Üçüncü Hikâye

Ankara’da Kızılay Metro İstasyonu’nu bilirsiniz. Metroya binmek için Kızılay Meydanı’nın altına konumlandırılmış, uzunca bir kapalı çarşının içinden geçersiniz. Buradan, birçok insan gibi hep koşuşturma ve bir yerlere yetişme halinde geçtiğim için hiçbir dükkâna girme fırsatı bulamadım bugüne kadar… Belki, birkaç sefer tiyatro bileti falan almışımdır. Onun dışında hatırlamıyorum…
***
Yine Kızılay İstasyonu’ndan koştur koştur giderken birden ani fren yaptım, durdum. “Bu sefer yavaş yavaş, salına salına geçeceğim” diye düşündüm. Aslında o kadar da acelem yokmuş. Nereye koşturuyorsam böyle? Rahat rahat gitmek varken büyükşehirlerin kuralcı, hızlı, dakik anlayışına isyan ettim. Sonra Kızılay Metro Kitap Fuarı’nı fark ettim. Gireyim dedim bari şuraya. Fena bir yer olmamış. Yalnız kitapların çoğu indirimli olmasına rağmen fiyatlar biraz tuzlu geldi.
***
Kitapçıdan boş çıkmadım tabii… “Zorlu Konuşmalar” adında bir kitap ilgimi çekti.
***
Kitabın üç yazarı var. Douglas Stone, Bruce Patton, Sheila Heen… İlk biraz temkinli yaklaşmadım değil. “Acaba bu da mı o üfürükçü kişisel gelişim kitaplarından?” dedim kendi kendime. Baktım ki altı dolu. Harvard Müzakere Projesi’nin 15 yıllık araştırmalarını kitaplaştırmışlar. Üçü de akademisyen zaten. Kitap, zor konuşmaları nasıl yöneteceğimizi anlatıyor. Nedir bu zor konuşmalar? Patrondan zam istemek, boşboğaz birini olumsuz davranışlarıyla yüzleştirmek, sevgilinle yapacağın bir ayrılık konuşması, performans değerlendirmesi gibi hayatın içinde olan konular…
***
Zorlu konuşmaların giriş kısmını üçüncü hikâyeye dayandırmışlar. “Zorlu bir konuşmaya başlarken üçüncü hikâyeden başlayın” demişler. Doğru bir yaklaşım. Zira hepimiz kendi hikâyemize kafayı takmışız. Her zor durumu anlatırken bize ait olan hikâyeden söze başlamaktayız. Çünkü sorunu ilk olarak kendimize göre tanımlamaktayız. Oysa karşı taraf bizim hikâyemize hak veriyor olsaydı zaten mesele zor bir konuşma olarak tanımlanmazdı. İşe kendi hikâyemizden başladığımızda hiddetli, tahrik edici bir zemini yine kendi ellerimizle yaratmış oluyoruz dolayısıyla…
***
Siyasilerin özellikle kendilerine uzak olan toplumsal kesimlerden oy isterken bu hatayı yaptıklarını görmekteyiz. Oysa üçüncü hikâyeden başlamak gerekir. İnsanlar zaten sana oy vermiyor, senin hikâyene itibar etmiyor. Bunun üstüne karşı tarafın hikâyesini sınır dışı ederek meseleye girdiğinde de sonuç alınmıyor.
***
Tam bu noktada arabulucu gibi düşünmek, üçüncü bir göz gibi, üçüncü bir hikâye ortaya koymak gerekiyor. Kitapta güzel bir örnek verilmiş:

“Bisikletler ve arabalar şehrin sokakları için savaşıyor olsa, Üçüncü Hikâye, iki tarafın endişelerini de anlayan ve neden birbirlerine öfkelendiklerini görebilen şehir planlamacıları tarafından anlatılırdı. Evlilikte gerilim artınca, Üçüncü Hikâye, evlilik danışmanı tarafından anlatılabilir. Arkadaşlar arasındaki anlaşmazlıklarda, Üçüncü Hikâye anlatacak kişi, iki tarafın da dile getirmesi gereken, geçerli endişeleri olduğunu fark eden ortak bir arkadaş olabilir.”

Örnekler şöyle devam etmiş:
“Kendi hikâyenizden: Yöneticinin önünde söylediklerin beni rahatsız etti.
Üçüncü hikâyeden: Seninle bu sabah bu toplantıda olanlar hakkında konuşmak istiyorum. Söylediğin bir şey kalbimi kırdı. Beni neyin rahatsız ettiğini anlatmak ve senin bakış açını öğrenmek isterim.”
***
“Kendi hikâyenizden: Jill, buradaki her işi ben mi yapmak zorundayım? Kirli bulaşıkları bu kadar bekletmen hiç sağlıklı değil.
Üçüncü hikâyeden: Jill sanırım seninle bulaşıkların ne zaman yıkanması gerektiğiyle ilgili farklı görüşlerimiz var. Bu konu hakkında konuşabilir miyiz?”
***
Üçüncü hikâyeler, daha konuya giriş kısmında yargılardan kurtulmaya yol açar ve sağlıklı bir çözüm yolu bulmanın kapılarını aralar. Ortak bir keşif, dayatma değil bir davet, işbirliği söz konusudur.
***
İletişim çağında iletişim teknolojileri baş döndürücü bir şekilde ilerlerken, aynı zamanda bir iletişimsizlik çağına da yol açmış gibi gözüküyor. İletişimin incelikleri ise bu gibi püf noktalarından geçiyor… Metrodan yavaş yavaş, salına salına geçmenin en büyük ödülü bu kitap oldu sanırım bana… İletişim kurarken de biraz salına salına, sakin sakin ilerlemek gerekiyor oysa… Yoksa herkesin haklı olduğu birinci hikâye var, önemli olan da bu hikâyeleri kesiştirip üçüncü bir hikâye ile ortak paydada buluşabilmektir zaten. Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR