimine teşekkür ederim.

Sevgiliyle kalın…


 

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR