Mansur Yavaş faktörü

Duverger’in siyasal parti elemanlarını göstermek için yaptığı yedi katmanlı bir piramit vardır. En alttan en üste doğru çıkan bu üçgen; seçmen, taraftarlar, üyeler, militanlar, ilçe örgütleri, il örgütleri, yönetim ve parlamento grubu, lider ve çevresinden oluşur. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine hem şekil olarak hem muhteva olarak benzer niteliktedir diyebiliriz. Zira her ikisinde de en alttan en üste, bir kendini gerçekleştirme süreci vardır. 
***
Fransız siyaset bilimci Duverger, doğu toplumlarında yaşasaydı bu piramide bir de “yolsuzlar” grubunu eklerdi herhalde. Madem eklememiş, ben ekleyeyim. Belki de siyaset bilimi literatürüne kavramsal bir katkı sağlamış oluruz.  
*** 
Peki, nedir bu yolsuzlar? Biraz açalım… 
Siyasal partilerde şu profile çok sık rastlanır: Bir insan beş kuruş parasız kalmıştır, deyim yerindeyse yolsuzdur, partilere tamamen bu motivasyonla gelir. Zengin siyasilerden ara ara 50-100 lira tırtıklar ve yolunu bulur. Bunun karşılığında ne mi yapar? Mesela para aldığı kişilerin yönlendirmesiyle slogan atar, yeri gelir adam döver, birçok eylemde bulunabilir. Kurnaz siyasetçiler, bu kesimi ustalıkla kullanır; biraz da maddi durumları iyiyse, yanlarında konumlandırarak, birçok ayak işini onlara yaptırabilirler. Parti kongrelerinde çıkan kavgalarda, masadan masaya uçan abiler genelde bunlardır. Omuzlarındaki yük büyüktür. Seviyoruz bu abileri… Siyasetimizin kahrını en çok bu abiler çekerler. Partilerden milyon dolarlık siyasal iletişim işleri almasalar da aslında profesyonel bir görev icra ederler. Belli bir eğitimleri yoktur. Rasyonaliteyle hareket etmezler. Bu grup, Duverger’in klasik anlamda işaret ettiği militan ya da taraftar kategorisinde pek değerlendirilemez. Çünkü temel hareket noktaları maalesef çorba parasıdır… Bugün senin için kılıç sallar, yarın başka biri için… Hayat şartları herkes için zordur nitekim…
*** 
Türkiye’de yaşanan ekonomik ve birtakım siyasi krizlere bağlı olarak, partilerde yolsuzların sayısında bir artışın olduğunu gözlemlemek de mümkündür. Maalesef bu tespiti üzülerek yapmak zorundayım ki birçok eğitimli, donanımlı insan bile bu kategoride olduğunun farkında bile değildir. Akılla mantıkla izah edilemeyecek yorumlarla, sözüm ona siyasi analizlerle birilerinin borusunu öttüren insanların profiline bakıyorsunuz çalıştığı kurumu ya da beslendiği yerleri gördüğünüzde “ha tamam” diyorsunuz. Bu meseleye somut örneklerle çok girmek istemiyorum. Anlaşılmıştır diye tahmin ediyorum. 
*** 
Seçim süreci yaklaştıkça muhalefetteki aday tartışmaları hız kazandı. Aslında son bir senedir ülkenin gündemi hep buydu. “Muhalefetin adayı kim olacak?” tartışması çoğu zaman ana gündem maddesiydi. Cumhur İttifakı’nın adayı belli olduğundan, özellikle ana akım medyanın televizyon programlarında, herhalde her gün muhalefet adayının kim olduğuna dair bir KJ başlığı açılmıştır. 
***
Muhalefet adayının belirsizliği, bugüne kadar taktiksel bir durum olarak yorumlandı. Ancak gelinen noktada muhalefet içinde ciddi bir hizip yaratma noktasına ulaştığını kimse inkâr edemez. Ekremciler ve Kemalciler olarak tanımlanan gruplar, sosyal medya üzerinden alenen birbirine girmeye başladı bile. Bu tartışmalardan sıyrılıp,  muhalefet açısından objektif bir siyasal değerlendirme yazısı okumak isteyenler bundan sonrasına devam edebilirler.
*** 
Son günlerin en dikkat çeken anketi Özer Sancar’dan geldi. Aralık 2021 anketinde, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın siyasi kişiliğinin, toplumda yüzde 60 oranında kabul gördüğünü açıkladı. Bu anketin sonuçları, aslında birçok insan için malumun ilamı oldu. Anadolu’nun muhtelif yerlerine gittiğinizde, bu durumu gözlemlemeniz mümkündür. Hayatında Ankara’yı bir kez görmemiş insanların bile Mansur Yavaş dediğine şahit olabilirsiniz. İster şaşırtıcı gelsin ister gelmesin… Ancak tablo budur. Bana göre bunun en önemli nedeninden biri Ankara’nın sosyolojik olarak, Anadolu’nun genel sosyolojik yapısına yakın olmasından kaynaklanmaktadır. Mansur Yavaş’ın da Ankaralı bir siyasetçi olması, milliyetçi bir gelenekten gelmesi, karakter olarak da özgün bir duruşunun olması Anadolu insanında sempati uyandırmış gibi gözükmektedir. Öte yandan sevdiğim bir gazeteci abimin ifadesiyle, Karadenizli siyasetçi profilinden insanların biraz sıkılmış gibi gözüktüğünü aktarmakta da fayda vardır. (Bu arada Karadeniz aşığı olduğumu belirtmeden de geçemeyeceğim. Ortaokulu Amasra’da okuyan biri olarak yeşil ve maviciyimdir.)  
*** 
Bu yorumlar, objektif bir durum tespitinden öte anlam taşımaz. Zaten Mansur Bey, babamızın oğlu da değildir. Siyaseten bir saptama yapılacaksa elde birtakım somut veriler olması gerekir. Bu veriler de Mansur Bey açısından şimdilik mevcuttur. Çünkü muhalefetteki aday değerlendirmeleri çoğu zaman objektiflik kriterinden uzak bir görüntü sergilediğini belirtmekte fayda vardır. Garip bir dayatmayla “Kılıçdaroğlu’na oy vermem diyen AK Partili’den farksızdır” şeklinde bir yorum bile gördük geçenlerde… En büyük tepkiyi de muhalefetin içinden aldı bu yaklaşım. Belki de siyasetteki “yolsuzlar grubu”nun etkinliğinin artmasına paralel olarak, bu gibi değerlendirmeler hep yapılır oldu son zamanlarda... Oysa siyasi hedefleri kitleler nezdinde geçerli kılan, bu grup asla olmamalıdır. Aklın yolu birdir diye düşünüyorum. Muhalefetin bir atımlık kurşunu kalmıştır… Bu seçimi de kaybederlerse çok ciddi krizler yaşayacakları aşikârdır. Bilmem siz ne düşünürsünüz…
Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle… 

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR