Ecevit, şairdi, duygusaldı…

5 Kasım 2006 yılında yitirdiğimiz Bülent Ecevit için ilk anma töreni 3 Kasım Günü Eskişehir’de yapıldı.


Dört beş yıl önce “Ecevitçi Arayış” grubunu kuran Ahmet Unutmaz’ın girişimleri ile Bülent Bey’in doğum ve ölüm yıl dönümlerinde çeşitli illerde etkinlikler yapılıyor, fotoğraf sergileri açılıyor.

Ülkemizin en başarılı belediye başkanlarından; Eskişehir Büyükşehir Başkanı Prof. Dr. Ylmaz Büyükerşen’in isteği üzerine, bu yıl, Ecevit’ı anma törenlerine ilişkin ilk etkinlik Eskişehir Hasan Polatkan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Burada, açılan Bülent Ecevit fotoğraf sergisinin yanı sıra bir de panel yapıldı.

Panelist olarak, Ecevit’in yakın çalışma arkadaşlarından siyaset adamı, Gazeteci Orhan Birgit, ilk yayın yönetmenim Altan Öymen, Prof.Dr. Sina Akşin, Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Metehan Kuru ve ben davet edilmiştik. Panelin yöneticisi gazeteci arkadaşım, Emre Aygen’di.
Altan Öymen ve ben etkinliğe katılamadık.

Doktorlarım izin verseydi ve panele katılabilseydim, Bülent Bey'in gazeteciliğini, cesaretini, korkularını ve kindarlığını anlatacaktım.

Panelde her şeyden önce Bülent Ecevit’in gazeteciliğine değinecektim.

Ecevit, çok iyi bir gazeteciydi. Bülent Bey’den haber ve makale yazımı ile ilgili çok şey öğrendim. Belki de en önemlisi bir konu nasıl işlenir, uzmanlardaan nasıl bilgi alınır, nasıl yorumlanır, bunlar yazıya, makaleye nasıl yerleştirilirdi.

Arayış’ta birlikte çalıştığımız dönemde, örneğin, terör veya kontrgerilla konusunda, Hasan Fehmi Güneş’ten bilgi almadan yazı yazmaz, yorum yapmazdı. Sağlık konusunda Turhan Temuçin’e, dış politika konusunda Gündüz Ökçün’e veya Şükrü Sina Gürel’e danışırdı. Her konuda Bülent Ecevit’in danışacağı uzman veya uzmanlar vardı.

Haberin veya yazının diline ve bütünlüğüne önem vermeyi de Bülent Bey’den öğrendim dersem yalan olmaz.
Kanımca, siyasete girmeyip, gazeteci kalsaydı, 'Abdi İpekçi' ekolü gibi, 'Bülent Ecevit' gazeteciliği yaratırdı
Ecevit, gazetecilikte olduğu kadar, siyasette de uzmanlara danışırdı. Ama gelen bilgilerden tam anlamıyla yararlanmazdı. Çünkü siyasetçilarin, en yakınları tarafından yanıltıldığını görmüştü. O nedenle gelen her bilgiye kuşkuyla bakmış, gazetecilkte hiç yapmadığı hataları, siyasette yapmıştı.
Ecevit, özel konuşmalarının dinlenmesinden korkardı. Özellikle 12 Eylül döneminde yaptığı görüşmelerde, radyonun sesini mutlaka açar, konuşmanın dinlenmesini engellemeye çalışırdı.
Çok cesurdu… Ecevit bunu İnönü’nün sağlığında karşısına rakip olarak çıkarak, Kıbrıs Barış Harekatını gerçekleştirerek kanıtlamıştı.
Ecevit en büyük cesaretini, kimsenin sesini çıkaramadığı, sindirildiği 12 Eylül dikta doneminde göstermişti. CHP Genel Başkanlığından bile istifa eden Bülent Ecevit, “darbenin karanlığını mum ışığı ile aydınlatmak” amacıyla bir avuc yurekli, özverili insanla Arayış Dergisi’ni yayınlama yürekliliğini sergilemişti.
Tıpkı susan, herkesin biat ettiği günümüz Türkiye’sinde, Genel Yayın Yönetmenimiz Merdan Yanardağ’ın “halkın haber alma özgürlüğü”ne saygı duyan ve doğruları aktarmayı ilke edinmiş Tele1 Tv’yi ve ABC Gazetesi'ni tüm baskı ve zorluklara rağmen yayın yaşamına kazandırdığı gibi.
Ecevit, şairdi, duygusaldı… Bir çok duygusal insan gibi kin güderdi. Halbuki, “Kin insan yüreğine yüktür” sözünü dilinden düşürmeyen Bülent Bey, “kini yüreğinde seve seve “ taşırdı.
Hem demokrattı, hem disiplinli. Ekip çalışmasına önem verir, ne var ki, çoğunlukla tek başına hareket ederdi.
Yaşasaydı, ülke bugünkü gibi olmazdı inancındayım. Ne yapar, eder, halkı ikna edip iktidar olur ve Atatürk’ün kurduğu, laik Cumhuriyet’in kök salması için çaba gösterirdi.

Ecevit’in tarihe geçen, bir sloganı, bir hayali vardı. O da, “ Toprak işleyenin su kullananın”dı. Ne var ki, kısa iktidar dönemlerinde başka şeylerle uğraşmaktan, bu hayalini yaşama geçirememişti.
Eskişehir’deki panelde konuşmamı Bülent Ecevit’in önemsediğim bir sözünü anımsatarak bitirecektim:
“Bir ülkeye diktatörlüğü diktatörler değil, ona boyun eğenler getirir.”
Işıklarda uyu Bülent ECEVİT.

O’nu ölüm yıldönümünde saygıyla anıyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR