Hayali cemaatler, hayali kavgalar

Bayramda küslük, kavga olmasın tabii. Aksini iddia eden yoktur herhalde... Ancak bayramlar her türlü itliği, uğursuzluğu, kolpacılığı yapanların iki yumuşak sözle kendini temize çıkaracağı özel günler de olmasın… Normal günlerde insanlara doğru düzgün davranılırsa, bayramda da barışmaya gerek kalmaz… Öyle değil mi?

***
Bir de bayramda eski sevgililere, eşlere yazmak isteyenler görüyoruz sosyal medyada... İlişki koçluğu gibi olmasın ama bu yöntemlere kanan kaldı mı diye sorası geliyor insanın… Kanacaksa zaten bayram işin bahanesidir, dolayısıyla bayrama kadar beklemeden yazmak gerekir. Benim önerim şu ki eski sevgililere Kabotaj Bayramı’nda falan yazın. En azından belki esprili bir zemin oluşur oradan yürürsünüz. Diğer türlüsünün tutması zor. Çok klişe bu…

Hayali kavgalar

“Hayali Cemaatler” sosyal bilimlerde yapısalcı yaklaşımın popüler bir kuramıdır. Benedict Anderson tarafından kavramsallaştırılan, ulus devlet ve milliyetçilikle ilgili analizlerin yapıldığı kuramda, “biz ve öteki” üzerinden bir sorgulama yapılmaktadır.

***
Anderson’un “Hayali Cemaatler” kitabı, Türkiye’de sol üzerindeki popülaritesini gün geçtikçe artırmaktadır. Popüler kavramını özellikle kullanıyorum zira aynı zamanda ayağa düşen bir kavram olma yolunda ilerlemektedir. Çünkü her konuda olduğu gibi entelektüel tavır adı altında işin suyunu çıkarmak maalesef bize özgüdür. Ulusalcılık ve milliyetçilik karşıtı tezler üretmek adına, indirgemeci bir yaklaşımla, milli maçta ülkesi gol atınca sevinen dayıyı bile bu kuram üzerinden değerlendirip, bu dayı üzerinden dünya sistemi analizi yapmak hakemli dergilerde bile rastladığımız durumlar artık…

***
Popülerliğini, bu kez yeni sağ üzerinde artıran bir kitap daha var: Ayn Rand’ın “Bencilliğin Erdemi” adlı kitabı. Ayn Rand kapitalizmi liberteryen boyutlarda savunarak adeta ilahlaştıran bir düşünürdür. Bahsi geçen kitapta da bu düşüncelerinin felsefi temellerini atmıştır. Ayn Rand, kolektivizm karşıtı tavrıyla cemaat ve ulus yapılarına karşı çıkmaktadır. Burada da popüler ifadesini kullandım zira işin suyunu çıkarmak Türkiye’de sadece belli bir ideolojik gruba özgü değildir.

Bu çok geç kalınmış bir karşılaşma

Bir tarafta sol üzerinde etkili olan Benedict Anderson’un “Hayali Cemaatler” kitabı, diğer tarafta sağ üzerinde popülaritesini artıran Ayn Rand’ın “Bencilliğin Erdemi” kitabı… Farklı ideolojik çıkış noktalarından gelen bu iki yaklaşımın ortak noktası epey fazla… Bilim adı altında saçmalamak pahasına bir ideolojiye çakma fırsatı kollamayanlar için muazzam bir karşılaştırma imkânı bulunmaktadır. Sosyolojik ve siyasal araştırmalarda karşılaştırmalı yöntemin hak ettiği düzeyde olmadığı bir sosyal bilimler atmosferinde bu tür karşılaştırmalar yapılmalıdır. Yapılmalıdır ki işlerin suyu çıkmasın…

***

Her iki düşünürün fikirleri bana uzak olsa da, yer yer haklı ve tutarlı tespitlerinin olduğunu söylemek zorundayım. Bireyselliğin, toplumsallığın gün geçtikçe değerinin yitirildiği Türkiye’de, yapılması gereken kavramları “Cennet Mahallesi” tadında bir mahalle kavgasına dönüştürmemektir zira... Ama maalesef dönüştürülüyor… Dönüştürüldüğü için de olay ve olguları sağlıklı bir şekilde yorumlayamıyoruz… Benedict ve Rand ikilisinden yola çıkacak olursak, Türkiye’deki mahalle kavgaları kör, hayali bir kolektivizm üzerinden vuku bulmaktadır. Altını çizmek gerekir ki bu bir dayanışma prensibi değildir. Mezhepler, inançlar, meslekler üzerinden indirgemeci tavırlarla herkes birbirine bir şeyler sallamaktadır.

***

Halk mısın, doktur mu? Her ikisi olamaz mısın?

Son günlerde gündemimizde olan doktorlarla ilgili yorum yaparken, ki güya okumuş yazmış insanlar, “Bunların hepsi böyledir” diyor mesela… Kim abi bunlar? Türkiye’de 200 bine yakın doktor var. İçinde sağcısı, solcusu, dindarı, dinsizi farklı farklı görüşler var. Hepsi böyle dediğin nasıl bir indirgemeciliğin tezahürü? Ya da bir doktor çıkıp diyor ki, “can kurtarıyoruz ama bu halk için değmez.” İyi, güzel, değmesin bakalım… Ne diyelim…

***

Ayn Rand’ın “Bencilliği Erdemi” eserindeki ifadesiyle, “bireyin gücünün ait olduğu grupla sınırlı olduğu” bir sistemde, böyle çatışmaların yaşanması kaçınılmazdır. Yine altını çizmek gerekirse bu tür yorumlar dayanışmadan öte kör bir kolektif bakışla, hayali sınırlarla çizilmiş bir kavganın yansıması olmaktadır genelde… Dolayısıyla Ayn Rand’ın bu cümlesini, Benedict Anderson “Hayali Cemaatler” tanımıyla karşılaştırmaya tabi tutmak mümkündür. Sosyal grupların buhranlı iç halleri, yaşadıkları olumsuz deneyimlerle çatışmaya dönüşmekte, bunun sonucunda üretilen değer, anlam ve semboller o kadar doğallaşmaktadır ki “biz ve öteki” tanımlamaları da bu dipsiz kuyuda şekillenmektedir.

Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR